%
Derleyen:
s
ABDULLAH ÖZTEMİZ HACITAHİROĞLU
HAZRET! PEYGAMBERE
ŞİİRLER ANTOLOJİSİ
( N A ' T L A R )
s
Y A Ğ M U R Y A Y I...
Bu kitaptaki şiirler, derleyenin
ve yayınevinin adlan belirtilme­
den kısmen veya tamamen iktibas
edilemez.
B İ R K A Ç S Ö Z
insanın ufku müuıicdir. Müminin ufku Peygamber, Peygamberin ufku da,
mutlak gerçeklerin habercisi, her p...
ı:
i
7
Na’t, en ileri ve en mükemmel bir sevgi âbidesidir. Eski çağlardaki gibi
bir tehlike, Peygamberi tanrılaştırma tehl...
8
dikler! ve O’na bir cepheden baktıkları halde yalnız O’ru gördükleri ve nasıl
büyük bir aşk çizgisi çektiklerini bize bi...
Ö N S Ö Z
Peygamber Efendimiz için yazılan manzum ve mensur eser­
ler genel olarak beş çeşit içinde incelenir ■■Na’t, Mevl...
10
Biz bu güldestemizi yüzlerce yazma ve matbu dîvanı
tarayarak ortaya koyduk. Bâzı şâirlerden çok sayıda na’t alı­
nıp bâ...
11
i linçeye kadar otuzsekiz Türk şâirinin kaleme aldığı Mevlid-i
i Şerifler arasında en ünlü olanı Süleyman Çelebi’nin ya...
ihtiyâca cevap vermek üzere tertiplenmiştir. Bundan- sonra da­
ha geniş olarak bu konudaki çalışmalara bir başlangıç olurs...
— Peygamber Efendimizin annesi Hazret-i Âmine Vâlidemiz’in
vefat ederken Peygamberimize söylediği birkaç kıymetli söz —
Ma...
14
— Peygamber Efendimizin sütannesi Halime Ha-
tun’un Peygamberimizin bebeklik zamanını tasviri —
«Zevcim beni aldı ve Âm...
15
N A ’ T
Senin aşkın kamu derde
Devâdır yâ Resûlallah
Senin katında hacetler
Revâdır yâ Resûlallah
Senin nûrun gören göz...
16
Sancağın kaldırıp şöyle yürüdü
Yüreğim içinde yağım eridi
Muhammed’in nûru arşı bürüdü
Bir yeşil bayraklı Sultan göründ...
Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel kendi güzel Muhammed -
Şefâat eyle bu kemter kuluna
Adı güzel kendi güzel Muhamm...
'l * I * * * * *
I S
CıJy HazretiMevlânâDiyorkiM ) , , , , > (0 0 7 -«M) '
f i fen benae-i ^ Ju r anem ccjer can dâ rem
ar...
19
M E V L İ D ’ den
Cümle zerrât-ı cihân edüp sşdâ
Çağrışuben dediler kim merhabâ
Merhabâ ey âli sultan merhabâ
Merhabâ e...
20
Ey risâlet tahtının sen hâtemı'
Ey nübüvvet mihrinin sen hâtemi
Çünkü nûrun rûşen etti âlemi
Gül cemâlin gülşen etti âl...
Oku Hassan gibi bu medh-i revan edip senâ
Türlü miskinlikler et hizmet edip misl-i Enes
Ey nefîs-el-nefs ü nîku halk u rah...
Kesilip başın ayakta göriser'her ki senin
Yüzün izine sürüp koymaz ayağına başı
Parmağından akıtıp âb-ı revan-bahşı revan
...
Eyâ ma’şûk-ı rahmânî ki farz-ı ayn imiş aşkın
Sana âşık olan kimse heman Allah’a âşıktır
İnip gökten yere İsâ nola olursa ...
Cihâna geldi bülend etti dînin eyvânın
Revâk u tâkını kisrâlarm edip pâmâl
Açıldı nefha-i ahkâm ile gül-i ümmîd
Seçildi pe...
Sana mutâbaat için kıyâma durdu şecer
Rükû’a vardı sipihr ü sücûda indi cibâl
Elif kıyam ü rükû’ oldu dâl ü secde mîm
Namâ...
Kim ola bir dahi mânend-i Hazret-i Fâruk
Ki turrası ola din ârızma Zülf-i cemâl
Emır-i memleket-i ilm ü hilm Zinnûreyn
İbâ...
Sipihr mertebe Sultân Bayezîd ol kim
Siriştedir hüner ile zehî ferişte hisâl
Şu denlü dîn ile dünyâya verdi revnak ki
Beğe...
23
İ L A H İ
Ey cemâl-i nûr-i çeşm-i evliyâ
. Elmeded vey ma’den-i nûr-i Hudâ
Hâk-i pây-i tûtiyâ-yı asfiyâ
Elmeded ey ma’d...
Suya versin bâğıban gülzârı, zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün-tek verse bin gülzâre su
Okşatabilmez gubarmı muharrir ...
Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa urup gezer âvâre su
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister salınur...
Taht-ı dile'han odur
Dîn ile iyman odur '
Hulk-i beden cân odur
Salii ve sellim aleyh
Mihr-i sipihr-i kerem
Sırr-ı arab he...
H İL Y E ’ den
Hem cesîm idi Resûl-i Ekrem
Yaraşır rûh-i mücessem der isem
Cism-i zîbâsıııa vermişti revâç
Hirat-i tâc ü k...
Ibn-i Azîb dedi bu re’y-i münîr
; Nehy olunmazdan idi lebs-i harîr
Bürünürdü dahi 01 mehpâre
İ Za’frân ile boyanmış câre
G...
34
Bedr-i dücâ şems-i dühâ
Verd-i gülistân-ı 'Hudâ
Hakkın habîbi Mustafâ
Doğduğu ay geldi yine
Bir âşık-ı sâdık kani
Râhat...
N A ’ T
Kudümün rahmet-i zevk ü safâdır yâ Resûlallah
Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Resûlallah
Nebî idin dahi Âdem duru...
36
İ L A H İ
Zulmet-i şirk ü hevâyı def için
Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefi’
Aradan cümle hicâbı ref için
Nûr-i pâk-i Mustaf...
İ L A H İ
Ey Resûl-i Mustafâ ve müctebâ
Vey habîb-i mürtezâ ve muktedâ
Arş-ı a’zam cilvegâh iken sana
Seyrine Sidre ola mı...
Âyet-i Nun Vel Kalem’dir mushaf-ı sinemde ya
Rüstem-i endîşenin tîr ü kemânîdir sözüm
Bir gülistandır hayâlim dil-şüküfte ...
Rind-i hüşyârım harâbat-ı muhabbettir dilim
Âşık-ı hercâiyim vahdet nişânîdir sözüm
Olalı Peygamber-i Âhirzemân’a na’t-gû
...
N A ’ T - I Ş E R Î F
Ey cemâlinle Yesrib ü Bethâ
Reşk-i firdevs ü cennet-el-m'e’vâ
Sana mahsûs îûtfudur Hak’km
Tâc-ı levl...
DER NA’T-İ RESÛL-İ EKREM
SALLÂLLAHÜ TAÂLA ALEYH-İ VE SELLEM
Mihr ü meh kim devr ederler âlemi her rûz ü şeb
Devr-i nâhemvâ...
Ahmed-i mürsel ki âlem na’tm eyler rûz ü şeb
Mihr ü mehden sanma feyz-i hâk-i pâyidir anın
Kim olur pîr-i sipihrin ceybi p...
Âlemi devretmede bî çerh ü mihver rûz ü şeb
Muhtasar eyle sözün ey dil çok olmaz mihr ü meh
Fariğ ol tahsîl-i hâsıldır mük...
44
Feyz-i na’tiyle defter-i şi’rim
Nüsha-i vird-i şeyh ü şâb ettim
Her günâhım ümîd-i afvı ile
Dâğ-ı sûz-i dili sevâb etti...
45
Doludur aşk u muhabbetle bu kevn ile mekân
Kande baksam bana her kûşede Leylî görünür
Nakşı Efendi (Ölm. 1651)
NA’T-I S...
Sermâye-i tebessüm alır girye-zârdan
Bir dil ki hem-piyâle-i Cemşîd-i aşk ola
Bâc ü neşât alur keder-i rüzigârdan
Hep cür’...
DER NA’T-I NEBİYY-İ MUHTEŞEM"
SALLÂLLAHÜ ALEYH-İ VE SELLEM
Etti teşrif çün cihânı hâtem-i hayr-el-beşer
Oldu nuruyla münev...
Heybetinden zilimi görse eder şeytan hazer
Bil onun İslâmî ile zâhir oldu işbu dîn
Hem kamu a’dâsma buldu hilâfetde zafer
...
Düşer mi meşreb-i irfana sen. de insaf et
Bu dil-harâbi-i gaflet bu hiçkâri-i dîn
Ne tâatinde safâ var ne haşyet-i yekdem
...
Cihan penâh şehâ âb-ı şerM pâkindir
Fesâd-ı şûle-i âşûbu eyleyen teskin
Saâdet ol sere ki bahtyâb-ı devlet olup
Hemîşe der...
Biroirine derd-i aşkın arzedeıier rûz ü şeb
Mihr ü meh olmazdı böyle pertev-endâz-ı safa
Olmasa ger mazhar-i nûr-i Peyembe...
Keyhusrev-i kişver-i nübüvvet
Kılmıştı nüzûl-ı kâmrânî
Lûtfuyla serây-i Ümmühânî
Nâgâh gelip cenâb-ı Cibril
Kıldı reh-i hi...
Olma be-gurûr-i nüktedan!
Güstah rev-i reh-i raaânî
Kıl acz ile i’tirâf-ı taksir
01 beste zeban be şerm-i ta’bîr
Neşâtî [E...
54
N A ’T
Gösterdi bu şeb şanını ma’nâde Muhammed
Kıldı hemen ihsânmı bâlâda Muhammed
Feth oldu o dem kudret ile bâb-ı med...
Aşkın ile meydana
Geldim yâ Resûlallah
Derdin ile devrâna
Girdim yâ Resûlallah
Zikrullahm âsârı
Terkettirir ağyârı
Âşıklar...
■m*- ' -İ ;
Pertev-i nûr-i Hak’ı
Seyredelim bir dahi
Canda olan ey ahi
Nûr-i Muhammed imiş
56
N A ’T
Fedâdır mürşide câmm ...
Be külli âlemin cânı vücûd ikliminin şâhı
Tutan eflâki hep şems ü kamer nûr-i Muhammed’dir
Yolunda can fedâ olsun diyenler...
Eyîiyecek çün salât
Buldu bu canım hayat
Vuslat’â budur necât
Salli ve sellim aleyh
Şeyh Haşan Vuslat
N A ’ T- I Ş E R İ F...
59
Bülbül-âsâ eyleyip âh ü figan ;
Eylesin hâk-i rehinde terk-i can
Derviş Ahmed virdin olsun her zaman
Ben Muhammed Musta...
6ü
Sensin ol şeh kim Süleymanlar kapında mûrdur
On sekiz bin âleme hükmetmeğe memûrsun
El benim dâmen senin ey rahmetellil...
Bu nağamhâne-i hikmetde aceb hâlettir
Biri sultân-ı cihan biri gedâ-yı bt-zâd
Kalb bir hâne iken baksan iki cânibine
Biri ...
62
I
Nûru ârâyiş-i kandîl-i serâ-perde-i Hak
Pertevi nâire-i habbe medâr-ı iykad
Ona ma’lûm idi esrâr-ı kitâb-ı melekût
Ge...
63
Hayr mahlûkun olur mevlidi de hayr-i bilâd
Dest-i i’câzı olup sîne şikâfende-i meh.
Eyledi vâkıa-i bedrde icrâ-yı cihâd...
Sensin ey nûr-i ezel vâsıta-i Rabb ü ibâd
Sen benim halk senin içlin içindir dedi Hak
Bundan a’lâ dahi bir mertebe olmaz m...
65
Nûr-i rûhâni idi bâr-ı katar-1 ecdâd
Niyyet-i tâat edersem de elimden gelmez
Oldu nefs-i bedem ol denlu günaha mu’tâd
R...
66
G A Z E L
Sakın terk-i edebden kûy-i Mahbûb-i Huda’dır bu
Nazargâh-ı İlâhîdir makaam-ı Mustafâ’dır bu
Felekde mâh-ı nev...
m
Gölgen cihâna mâye-i emn ü âmân iken
Nâbûd bûy-i gül gibi sen âşikârsm
Reşk-i selef olursa nola ümmetin senin
Peygamberâ...
Hem eâm idi mâh o bezme hem def
Nâhîd idi anda çeng der-kef
Mestâne edip terâne-i nerm
Bezm ehlini eylemişti ser-germ
Bir ...
Teşrifi ile edip o Sultân
Ervâh-ı peyemberan-ı şâdân
Sad şevk ile oldular cemâat
Ol kıble-i dîn edip imamet
Bindi yine ol ...
70
Bâlâya revân olup o sultân
Cibrîl de kaldı zâr ü giryân
Bûs etti rikâb-ı Pâdişâhı
Arş oldu fezâ-yı cilvegâhı
01 Şâh ile...
71
Tavâf-ı Kâ’be-i şevk-i cemâlin farz-ı aynimdir
Nisâb-ı hasretinden bî-nâsibim yâ Resûlallah
Gözüm yaş ile mâîâmâl gönlü...
Müşeffe’ şâfi’ evvel âhir oldur
Odur bâtın yine hem zâhir oldur
Kureyşî hem Arabî Hâşimî hem
Saîât ile selâm ana demâdem
N...
Olup bin c-ân ile teslim-i derd-i mihnet-i aşkın
Süveydâ-yı dilim dâğ-ı rızâdır yâ Resûlallah
Nola âsûde olsam sâye-i şehb...
N A ’ T - Î Ş E R Î F
Ey kişver-i risâlete sultân-ı enbiyâ
*Rûh-i revân-ı cism-i rüsül cân-ı enbiyâ
Mihr-i celî fürûgu sip...
NA’T-I .ŞERİF-İ N EBEV İ
Âfitâb-ı subh-ı mâ evhâ Habîb-i Kibriya
Mâhitâb-ı şâm-ı ev’ednâ Habîb-i Kibriya
Cevher-i kül tâb-...
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
Naat ı rasül.
of 179

Naat ı rasül.

Abdullah ÖZTEMİZ HACITAHİROĞLU, Hazreti Peygambere Şiirler Antolojisi (Na'tlar),
Published on: Mar 3, 2016
Published in: Education      
Source: www.slideshare.net


Transcripts - Naat ı rasül.

  • 1. % Derleyen: s ABDULLAH ÖZTEMİZ HACITAHİROĞLU HAZRET! PEYGAMBERE ŞİİRLER ANTOLOJİSİ ( N A ' T L A R ) s Y A Ğ M U R Y A Y I N E V İ Ankara Cad. 123. Kat II No. 202 İ S T A N B U L 19 6 6
  • 2. Bu kitaptaki şiirler, derleyenin ve yayınevinin adlan belirtilme­ den kısmen veya tamamen iktibas edilemez.
  • 3. B İ R K A Ç S Ö Z insanın ufku müuıicdir. Müminin ufku Peygamber, Peygamberin ufku da, mutlak gerçeklerin habercisi, her peygamberi şahsiyetinin katlarında bir yaprak gibi bulunduran son Peygamber... Peygamber nasıl insanın ufkuysa, Na’t da şiirm ufkudur. İlk Çağlar medeniyetinde sevgi, maddenin büyüsüyle anlatılıyordu. Mermer şarap gibi bir etki yapıyor ve insanı çarpıyordu. Ruh, fizik bir baskıyla, red ve kabul; imkânlarından, istiklâlinden ve hürlüğünden mahrum ediliyordu. Hey­ kel, ilk &dına dikildiği adamdan kopuyor, bizzat tanrı, tapınak, adına yapıldığı inançları siliyor, din ödevlerinin yerine getirildiği yer değil, bizzat din oluyordu. Ruhun köleleşmesi böyle başlıyordu. Kehanet, adaletin ve şuurun yerini alı­ yor ve medeniyet, ilkeleri kısa zamanda bir zulüm anayasası haline geliyordu. Ve bir başka alternatife yer kalmıyordu. İslâmİa başlayan Yeni Çağlar medeniyetiyse ruhim ve zihnin zaferi ve medeniyetidir. Şiirden cebire kadar ruhun ve zihnîn aydınlık vasıtaları yeni bir dünya örüyor. Putların saltanatı sona eriyor. Madde madde sınırında, insan insan sınırında duruyor. Duygunun maddeden çok kelimeyle tesbit edilmesi gibi tarihin en büyük inkılâplarından biri bu mutlaklık medeniyetinin, bir saf­ hası oluyor. Sevgi ve övgü, ruhun ve şuurun da refakat ettiğî ve iptal edil­ mediği, bütün zenginlik ve verimiyle ayakta durduğu bir vasıtaya sahiptir. Na’t, bunun en iyi modeli. Na’t, insanın, insanı, kendini Peygamberde araması, gerçeği O’nun çev­ resinde dolaşarak bulmaya çalışması, O’na yaklaşmağa çalışarak yaradılışın sırrına eriteceğini idrâk edişidir. Na’t, Peygamberin şiirle yapılmak istenen bir portresidir. Her şâir, durduğu yerden ve görme kabiliyeti ölçüsünde O’na bakar; O büyük mükemmelliğin kar­ asındaki duygularını zapt etmeğe çalışır. Bütün na’tlar âdeta, tarih boyunca yapılan tek bir portrenin farklı cephelerden birer örneği gibidir ve tek bir portre içindir. Bir portre ki, tarih ve insan devam ettikçe bitmeyecektir, bütün na’tlar, bir meşale ormanı gibi pırıldar insanlığın üstünde; ve insanlık, Peygambere doğru bu ışıkların altında sevinçle, aşkla, güvenle yürürler. *
  • 4. ı: i 7 Na’t, en ileri ve en mükemmel bir sevgi âbidesidir. Eski çağlardaki gibi bir tehlike, Peygamberi tanrılaştırma tehlikesi yoktur. Çünkü: Kelimelerin bir anlam taşıma mecburiyeti bir garanti sağlar ve bu anlamların prensiplere aykın olmaları halinde derhal görülerek tasfiye edilebilmeleri mümkün olur. Şiir şuura bitişiktir. Şuur, taş ve mermerin tesirinde olduğu gibi iptale uğramaz. Öte yandan, aklın dar çerçevesine de mabkûm olmaz. Şiir, ses, biçim ve derinlik, perspektif zenginliği, çok yanlılığı gibi anlamın etrafında toplanan ve onu akıl üstü ve akıl ötesinin de bütün imkânlarından faydalandıran bir mahiyet taşır. Eski medeniyette, bir heykelin karşısında onu seyr edenin bütün şahsiyeti ve ruhu siliniyor, yalnız heykel ortada kalıyordu. Bir na’tın okuyucusu ve din­ leyicisi ise, ruhunun bütün cepheleriyle uyanışına ve dirilişine, gelişmesine şahit olur. Bütün benliğiyle, ledün dünyasının havasım alır ve orada yaşar. Bir hey­ kelin etkisi, hipnotik bir etkidir. Ona maruz kalan sanki bir medyum gibi uyu- tulmuştur ve ondan kurtulunca bir uykudan uyanmış ve bir kâbustan kurtul­ muş gibi olur. Cadı büyüsü çözülmüş gibi. Na’tm etkisiyse bir neşvünema et­ kisidir. Ruhu besler, eğitir, yetiştirir ve geliştirir. Tazeler. Heykel, na’tm yanında, portrenin yanındaki bir natürmorttur. Na’tta, bü­ tün unsurlar, kelimeler, mısralar ve bütünüyle şiir canlıdır. Na’fın atmosferi, sahabelerin, içinde bulunduğu atmosferden bir örnektir. Peygamberlik yolunun diri havasını tatmak. Yani na’t, sahabeliğe bir uzanış, o ideal dünyadan bir ışık, bir renk, bir ses getirmek, oraya bir yürek, bir gönül taşımak geleneğinin şiir­ deki çalışmasının bir verimidir. Heykel, insanı; belki, kendi vücudunun ölü şemasına ve bilgisine götürür. Na’tsa, ruhunun görünmez görünüş ve oluşlarına bilinmez bilgilerine. ★ İki eşsiz na’tı örnek verelim : «Su kasidesi» nden insan, denizi arayan bir kaynak suyu gibi, o âleme doğru gider. O âlemin aşk ve ayrılık acısıyla başım taştan taşa vurup gezer. Şeyh Galib’in na’tmda da insan, ebedî sultanlığı İlâhî takdirle takdir ve İlâhî hü­ kümlerle teyid edilmiş olan Peygamberi, sonsuza kadar bütün ufukları doldu­ ran ümmetinin ortasında, dimdik ve pırıl pırıl durur gibi görür. ★ Günümüz Türk şiirinde aruz geleneğinin hemen hemen tek temsilcisi şâir Abdullah Öztemiz Hacıtalıiroğlu arkadaşımızın hazırladığı bu na’tlar sergisi, Türk şâirlerinin İslama ve Peygamberine duydukları eşsiz sevgi ve bağlılığı, din inançlarına en ufak bir gölge getirecek inanç sapmalarının bir noktasına bile düşmemenin mucizevî saadetiyle birlikte Peygamber sevgisinde nasıl eri­
  • 5. 8 dikler! ve O’na bir cepheden baktıkları halde yalnız O’ru gördükleri ve nasıl büyük bir aşk çizgisi çektiklerini bize bir sinema şeridi gibi gösteriyor. Bu ruhun büyük senfonisi içinde ve ulvilikler kamerasının Önünde insan, kıl gibi ince, kılıçtan keskin bir yol üstünde hiç sürçmeden yürür ve-gider. İşte bu da O’nun mucizelerinden biri değil midir? ★ Yüzlcrce şiiri içine alan bu eseri, Türk aydınına ve edebiyatına kazandı­ ran, şâir Abdullah Öztemiz’e ve Yağmur Yaymevi’ne teşekkür etmek bir borç­ tur ve bir ödevdir. Hele bu, edebiyatımızda, yeni şiir ve sanat imkânlarıyla, na’t vadisinin, Peygambere yolculuğun yeniden doğuşunun bir işareti olursa... Ama şüphesiz ki, bu değerli emeklerin en büyük karşılığı, bütün bu şiir­ lerin asıl sahibinin bir lütuf bakışma ermektir ve ermektedir. Sezai KARAKOÇ
  • 6. Ö N S Ö Z Peygamber Efendimiz için yazılan manzum ve mensur eser­ ler genel olarak beş çeşit içinde incelenir ■■Na’t, Mevlid, Hilye, Mi’râciyye, Siyer. 1) Na’t-ı Şerif: «Na’t», geniş anlamda vasf ve methetmek demektir. Özellikle Peygamber Efendimizi öğmeğe ve yine O’nu öğmek için yazılan şiirlere de na’t adı verilir. Türk edebiyatın­ da, îslâmiyetin kabul edilmesinden başlıyarak günümüze ge­ linceye kadar sayısız şâirimiz na’t’lar yazmışlardır. Bilhassa dîvan şiirimizde birçok şâirlerin dîvanlarında tevhîd ve münâ- çatlardan sonra na’tlar yer alır. Ayrıca, mesnevî biçiminde ya­ zılmış müstakil eserlerin başlangıcında da münâcat ve na’tlarla karşılaşılır. Kaside biçiminde na’tlar bulunduğu gibi, rubâî, terkîb-i bend, terci’-i bend, kıt’a, mesnevî, muhammes, müseddes, mu- rabbâ v.s. biçimlerinde yazılmış na’tlar da bulunur. Ayrıca halk şâirlerinin bâzı koşmaları ile tekke şâirlerinin bâzı İlâhileri de na’ttır. Fuzûlî’nin «Su» redifli kasidesi Türk edebiyatının en ünlü na’tları arasındadır. Nef’î’nin, Çelebizâde Âsım’m ve Şeyh Gaa- lib’in natları da çok tanınmış na’tlardandır. Şâir ve bestekâr Nazîm’in şiirlerinin çoğu na'ttır. Bunlar beşyüz büyük sayfalık divanının üçte ikisini tutar. Na’tları yüzünden halk arasında ün kazanmış, hattâ velî tanınmıştır. Söylentilere göre eğlenceye pek düşkün bir kimse iken, Peygamber Efendimiz şâire bir ge­ ce düşünde, sâlih kişilerden biri ile selâm göndermiş. Nazîm de bunun üzerine tövbekâr olarak ömrünü no;t yazmaya hasret­ miş. Neccar zâde Şeyh Rızâ Efendi ve Şeref Hanım da çok sa­ yıda na’t yazan şâirler arasında göze çarpmaktadırlar.
  • 7. 10 Biz bu güldestemizi yüzlerce yazma ve matbu dîvanı tarayarak ortaya koyduk. Bâzı şâirlerden çok sayıda na’t alı­ nıp bâzılarından az sayıda alınmıştır. Çok sayıda na’tını aldığı­ mız şâirler çok sayıda na’t yazanlardır. Bâzı pek ünlü şâirleri­ mizin notlarının bulunmadığı göze çarpıyor. Belki de bunla­ rın yazdıkları na’tlar ele geçmemiş olabilir. Matbu dîvanların çoğu esasen yazmalara göre çok eksik olduğundan bu durum daha iyi anlaşılır. Öyle de olsa böyle de olsa, bütün dîvan şâir­ lerimiz Peygamber Efendimize sonsuz sevgi beslerler ve şiir­ lerinde bunu sık sık belirtirler. Dîvanında na’t bulunmayan Nedîm bir gazelinde bu duyguyu şöyle belirtir: Hac yollarında meş’ale-i kârvan gibi Erbâb-ı aşk içinde nümâyansın ey gönül Hayâli, Âhî, Bâkî, Bahâyî Efendi, Nedîm, Tâlib, Hâmî-i Âmidî, Koca Ragib Paşa, Haşmet, Antakyalı Münif gibi ünlü şâirlerin dîvanlarında na’t bulunmamasına karşılık dünyânın en büyük şâirleri arasında bulunan Goethe, Puşkin, Rilke ile ünlü Alman birliği kurucusu Prens Bismarck’ın Peygamber Efendimiz için yazdıkları na’tları vardır. Bunlardan birkaçı gül­ destemize. alınmış bulunmaktadır. Büyük Alman şâiri Goethe esâsen ömrünün son yıllarında bâzı mutaassıp Hıristiyan çev­ relerce hücuma uğrayarak «müslümam> olarak vasıflandırılmış­ tır. Kendisinin bu ithamlara cevap vermesi «eğer samimî bir Hıristiyan ise müslüman olmadığını açıklaması» teklif edilme­ sine rağmen büyük Goethe bu soruları karşılıksız bırakmıştır. Bü sebeple doğu ve batıda Goethe’nin müslümanlığı üzerine sayısız tartışmalar olmuştur. Bu konu bugün için de bütün es­ rarını muhafaza etmektedir. Cumhuriyet devrinde yetişen şâirlerimiz arasında da seyrek olmakla birlikte na’t yazan şâirlerle karşılaşıyoruz. Arif Nihad Asya, Necip Fâzıl Kısdkürek, Ali Ulvi Kurucu, Feyzi Halıcı, Sezâi Karakoç, Vedad F. Belli v.s.. bunlardan başlıcalarıdır. 2) Mevlid’i Şerîf: Konusu Peygamber Efendimiz olan müstakil uzun mesnevî biçiminde manzumelerdir. Çağımıza ge-
  • 8. 11 i linçeye kadar otuzsekiz Türk şâirinin kaleme aldığı Mevlid-i i Şerifler arasında en ünlü olanı Süleyman Çelebi’nin yazarak |1409 yılında bitirmeyi başardığı şaheserdir. Yüzyıllardan beri [vecd ile okunup dinlenmekte olan Mevlid-i Şerif, İngilizce dâhil, birçok batı ve doğu dillerine çevrilmiştir..Çelebi’nin ça- ğına göre’pek açık bir halk dili ile yazdığı bu eşsiz dinî eser edebiyatımızın da sayılı âbidelerindendir. Mevlid-i Şerifde, Peygamberlik nurunun Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’dan başla­ yıp bütün Peygamberlerden geçtikten sonra Hazret-i Muham- med’de karar kıldığını, Peygamberimizin doğuşunu, o anda cümle âlemin nura büründüğünü, cihânın bütün zerrelerinin bu mübârek ânı kutlamak için merhabâ diye çağırttıklarını, fe­ leğin sevincinden raksa girdiğini, Kâ’be’nin bile «yâ Muhammed beni putlardan temizle, müşriklerden kurtar!» diye feryâd et­ tiğini; Hazret-i Muhammed’in kırk yaşına geldikten sonra ba­ şına Risâlet tacının konulduğunu, Kur’ân-ı Kerîm’in âyet âyet nazil olarak sırasiyle bütün mucizelerin ortaya çıktığını, mi’râcı, Peygamberimizin Cibrîlin delâletiyle Burak’a binerek bir an­ da âlem-i Kuds’e ayak bastığını, daha sonra Sidre’ye en sonunda da Refref ile Sidre’den öteye geçerek Allah’ın huzuruna çıktı­ ğını, Cemâlullahın keyfiyyetsiz ve kemmiyyetsiz olarak Pey­ gamber Efendimize göründüğünü, Peygamberimizin hitâb-ı îlâhiyeye mazhar olduğunu, en sonunda Peygamberimizin ve­ fatını çok sâde, samimî ve heyecanlı bir dil ile tasvir eder. 3) Hilye-i Şerîf: Peygamber Efendimizin vasıflarını anla­ tan uzun mesneviler biçiminde yazılmış eserlerdir. Edebiyatı­ mızda en ünlü hilyeyi Hâkaanî Mehmed Bey kaleme almıştır. 4) Mi’râciyye : Peygamberimizin «Mi’râc» mı tasvir eden kısa vezinli uzun mesnevî biçiminde yazılmış manzumelerdir. 5) Siyer: Peygamberimizden bahseden mensûr eserlere siyer denir. Alaşehirli Veysî Efendi’nin yazdığı Siyer-i Veysi bunların en ünlüsüdür. Bir iddiâsı olmayan bu güldestemiz, son yıllarda artan bir
  • 9. ihtiyâca cevap vermek üzere tertiplenmiştir. Bundan- sonra da­ ha geniş olarak bu konudaki çalışmalara bir başlangıç olursa, bu, bizim için bir sevinç olacaktır. İstanbul: 31 - E lfzm -1965 12 Dr. Abdullah Öztemiz Hacıtâhiroğlu
  • 10. — Peygamber Efendimizin annesi Hazret-i Âmine Vâlidemiz’in vefat ederken Peygamberimize söylediği birkaç kıymetli söz — Ma’sum çocuk! Seni vedia-i İlâhî olarak bırakıp gidiyorum, Rabbim seni mes’ut ve mebrûk buyursun! Validenin gaybubetiyle me’yus olma! Ey bir rü’yânın kurbanı olacakken Lûtf-i İlâhî sâyesinde, fidye-ı necât ile Pençe-i cellâd-ı ecelden yakayı kurtaran Abdullah’ın o ma’sum yavrusu! Eğer düşlerim doğru çıkacak olursa Sen bütün ins ü cinne gönderilecek bir Peygambersin! Helâl ve harâmı bildirmeğe, Bütün hakikatleri çerçevelemeğe Ve ceddin İbrâhim aleyhisselâmın dîni İslâmiyeti ihyâyâ memursun! Çünkü Allah, İbrâhim Aleyhisselâm gibi seni de, Putlardan ve puta tapanlara uymaktan 'korumuştur! Her yaşayan ölür, Her yeni eskir, Her yaşlı göçer, Ben de öleceğim. Fakat senin gibi temiz Bir vekil bırakacağım için Adım aslâ ölmeyecek! Hazret-i Âmine Hatun (Vefatı: 577)
  • 11. 14 — Peygamber Efendimizin sütannesi Halime Ha- tun’un Peygamberimizin bebeklik zamanını tasviri — «Zevcim beni aldı ve Âmine Hatun’un evine götürdü. Âmi­ ne Hatun beni güler yüzle karşıladı ve çocuğun odasına götürdü. Çocuk, altında yeşil ipekten bir şilte, beyaz yünden bir sargıya sarılmış, arka üstü mışıl mışıl uyumakta... Her nefes alışında, etrafa bir benzerini hayal etmek mümkün olmayan nefîs ko­ kular yayılıyordu. O kadar güzel o kadar sevimliydi ki, uyan­ dırmaya kıyamadım. Elimi göğsüne değdirerek, okşamak iste­ dim. Gülümseyerek gözlerini açtı. Duyduğum câzibe hissin­ den sanki büyülenmiştim. îrâdesizce çocuğu kucağıma aldım. Gözlerinden öyle bir nur fışkırıyordu ki, gökleri deliyordu. Yavruyu iki gözünün arasından öptüm. Sağ mememi uzattım. Hemen aldı ve dilediği kadar emdi. Sonra sol mememi verdim. Almadı. Ondan sonra da hep böyle oldu. Hiç bir zaman sol mememden süt almadı» «Oymağımızın olduğu yere geldik. Çocuğu,, en titiz itinâ ile yeni evindeki yeni köşeye bıraktım. Kocam sevinçler içinde, manzaraya baktı. Sonra devemizi sağmaya gitti. Devemiz de kısır ve kuru bir şeydi. Sütü çok azdı. Oğlum Abdullah’a bile yetmiyordu. Biraz sonra yanımıza gelen kocam bana seslendi: «Yâ Halime! Aldığın Öksüzün ayağı çok uğurlu... Kısır deve­ nin memelerini dopdolu buldum. Bak, şu bakracın içindeki süte!.. îşte şimdi sağdım bunu!.. Haydi içelim!..» Kısır devenin, belki günlerce üst üste eklense bu kadar tutmayacak olan sü­ tünü içtik. Çocuk evimize gelir gelmez, sanki bereket yağ­ muru altında kaldık. Bütün sıkıntılarımız uçup gitti, geceleri­ miz sabah ışığıyla doldu.»' Halime Hatun [Peygamberimizin sütannesi] (VI. yüzyıl) Çeviren : Necip Fazıl Kısakürek
  • 12. 15 N A ’ T Senin aşkın kamu derde Devâdır yâ Resûlallah Senin katında hacetler Revâdır yâ Resûlallah Senin nûrun gören gözler Ne ay gözler ne yıldızlar, Nurundan gece gündüzler Ziyâdır yâ Resûlallah Dilinden açılır güller Sözünden bal ve şekkerler Senünde hasta gönüller Şifâdır yâ Resûlallah Habibsin pâdişahlara Tabibsin derd ü ahlara Şefâatın günahkâra Anâdır yâ Resûlallah Ay ü güneş yedi yıldız Seni öğer kamu düpdüz Senin sözünden ayrık söz Hatâdır yâ Resûlallah Hased kılır sana iblis Zehî ahmak olur telbis Seni sevdiğiçin îdris Âlâdır yâ Resûlallah Ururlar nevbetin dâim Bu beş vakt sünnetin kaaim Gelirse honuna her kim Salâdır yâ Resûlallah Mübârek türbesi yerde Dolu-nur ile perverde Veli rûhun feleklerde Ayandır yâ Resûlallah Makaamm Kâ’be-i Zemzem Hemîşe kaaim ü muhkem Hızır ümmetine her dem Sakadır yâ Resûlallah Şeyyad-ı Hamza ol şahdan Diler kim kurtula ahdan . Seni medh etmek Allahdan Atâdır yâ Resûlallah Şeyyad Hamza (XIII. yüzyıl) İ L A H İ Dün gece kardaşlar bana düşümde Bir yeşil bayraklı Sultan göründü Gözümün gördüğün söylerim size Bir yeşil bayraklı Sultan göründü
  • 13. 16 Sancağın kaldırıp şöyle yürüdü Yüreğim içinde yağım eridi Muhammed’in nûru arşı bürüdü Bir yeşil bayraklı Sultan göründü Sancağı ağ idi döndü yeşile Uyandım kendimi döğdüm taş ile Ey Allahım yine göster düş ile Bir yeşil bayraklı Sultan göründü Derviş Yunus dâim Allaha tapar Tapmayaıılar doğru yolundan sapar Ey Allahım bizi onlarla kopar Bir yeşil bayraklı Sultan göründü Yunus Emre (Ölm. 1307) İ L Â H İ Araya araya bulsam izini İzinin tozuna sürsem yüzümü Hak nasîb eylese görsem yüzünü Yâ Muhammed canım arzular seni Bir mübârek sefer olsa da gitsem Kabe yollarında kumlara batsam Hub cemâlin bir kez düşte seyretsem Yâ Muhammed canım arzular seni Arafat dağıdır bizim dağımız Orda kabul olur bizim duâmız Medine’de yatar Peygamberimiz Yâ Muhammed canım arzular seni Yûnus metheyledi seni dillerde Sevilip durursun hep gönüllerde Ağlaya ağlaya gurbet ellerde Yâ Muhammed canım arzular seni Yunus Emre
  • 14. Canım kurban olsun senin yoluna Adı güzel kendi güzel Muhammed - Şefâat eyle bu kemter kuluna Adı güzel kendi güzel Muhammed Mü’min olanların çoktur cefâsı Âhirette olur zevk ü safâsı On sekiz bin âlemin Mustafâsi Adı güzel kendi güzel Muhammed Yedi kat gökleri seyrân eyleyen Kürsi’nin üstünde cevlân eyleyen Mi’râcmda ümmetini dileyen Adı güzel kendi güzel Muhammed Âşık Yunus n’eder dünyâyı sensiz Sen Hak Peygambersin şeksiz gümansız Sana uymayanlar gider iymansız Adı güzel kendi güzel Muhammed Yunus Emre N A ’ T N A ’ T Hak yarattı âlemi Aşkma Muhammed’in Ay ve günü yarattı Şevkine Muhammed’in Ol dedi oldu âlem Yazıldı levh ü kalem Okundu hatm-i kelâm Şânma Muhammed’in Hep erenler geldiler Dergâha yüz sürdüler Zikr-i tevhîd ettiler Nûruna Muhammed’in Veysel Karânî kazandı Âhir yine özendi Sekiz uçmak bezendi Aşkma Muhammed’in Feriştehler geldiler _ Saf saf olup durdular Beş vakt namaz kıldılar Aşkına Muhammed’in Havada uçan kuşlar Yeşerip dağ ve taşlar Yemiş verir ağaçlar Aşkma Muhammed’in İmansızlar geldiler 'Ondan îman aldılar Beş vakt namaz kıldılar Aşkma Muhammed’in Yunus ki ede methi Över Kur’ân âyeti An vergil salâvatı Aşkına Muhammed’in Yunus Emre F
  • 15. 'l * I * * * * * I S CıJy HazretiMevlânâDiyorkiM ) , , , , > (0 0 7 -«M) ' f i fen benae-i ^ Ju r anem ccjer can dâ rem aremf i t , kak-; rek-i f l U a m m J W u kt, Ger nahl Lünecl cüzin keâ ez cjikjtârcm İ3 izârem ez o ve zan Mili an Lizârem.. T E R C Ü M E S İ Ben sağ olduğum müddetçe Kuranın kölesiyim Ben, Muhammed Muhtarın yelunun tozuyum Benim sözümden, bundan başkasını kim naklederse Ben ondan da bizarım o sözlerden de bizarım..
  • 16. 19 M E V L İ D ’ den Cümle zerrât-ı cihân edüp sşdâ Çağrışuben dediler kim merhabâ Merhabâ ey âli sultan merhabâ Merhabâ ey kân-ı irfan merhabâ Merhabâ ey sırr-ı fürkan merhabâ Merhabâ ey derde derman merhabâ Merhabâ ey mâh ü hurşîd-i Hudâ Merhabâ ey Hak’dan olmayan cüdâ Merhabâ ey bülbül-i bâğ-ı cemâl Merhabâ ey âşinâ-yı Zülcelâl Merhabâ ey âsi ümmet melcei Merhabâ ey çâfesizler eşfaı Merhabâ ey cân-ı bâkî merhabâ Merhabâ uşşâka sâkî merhabâ Merhabâ ey kurret-ül-ayn-i Halîl Merhabâ ey hâs-ı mahbûb-ı Celîl Merhabâ ey rahmeten-lil-âlemîn Merhabâ sensin şefî’-el-müznibîn Merhabâ ey pâdişâh-ı dü cihân Senin için oldu kevn ile mekân Ey cemâli gün yüzü bedr-i münîr Ey kamu düşmüşlere sen de'stgîr Destgîrisin kamu üftâdenin Hem penâhı bende vü âzâdenin Ey gönüller derdinin dermânı sen Ey yaratılmışların sultânı sen Sensin ol sultân-ı cümle enbiyâ Nûr-i çeşm-i evliyâ ve asfiyâ
  • 17. 20 Ey risâlet tahtının sen hâtemı' Ey nübüvvet mihrinin sen hâtemi Çünkü nûrun rûşen etti âlemi Gül cemâlin gülşen etti âlemi Yâ Habîballah bize imdâd kıl Son nefeste lütfün ile şâd kıl Süleyman Çelebi (Ölm. 1421) İ L A H İ Göster cemâlin göreyim Hakkın sen oldun mazharı Ey mâh-ı tâbân Mustafâ Sensin kamunun rehberi Ref’ et nikaab-ı rûyini Seni seven oldu beri Şems-i dırahşân Mustafâ Cümleden erkân Mustafâ Sana eren erdi Hak’a Rûyinle oldu âfitâb Aşk zencirin boyna taka Sana göründü hak kitâb Tâ hak cemâline baka Âşıklara fetholdu bâb Ey nûr-ı cânan Mustafâ Ey derde dermân Mustafâ . ' Öğmek seni elbet muhal Meddahın oldu Zülcelâl Muhyî kuluna kıl visâl Ey Hakka mihmân Mustafâ Şeyh Muhyiddîu (XV. yüzyıl) DER MEDH-İ NEBÎ Yine ey bâd-ı nesîmî amber-âsâ hûb es Reh-neverd ol bunca günlük yolları bir demde kes Tîz-rev bir turfa peyk-i çâpük ü çâlâksin Olabilmez sana hem-reh ne cemâze ne feres Var Resulün türbesine ayağına sür yüzün Bî-edeb deprenme âheste kımılda etme ses
  • 18. Oku Hassan gibi bu medh-i revan edip senâ Türlü miskinlikler et hizmet edip misl-i Enes Ey nefîs-el-nefs ü nîku halk u rahmanı nefes Vey muîn-i her kesi her kalmışa feryâd-res Pâsbânı âli kasrının ki Mikâîldir Bârigâhmda senin nâmûs-i ekberdir ases Nitekim nûrun güneşten iktibas eder kamer Nûru her peygamberin nûrundan olur muktebes Yarlığanmak iltimâs ettiğimiz ayb etme kim Yâ Nebiyyallah şefâattir tapundan mültemes . Hoce-i her kaafile-sâlâ-ı râh-ı dînsin ■Kalmışız sergeşte vü güm-râh depretdir ceres Mâdihindir Rûşenî her demde medh eder seni Gerçi medhin edebilmez Hak’dan özge hîç kes Rûgenî (Ölm. 1487) N A ’T Çün doğup tuttu cihan yüzünü hüsnün güneşi Kim ola sevmiye bu vech ile sen mâh-veşi Türk ü Kürd ü Acem ü Hind bilir bunu ki sen Hâşimîsin Arabîsin Medenîsin Kureşî Sen emîre kul olan her ne kadar müdbir oia Bende-i mukbil olur misl-i Bilâl-i Habeşî Dîk-i hikmette pişirdi çü senin sevgini Hak Cebrail olsa nola matbahmın heyme-keşi Yerdeki da’veti fevt ola gidem deyu göğe Bağladın beline ey nûr-i bilâ-sâye taşı Sensin ey püşt ü penâh-ı melek ü ins ü perî Enbiyânın güzeli sevgilisi hûbu hoşu Üzülüp ırkı Ebû-Cehl gibi ebter olur Seiı Ebülkaasım ile her ki tutarsa güreşi Lâle benzer ki gül-i rûyuna indirmedi baş Muğ-i Hindû gibi yandı kararıp içi dışı
  • 19. Kesilip başın ayakta göriser'her ki senin Yüzün izine sürüp koymaz ayağına başı Parmağından akıtıp âb-ı revan-bahşı revan Nice yüz bin kişiden def’ edipsin ateşi Vedduhâ verdine Velleyl okurum sünbülüne Rûşenî virdi budur: «Külli gadâtm ve aşiy» Rûşenî N A ’ T- I Ş E R Î F Ey risâlet bûstânmda hırâman servi kad Vey nübüvvet ravzasında yâsemen-bû lâle-had Adı Ahmed bî-aded dür yâ Nebiyyullah Veli Sen bir.-'Ahmed’sin ki senden görünür nûr-ı Ahad «Sad» aynin «mim» ağzın «dal» zülfün göreli Yâ Nebi gitmez dilimden bir nefes zikr-i samed Enbiyânın her birinin var nihâyet ilmine Hak sana verdi ki ilm ü hikmete yok hadd ü ad Rûşenî bîçâre zulmette kalırdı yâ Nebî Ona «mim» ağzınla iki «dal» m olmasa meded Rûşenî N A ’ T Eyâ sultân-ı kevneynin sözün cümle dekaayıktır Letâyiftir garâyibdir acâyibdir hakaayıktır Fesâhatta belâgatta maârifte merâtipde Nebilerden seni kimdir demez a’lâ ve faayıktır • Senin bir vech ile zât-ı şerifin zâhir oldu kim Hudâ demekden özgesi ne dense sana lâyıktır Cihanda la’l ü yâkutun adı gerçi ki sâmittir Senin la’lin sühangûdur dilin yâkut-i nâtıktır Boyun serv-i hırâmandır semensa kâkülün sünbül Hatm mânend-i reyhandır yüzün misl-i şakaayıktır Zamîrin mihr-i rahşandır cebinindir meh-i taban Gül’âlindir şeb-i yeldâ yanağın subh-ı sâdıktır
  • 20. Eyâ ma’şûk-ı rahmânî ki farz-ı ayn imiş aşkın Sana âşık olan kimse heman Allah’a âşıktır İnip gökten yere İsâ nola olursa şâkirdin Lebin ihyâ-yı mevtâda igen üstâd-ı hâzıktır Senin şîrin dudağına reteb dense aceb midir Bu nahlistân-ı âlemde ki boyun nahl-i bâsıktır Hak’ın ism-i şerifinden güzın ismin ki müştaktır Mübârek adın Allah’ın latîf adına lâhıktır Egerçi da’vetin kamu nebilerden eyâ dâî Gelüptür sûretâ sonra velî ma’nide sabıktır Beyân etse maânî-i bedîi mantıkin nola Kelâm-ı hikmet-âmîzin mesâbîh ü meşârıktır Sabâ benzer ki gülzâr-ı diyârmdan güzer kılmış Serâser uğrayan yerler gülistan ü hadâyıktır Ebûbekr ü Ömer Osman Ali kim çâriyârındır Seni her kim sever candan bilâdmla muyaafıktır Acep mi medh-i hulkundan olursa Rûşenî âciz Çü mâdih hulk-i nîgûnu eyâ memdûh-i hâlıktır Ne devletlu saâdetlu ne izzetludur ol kimse Seninle rûz-i mahşerde müsâhiptir müânıkür Şefîi her günahkârın çü ey şâh-ı kerem sensin Gelüptür Rûşenî dahi kapma abd-i âbıktır Senin bir âşıkmdır ol deli candan eyâ server Gözü yaşı yüzü rengi onun aşkına tanıktır Rûşenî KASÎDE-İ NA’T-I RESÛL Şu söz kim ola misâl-i kelâm-1 ehl-i kemâl Selâsetinde hacîl ola selsebîl-i zülâl Şu söz ki zemzeme-i Âhir-uz-zeman ola ol Gönülde can gibi saklaya ehl-i vecd ü hâl Sezâdürür k-ola bezl-i medâyıh-i Ahmed Senâ vü mekrümet ü mahmidet aliyy ü âl Vücududur veren âhir zamana zıb ü şeref Nite ki lyd-i hümâyûn ile meh-i şevvâl
  • 21. Cihâna geldi bülend etti dînin eyvânın Revâk u tâkını kisrâlarm edip pâmâl Açıldı nefha-i ahkâm ile gül-i ümmîd Seçildi pertev-i İslâm ile harâm. ü halâl Alelhusûs bu tertîb ola kıyâmete dek Zehî nihâyet-i kudret kemâl-i istiklâl Eğerçi yer göbeği Kâ’be’dir cihâna şeref Ki Çin’de nâfe ile bulur i’tibâr gazâl Seninle buldu safâ Kâ’be yâ Nebiyyallah Şeninçün etti bu halkı Müheymin-i müteâl Yeri göğü yaratırken eyâ bihîn-i beşer Hudâ bilir ki vücûd-i lâtifin idi meâl Tapunu eyledi âlemde sâhib-ül-mi’râc Zehî inâyet-i Perverdigâr-ı Celle Celâl Misâfir-i şeb-i Esra mukiym-i Ev’ednâ Sana denildi sana merhaben teâl teâl Tevakkuf etti güneş gülle-ban husûsunda Tabı’atmda var iken bu derilu isti’câl Duâ gibi çıkarıp bir nefeste gökyüzüne Yine yer ehline rahmet gibi eder inzâl O gecede güher-i şeb-çerâg doksan bin Müzeyyin oldu nübüvvet kulağına fi hâl Serâser eyledi ser cümle enbiyâ ta’zım Temâmet eyledi ervâh-ı kuds istikbâl Çü. buldu kabza-i kudrette kaab-ı kavseyıı’i Murâdı tîrine etti inayeti per ü bâl Kara giyer şeb-i mi’râc ü Hazret-i Kâ’be Misâl-i mürşid-i kâmil muhassıl-ul-âmâl Garazları bu ki makbûl-i hidmeti olalar Hemîşe bâr-geh-i Kibriyâda misl-i Bilâl Gel ey hulâsa-i kevneyn ü fâhr-i mahlûkat Habîb-i Hazret-i Bârî muîn-i ümmet-i dal Ne şübhe fahr-i rüsül efdal-ül-beşer sensin Cemf-ı kevn ü mekân zerre zerre şâhid-i hâl Nübüvvetine şehâdetler etti dört kitâb Eğerçi şâhid-i şer’ ikidir bilâ-işkâl
  • 22. Sana mutâbaat için kıyâma durdu şecer Rükû’a vardı sipihr ü sücûda indi cibâl Elif kıyam ü rükû’ oldu dâl ü secde mîm Namâz kıl ki namâz oldu ayn-ı âdeme dâl Zaîf ümmeti zulmette komamağ için Ziyâ vü nûrun ile arş ü ferş mâlâmâl Cihanda yeller olur kim eser eserleri yok Kimisi sarsar u kimi debûr ü kimi semâl Şu demde kim ese kıble yeli diyânndan Bahar olur açılır her çiçek sefıd eğer âl Gel ey saâdet-i fakr ile fahr eden hace Şefâatin dürür ümmet içinde re’sül-mâl İki cihanda şu bedbaht eyledi noksan , Ki mâl üstüne,kef geçtiğini sandı kemâl Mukaddem olsa ne tan noktadan mücerreddir Hesâba gelse bir olmaz eğerçi dâl ile zâl Seni ibâret-i Levlâk nükte-i kudsî Güneşden eyledi rûşen ne hacet istidlal Hidâyet-i Ahadî mürşid olmadı yoksa Bilirdi kadrini Bû-Cehl-i nâ-pesend-fiâl Eyâ Nebî seni medheylemek ledünnîdir Hurûf-i lâfz ile mümkün ola mı emr-i muhâl Eyâ güzîn-i beşer sen Habîb ü ben acemî Veyâ Emîn-i zemân sen fasîh ü ben ise lâl Ere mi pâye-i medhine dest-i nâtıkanm Taka mı değme denî Arş sâkma halhâl Edemedim ser-i giysûnu kıl kadar ta’rîf Bu ârzûda vücûdum hakikat oldu hayâl Medâyihinde kati ihtiyârsız olurum Bilirken olduğun ıtrâb mûcib-i imlâl Şeref değil mi ki nâm-ı şerifini ananı Hezâr cehd ile iblîs edemeye idlâl Şu resme ümmet arasında dostlar var kim Tavâfa gelse eder Kâ’be ona istikbâl' Alelhusûs Cenâb-ı bülend-i Sıddîkî Ki buldu onun ile dîn-i Ahmed istiklâl
  • 23. Kim ola bir dahi mânend-i Hazret-i Fâruk Ki turrası ola din ârızma Zülf-i cemâl Emır-i memleket-i ilm ü hilm Zinnûreyn İbâdetinde bulunmadı zerrece ihmâl Yegâne Hayder-i safder Gazanfer-i Bârı Ali ki nam-ı şerifi olur mübârek fâl İki güher ki Hasendir biri Hüseyn-i şehîd Kim anlarınla ederdi zemâne def’-i melâl Bebekleridürür İslâm gözünün ikisi Hoşâ sipihr-i saâdetde rûşenân-ı celâl îlâhi âline ashâbına ba ecmeihim Hezâr bâr salât ü selâm ola irsâl ' Ümıddir ki her.üftâdeyi unutmayalar Budur murâdı cihan halkının alel icmâl Biri de bende ki oldum esîr-i nefs-i dem Garık-i bahr-i günâhım refîk-i râh-ı dalâl Günâh yükleri bastı yüzün düşübdürürin Şefâat eyle kayırmaz kemînenin elin al Şefâatm demidir geldi yâ Resûlallah înâyet eyle ki gelmez inâyetine zeval Şulardan eyleme ben çâkerini kim olalar Tarîk-i Hak’ka muannid dalâlete meyyal Fakir isem nola şevkin içimde dopdoludur Aceb mi olsa reyâhîn ile kabûl-i sifâî Bin ise' medh ediciler Necâtî de biridir Kulun nihayeti yoktur binini gör birin al Ümîddir ki şefâat elini çekmeyesin Cezâ gününde diğer-gûh olur ise ahvâl Bana düşen bu ki yelem yoluna yumuşuna Gerekse cennete gönder gerek cehenneme sal Cenâb-ı hâtif-i gaybîden erdi câna hitâb Ki ey netîce-i penc ü çihar ü hefte vü sâl Delıl-i vâzıh ü rûşen değil midir bu kim Huzûr-i ümmet için ol şefî’-i yevm-i suâl Mukarrer eyledi bir pâdişâha devleti kim Umjir-i şer’den ayrığın eyledi ibtâl
  • 24. Sipihr mertebe Sultân Bayezîd ol kim Siriştedir hüner ile zehî ferişte hisâl Şu denlü dîn ile dünyâya verdi revnak ki Beğendi Kaadir-i Settâr ü îzid-i müteâl Ana raiyyet olup Mustafâ’ya ümmet olan Mukarrer iki cihan devletine buldu visâl Cemî’-i âlemin oldur duâsı can ile ki Bu intizâm ola tâ haşredek ber-în minvâl Cemî-i emrde Kur’ân ile müşâveresi Zehî kemâl-i taayyün esâs-ı ıstidlâl ’Müsâ’adet ede ömrüne dîn-i hakk-ı Resûl Müsâreat ede emrine ihtimâm-ı rical Necâiî (Ölm. 1508) N A ’ T- I Ş E R Î F Muhammed-i Arabî kim Resûl-i ekmeldir Tekarrübiyle kamu enbiyâdan efdaldir Kılan resûllerin kavmineydi da’veti çün Nübüvveti ile bu ins ü câna mürseldir Kim anı medh ede çün medhidir onun Levlâk Defâtir-i dü cihan midhatinde mücmeldir Adû-yi bî-basar ona muhâlif olsa ne tan Sahîhi eğri görürler şular ki ehveldir Eğerçi hatm idi Yûsufda hüsn-i i’câzı Bu hüsn-i hulku ile cümlesinden ecmeldir Eyâ muın-i beşer rahm kıl fütâdelere Şefâat âyeti şânmda çünkü mürizeldir Kapun gedâsı dürür Adlî onu reddetme K-ona muhabbet-i âlim delîl-i a’deldir Sultan İkinci Bâyezld Han (1447 __ 1512)
  • 25. 23 İ L A H İ Ey cemâl-i nûr-i çeşm-i evliyâ . Elmeded vey ma’den-i nûr-i Hudâ Hâk-i pây-i tûtiyâ-yı asfiyâ Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ Kimse sensiz bulamaz-Hakka vusûl Feyz-i lûtfunla olur merd-i kabul Rahmeten lil âleminsin yâ Kesûl Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ Eyledin bî had cürüm ile cerîm Oldun eşhâs-ı hevâ ile nedîm ... Eyle isyânım şefâat yâ Kerîm Elmeded vay ma’den-i nûr-i ,Hudâ Ey kerem kânı Resûl-i Kibriyâ Kemlerindir bu Selîm-i pür hatâ Dergehîıiden ilticâ eyler atâ Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ Yavuz Sultan Selim Han (1467 — 1520) KASİDE DER NA’T-İ HAZRET-İ NEBEVİ (SU KASİDESİ) Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlâre su Kim bu denlu tutuşan odlâre kılmaz çâre su Âb-gûndur gûnbed-i devvâr rengi b'ilmezem Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su Zevk-i tîginden acep yok olsa gönlüm çak çâk Kim mürûr ile bırakır rahneler dîvâre su Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânm sözün İhtiyât ile içer her kimde olsa yâre su
  • 26. Suya versin bâğıban gülzârı, zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün-tek verse bin gülzâre su Okşatabilmez gubarmı muharrir hattına Hâme-tek bakmaktan inse gözlerine kaare su Arızın yâdiyle nemnâk olsa müjgânm nola Zâyi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su Gam günü etme dil-i bînârdan tîğin dirîğ Hayırdır vermek karanlık gecede bîmâre su İşte peykânm gönül hicrinde şevkim sâkin et Susuzum bir kez bu sahrâda benimçin âre su Ben lebin müştâkıyım zühhâd kevser tâlibi Nitekim meste mey içmek hoş gelir hüşyâre su Ravza-i Kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr Âşık olmuş galibâ ol serv-i hoş reftâre su Su yolun ol kûydan toprak olup tutsam gerek Çün rakîbimdir dahi ol kûya koymam vâre su Dest-bûs-i ârzûsiyle ölürsem dostlar Desti eylen toprağım sunun onunla yâre su Serv serkeşlik kılır kumri niyâzmdan meğer Dâmenin tuta ayağına düşe yalvâre su İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile Gül budağının mizacına gire kurtâre su Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme İktidâ kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâre su Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yı dürr-i istifa Kim sepiptir mûcizâtı âteş-i eşrâre su Kılmağ için tâze gülzâr-ı nübüvvet revnakın Mûcizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su Mucizi bir bahr-i bîpâyan imiş âlemde kim Yetmiş ondan bin bin âteş-hâne-i küffare su Hayret ilen parmağın dişler kim .etse istimâ’ Parmağından verdiği şiddet günü Ensâre, su Dostu ger zehr-i m âr içse olur âb-ı hayât Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâre su Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevchîz El sunup ur geç vüzû’ için gül-i ruhsâre su
  • 27. Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl Başını taştan taşa urup gezer âvâre su Zerre zerre hâk-i dergâhına ister salınur ■ Dönmez ol dergâhtan ger olsa pâre pâre su Zikr-i na’tın virdini derman bilir ehl-i hatâ Öyle kim def’-i humâr için içer meyhâre su Yâ Habibullah-yâ Hayrelbeşer müştâkmım Öyle kim lebteşneler yanıp diler hemvâre su Sensin ol bahr-i kerâmet kim şeb-i Mi’râçda Şebnem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner Hâcet olsa merkadin tecdid için mi’mâre su Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma Var ümidim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûlı sözleri • Ebr-i nisandan dönen tek lü’lü-i şehvâre su Umduğum oldur ki rûz-i haşr mahrûm olmayan Çeşme-i vasim vere ben teşne-i dîdâre su Fuzûlı (1494 — 1555) NA’T-I SEYYİD-EL-MÜRSELÎN Tâc-ı ser-i enbiyâ Pîşrev-i evliyâ Seyyidinâ Mustafâ Salii ve sellim aleyh Nâsıh-ı edyân-ı gayr Hâdim-i esnâm ü deyr Bâni-i bünyân-ı hayr Salli ve sellim aleyh Şah-ı Kureyş-i neseb Âlem-i ümmî lakab Şems-i saâdettir ol Bedr-i celâlettir ol Necm-i hidâyettir olHazret-i mahbûb-ı Rab Salli ve sellim aleyh Salli ve sellim aleyh Yûsuf-i Mısr-ı cemâl Meh yüzü kaşı hilâl Menba-ı âb-ı zülâl Câna tabib-i maraz Hilkata oldur garaz Cevher ü bâkı araz Salli ve sçllim aleyh Salli ve sellim aleyh
  • 28. Taht-ı dile'han odur Dîn ile iyman odur ' Hulk-i beden cân odur Salii ve sellim aleyh Mihr-i sipihr-i kerem Sırr-ı arab hem acem Hâfız-ı levh-i kalem Salli ve sellim aleyh Sırr-ı ezelden habîr Sâhib-i fazl-ı kebîr Halka beşîr ü nezîr Salli ve sellim aleyh ■ Şâh-ı şefî’-i Usât Âyet-i lûtf ü necât Rûhuna yüzbin salât Salli ve sellim aleyh Zılî-i zalîl-i Hudâ Mihr-i münîr-i Hudâ Yoluna canlar fedâ Salli ve sellim aleyh Ma’den-i tahkik odur Mahzen-i tevfîk odur Sâhib-i Sıddık odur Salli ve sellim aleyh Nâtık-ı güftâr-ı Hak Âlem-i halk-ı tebak Sâhib-i Fâruk-i Hak Salli ve sellim aleyh Ma’den-i ihsandır ol Merdüm-i insandır ol Sâhib-i Osmandır ol Salli ve sellim aleyh Ahmed-i Muhtârdır ol Seyyid-i ebrardır ol Sâhib-i Kerrardır ol Salli ve sellim aleyh Cedd-i Hüseyn ü Hasen JV[ihr-i sipihr-i kühen Sâhib-i hulk-i hasen Salli ve sellim aleyh Görse cemâlin gözüm Pâyine sürsem yüzüm Yok sana lâyık sözüm Salli ve sellim aleyh Rûhî-i bîçâreyim Vâlih ü âvâreyim Bir dili pür yâreyim Salli ve sellim aleyh Rûhî>i Bağdadî (Ölm. 1606) Taht-'ı dilin hânı kıl Hâci-i kurbanı kıl Anı beden canı kıl Salli.ve sellim aleyh
  • 29. H İL Y E ’ den Hem cesîm idi Resûl-i Ekrem Yaraşır rûh-i mücessem der isem Cism-i zîbâsıııa vermişti revâç Hirat-i tâc ü kabâ-yı Mi’râç Enbiyâ hayline sultân idi 01 A’zam-ül-kadr idi zîşân idi Ol Ekmel-ül-halk idi Ol hûb-hisâl Zülcelâl etmiş idi feyz-i cemâl Olalı taht-ı nübüvvette mukîm Cilvegâhıydı O’nun arş-ı azîm Sâhib-i hüsn ü behâ idi Resûl Hâsılı ayn-f vefâ idi Resûl Gelmemiştir bilir eşyâ ânı Yaradılmışta O’nun akrânı Yaraşırdı nitekim hûr-i cinân Serv-i kaddine yeşiller her ân Ekser ak idi libâsı o gülün Yüzü akıydı gürûh-i rüsül’ün Dürr-i yektâ idi ol deryâ dil Nola ki olsa beyâza mâil Geh zuhûr eyler idi ol gül-i âl Âl hil’ât ile hurşîd misâl Bunu tahkîk bil ol reşk-i sürüş Oldu havrâ gibi hem sündüs-pûş Yâni kim ince lâtîf atlaslar Giydiler devlet ile Peygamber
  • 30. Ibn-i Azîb dedi bu re’y-i münîr ; Nehy olunmazdan idi lebs-i harîr Bürünürdü dahi 01 mehpâre İ Za’frân ile boyanmış câre Gâhi ol tâc-ı ser-i Âl-i Abâ Yünden eylerdi libâsın farazâ Bu kadar kadr ile ol Zât-ı Şerîf Mescidi Öyle ederdi teşrif Ol siyeh câmede ol fahr-i cihân Âb-ı hayvân idi zulmette nihân Kara şâla giricek âyine-veş I Buluta girdi sanırlardı güneş Geçip ol kaşları yay mihrâba Lûtf ile derler idi eshâba Ben kulum kulların esvâbı budur Hem ubûdiyyetin âdabı budur Hâkaanî (Ölm. 1606) K I T ’A (Birinci Sultan Ahmet, Hazret-i Mulıammed’in emânât-ı şe­ rifleri kendisine gösterildiğinde, Peygamber Efendimiz’in na­ lınlarını ta’zîmle alıp bir müddet hürmetle seyrettikten sonra fevkalâde bir sevinç ve takdis ile irticalen bu kıt'ayı söy- miştir.) Nola tacım gibi başımda gotürsem dâim Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rüsül’üıı Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir Bahti’yâ durma yüzün sür kademine o gülün Bahtı [Birinci Sultan Ahmet Han] (1590 — 1617) İ L Â H İ Gelsin şefâat isteyen Bulsun safâ O’nu seven Ol sâhib-i hulk-i hasen Doğduğu ay geldi yine F. 3 | ■ ~ 33 îki cihan sultânının Doğduğu ay geldi yine îlm ü maârif kânının Doğduğu ay geldi yine
  • 31. 34 Bedr-i dücâ şems-i dühâ Verd-i gülistân-ı 'Hudâ Hakkın habîbi Mustafâ Doğduğu ay geldi yine Bir âşık-ı sâdık kani Râhat bula cân ü teni Sırr-ı lıakîkat mahzeni Doğduğu ay geldi yine O’ııu Hüdâyî ki sever Matlûba bulmuştur zafer Fahr-i cihan hayrülbeşer Doğduğu ay geldi yine Şeyh Aziz Mahmûd Hüdâyî Efendi (Ölm. 1628) İ L A H I Sadr-ı cemi’ mürselîn Sensin yâ Resûlallah Bedr-i eflâk-i yakın Sensin yâ Resûlallah Şâhidin leyM Esrâ Sübhânellezı Esrâ Câmî’-i cümle esmâ Sensin yâ Resûlallah Nurun serâc~ı vehhâc Âlemler sana muhtaç Sâhib-i tâc ü mi’râc Şensin yâ Resûlallah Ey menba’-ı lûtf ü cûd Yerin makâm-ı Mahmûd Yaratılmıştan maksûd Sensin yâ Resûlallah Âyine-i Rahmânî Nûr-i pâk-i Sübhânî Sırr-ı seb’al-mesânî Sensin yâ Resûlallah Canlar içinde cânan Ma’den-i ilm ü irfan Ceddim ve pîrim sultan Sensin yâ Resûlallah Açan râh-ı tevhîdi Bulan sırr-ı tefrîdi Hüdâyî’nin ümmîdi Sensin yâ Resûlallah Şeyh Aziz Mahmûd Hüdâyî Efendi
  • 32. N A ’ T Kudümün rahmet-i zevk ü safâdır yâ Resûlallah Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Resûlallah Nebî idin dahi Âdem dururken mâ-i Tın içre İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Resûlallah Kemâl-i zümre-i ekmel senin nûrunla olmuştur Vâcûdun mazhar-ı tâm-ı Hudâ’dır yâ Resûlallah Seninle erdiler zâta dahi envâ’-ı lezzâte İşin erbâb-ı hâcâte atâdır yâ Resûlallah Hüdâyî’ye şefâat kıl eğer zâhir eğer bâtın Kapma intisâb etmiş gedâdır yâ Resûlallah Şeyh Aziz Mafannıd Hüdâyî Efendi İ L Â H İ Sayd ederken hümâ-yı irfânı Uçtu ol şâhbâz-ı sultânî Yûsuf’u çâha attı ihvânı Kodu hasrette Pîr-i Ken’ânı Neyledin Mustafâ’yı ey fâni Kande gitti Muhammed’im kani Terk edip bu serây-ı vîrânı Belki cümle sivâ-yı sübhânı Etti arzû o yüce Rahmânı Katreden geçti buldu ummânı Neyledin Mustafâ’yı ey fâni Kande gitti Muhammed’im kani Çok mudur bülbül etse efganı Zâyi’ etti o verd-i handânı Nola ger dökse gözlerim kanı Görmez oldu o mâh-ı tâbânı Neyledin Mustafâ’yı ey fâni Kande gitti Muhammed’im kani Şeyh Aziz Mahmûd Hüdâyî Efendi
  • 33. 36 İ L A H İ Zulmet-i şirk ü hevâyı def için Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefi’ Aradan cümle hicâbı ref için Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şeff Âleme rahmet şefâat kânıdır Li maallah kasrının mihmânıdır Âşık-ı dil-hastanm dermânıdır Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefi’ Mustafâ’dır hâdi-i ehl-i yakın Mustafâdır şâdi-i kalb-i hazîn Öldürür çünkü şefî’-el-müznibîn Nûr-i pâk-i Mustafâ ola şefî’ Şeyh Azız Mahmûd Hüdâyî Efendi FI MEDH-EL-NEBÎ SALLALLAHÜ ALEYH-İ VESELLEM Salât ile selâm olsun Resûle Ki oldur rehnümâ olan bu yola Muhammed muktedâ-yı enbiyâdır Muhammed rehnümâ-yı evliyâdır Kamudan gerçi Hak hoşnûd oluptur Makâm amma ona mahmûd oluptur Buyurmuştur onun şânmda Mevlâ Fekâne Kaab-ı Kavseyn-i Ev Ednâ Şu zâtın ki ola meddâhı Rahmân Ne vech ile onu medh ede "insan Selâm âline ashabına her ân Yakın ola dahi Rıdvân-ı Rahman Şeyh A ziz Mahmûd Hüdâyî Efendi
  • 34. İ L A H İ Ey Resûl-i Mustafâ ve müctebâ Vey habîb-i mürtezâ ve muktedâ Arş-ı a’zam cilvegâh iken sana Seyrine Sidre ola mı müntehâ Bârigâh-ı vahdete erdin hemîıı Kaldı Mevlâ gitti cümle mâsivâ Böyle bir nûr etti neslinden zuhûr Tan mı îsmâîl ederse can fedâ Nola eylersen Hüdâyî’ye nazar Ceddim ü pîrimsin ey kân-ı Hudâ Şeyh Aziz Mahmûd Hüdâyî Efendi ■DER NA’T-I SEYYİD-İ KÂİNÂT ALEYH-İ EFDAL-EL-SALAVÂT Ukde-i ser-rişte-i râz-ı nihânîdir sözüm Silk-i tesbîh-i dür-i seb’almesânîdir sözüm Bir güherdir kim nazîrin görmemiştir rûzigâr Rûzigâr-ı âlem-i gayb ermaganîdir sözüm Rûzigâr ihsanımı bilmiş benim ya bilmemiş Âleme feyz-i hayât-ı câvidânîdir sözüm Ehl olan kadrin bilir ben gevherim medh eylemem Alemin sermâye-i deryâ vü kânidir sözüm Bî araz bir gevher-i sâfîdir arnmâ muttasıl. Ehl-i tab’m zîver-i tîg u sinâmdir sözüm Yâ’ni kim endîşe sencânı cihânın dâimâ Hem sarîr-i kilki hem vird-i zebânîdir sözüm Bir benim gibi ciğerdâr ehl-İ tab’ olmaz dâhi Gevher-i tîğ-i kazâ-yi nâgehânîdir sözüm Gamze-i dilber nola reşk eylese endîşeme Hırz-ı bâzû-yi dil-i sâhibkırânîdir sözüm Öyle bir pür şivedir gûyâ ki bikr-i fikrimin Gamze-i merd-efken-i nâmihribânîdir sözüm 37
  • 35. Âyet-i Nun Vel Kalem’dir mushaf-ı sinemde ya Rüstem-i endîşenin tîr ü kemânîdir sözüm Bir gülistandır hayâlim dil-şüküfte bülbülü Ol gülistâmn -lâtif âb-ı revânıdir sözüm Âferîniş tûti-i endîşeme bir dâmdır Kim o dâmm dâne-i pür imtihânîdir sözüm Kimse inkâr edemez mâhiyyet-i endîşemi Ehl-i reşkin nüsha-i akd-i lisânîdir sözüm Âfet-i ayn-ül-kemâl-i reşk kâr etmez bana Def’-i zahm-ı çeşm-i Hallâk-ı Maânîdir sözüm Hâk-i pâym sürme eylerse aceb mi rûzigâr Unsur-i rûh-i Kemâl-i Îsfâhânîdir sözüm. İşte Hallâk-ı Maânî şimdi geldi âleme Gûş edin âsârımı kim tcrcemâmdir sözüm Sonra gelsem dehre Hallâk-ı Maânîden nola Kaalıb-i huşk-i hayâle rûh-i sânîdir sözüm Nüktede âlem harîf olmaz bana, gûyâ benim Her ne söylersem cevâb-ı len terânîdir sözüm Her ne söylersem kazâ mazmûnunu isbât eder Anı bilmez ki hitâb-ı imtihânîdir sözüm Ben ne keşşafım ne sâhib-keşf ammâ ma’nide Mû^şikâf-ı nükte-hây-i âsümânldir sözüm Binde bir ma’nâyı nazm etmem yine bir lâfz ise Yoklasam mecmûa-i râz-i nihânîdir sözüm Hâsid-i kecrev hayâle rast gelmezse nola Ehl-i dil yârâna her dem yâr-i cânîdir sözüm Ben cihân-ârâ şehenşâh-ı cihan-1 ma’niyim Sözlerin de. pâdişâh-ı kamrânıdir sözüm Dönse şemşîr-i hatibe nola şemşîr-i zebân Mülk-i nazmın hutbe-i emn ü emânîdir sözüm Tab’ımm bir tercemân-ı ter zebânîdir kaleni Hâmemin bir hem-zebân-ı nüktedânîdir sözüm Pâsbân olmuş bir ejderdir kalem genc-i dile Kim o gencin şebçerâğ-ı pâsbânîdir sözüm Tâ sabâh-ı haşredek bin mübtelâyı mest eder Bezm-i aşkın neşve-i rıtl-ı girânîdir sözüm
  • 36. Rind-i hüşyârım harâbat-ı muhabbettir dilim Âşık-ı hercâiyim vahdet nişânîdir sözüm Olalı Peygamber-i Âhirzemân’a na’t-gû Âb-ı rûy-i Ümmet-i Âhirzemâııîdir sözüm Na’t-ı Şâhenşâh-ı evreng-i nübüvvet kim anın Feyz~i medhiyle dilin cân-ı cihânîdir sözüm Cân-ı âlem fahr-i âdem Ahmed-i mürsel ki tâ Haşr olunca na’t-gûy-i na’t-hânîdir. sözüm Olalı gavvâs-ı deryâ-yı hayâl-i midhati Gevherî-i tab’ımm zîb-i dükânîdir sözüm Ol kadar elverdi ma’nâ feyz-i evsâfiyle kim Gûyiyâ miftâh-ı genc-i şâyegânıdir sözüm Maşrık-ı subh-i hidâyettir senasıyla dilim Mihr-i kudsî pertev-i kevkeb nişânîdir sözüm Kevkeb-efşân âfitâb olmazsa ger ol rnaşrıkm Ikd-i pervîn-i güsiste rîsmânîdir sözüm Başlasam «Mi’râc» mı tahkîka âb ü tâb ile Gevher-i şehvâr-ı gûş-i Ümmühânîdir sözüm Addolunmaz mu’cizâtı hadden efzun neylesin Gerçi kim bir râvi-i mu’ciz-beyânîdir sözüm Gerçi ben dürüm cenâbmdan hele şükrüm budur Çihre-fersâ-yı ceııâb-ı âsitânîdir sözüm Nefi-yim endîşe-i na’tiyle oldum kâmyâb Nâmurâdân-ı cihâna müjdegânîdir sözüm Hâk-i pây-i na’tgûyânım M arş-ı a’zamm Zikr ü tesbîh-i lisân-ı kudsiyânîdir sözüm Şâdgâm oldum neşât-ı feyz-i na’t-i pak ile Şimdiden sonra duâ-yı şâdımânîdir sözüm Tâ ki ma’nâ-yı lâtîf-i lâfz-ı reng-âmîz ile Rûzigârm bir dilâra dâsitânîdir sözüm Her dem endîşemden olsun rûhuna yüz bin selâm Arşa dek iysâle peyk-i râyegânîdir sözüm' 39 Nef’î (1582 — 1634)
  • 37. N A ’ T - I Ş E R Î F Ey cemâlinle Yesrib ü Bethâ Reşk-i firdevs ü cennet-el-m'e’vâ Sana mahsûs îûtfudur Hak’km Tâc-ı levlâk ü taht-ı ev’ednâ Zülf ü hâl-i cemâl-i bahtındır Şeb-i kadr ile Ieyle-i esrâ Şeb-i esrâda oldu serv-kâdin Revnak-efzâ-yı âlem-i bâlâ Hazret-i Hak olunca meddâhm Nice medh eyleye seni Yahyâ Şeyhülislâm Yahya Efendi (1553 J_ 1644) NA.’ T- I N E B E V Î Ey zât-ı §erîfin sebeb-i hilkat-i eşyâ Şâhid şeref-i zâtına Yâsîn ile Tâhâ Ey tâc-ı leamrük güher-i zıver-i şânın Hâk-i kademin tâc-ı ser-i Arş-ı muallâ Sen gevher-i deryâ-yi .ezel ma’din-i gevher Sen dürr-i giranmâye sadef Yesrib ü Bethâ Zırâ yaraşır kaametine hil’at-i Levlâk Esrâ ile oldunsa mutarrâ dahi a’lâ Efkendesidir kaametinin Sidre ve Tûbâ Müştâkı yüzün gülgeninin cennet-i me’vâ Cârûb-keş-ı gerd-i harîmin per-i Cibril Evhâ ile vassâf-ı cenâbm Fetedelİâ Levh-i ruhin âyîne-i envâr-ı îlâhî Pâkize kelâmın güher-i gûş-i şinâvâ Âlemlere gönderdi Hudâ zâtını rahmet Hakka ki cihan mürde iken eyledin ihyâ Lûtfunla Sabûhî-i hakire nazar eyle Ey kıble-i hacât-ı dil-i ehl-i temennâ Sabûhî (Ölm. 1647)
  • 38. DER NA’T-İ RESÛL-İ EKREM SALLÂLLAHÜ TAÂLA ALEYH-İ VE SELLEM Mihr ü meh kim devr ederler âlemi her rûz ü şeb Devr-i nâhemvâr-ı eflâke gülerler rûz ü şeb Mihr ü mehle bu peleng-i hû sipihr-i kine cû Bir gazanferdir gıdâ eyler iki ser rûz ü şeb Mihre düşmandır meğer meh kim hilâl ü bedrden Gâh gürz eyler havâle gâh hançer rûz ü şeb Mihr ü meh sanma felek bîm-i hadeng-i âhdan Eksik etmez kellesinden iki miğfer rûz ü şeb Cism-i mihr ü meh değil çerh üzre bir âyînedeıı Arz ederler dehre hüsnün iki dilber rûz ü şeb Mihr ü meh mi şû’Ie-i dûd-i dil-i âşık mıdır Ney ki bu mahzûr olan cism-i münevver rûz ü şeb Mihr ü meh sanma şirâr-ı dûd-i âh-ı âşıkan Dâğıdar etmektedir eflâki yer yer rûz ü şeb Mihr ü mâh-ı nev gibi zerd ü nizâr-ı aşk olan Çerhi İsâ-veş eder bâlîn ü bister rûz ü şeb Mihr ü meh sanma şikâr için bu vahşetgâhda Pişezârın devreder iki gazanfer rûz ü şeb Mihr şâh-ı rûşenâdır mâh serdâr-ı nücûm Hayl-i ahterden ederler cem’-i leşker rûz ü şeb Başını kes mihr ü mâhın Zülfikar-ı âh ile Saf şikâf-ı düşmen ol mânend-i Hayder rûz ü şeb Mihrine aldanma cerhin bakma şekl-i mâhma Perde-i çeşminde de olsa musavver rûz ü şeb Mihr ü mehden eyleyip peymâne rûşen meşrebân Rağmma eflâkin eyler nûş-i sâgar rûz ü şeb Mihr ü meh kim iki güldür zînet-i destâr-ı çerh Çok şeh-i devrâna oldu zıb-i efser rûz ü şeb Mihr ü mehle çerh-i mînâ-fâm bir bahr oldu kim îki niylüfer verir ol bahr-i ahder rûz ü şeb. Rûşen olsa mihr ü mehden de nola ol sîne kim Cilvegâh ede anı dın-i peyember rûz ü şeb Mihr-i eflâk-i nübüvvet mâh-ı evc-i istifa
  • 39. Ahmed-i mürsel ki âlem na’tm eyler rûz ü şeb Mihr ü mehden sanma feyz-i hâk-i pâyidir anın Kim olur pîr-i sipihrin ceybi pür-zer rûz ü şeb Mihre ta’n etse meh-i rûyi aceb mi tâ ebed Etti tenhâ âlemi pür nûr yekser rûz ü şeb Mihr ü mâh-ı adli olsa pertev-endâz-ı cihân Tâ sabâh-ı mahşer olurdu berâber rûz ü şeb Dedim eflâka nedir bu mihr ü meh nâm iki gül Bûy-i feyzi etmede dehri muattar rûz ü şeb Dedi mihr ü meh değildir ravzasmda ol şehin Kudsiyan gerdân ederler iki micmer rûz ü şeb Mihr ü meh râyâ Hudâvendâ Şefıalmüznibâ Ey ki kalbindir cemâl-i Hakka mazhar rûz ü şeb Dehri nûrun aksi etti feyziyâb-ı mihr ü meh Pâyine etse nola iysâr-ı gevher rûz ü şeb Gölgeni Hak nûr-i mihr ü mehde kıldı ta’biyç Olmasa gölgen nola ey rûh peyker rûz ü şeb Mihri döndürdün yolundan mâhı kıldın sîne-çâk Mu’cizâtın söylenir kişver be kişver rûz ü şeb Mihr ü mâh olsaydı ebr-i kahrına mazhar eğer Dehre göstermezdi yüz tâ subh-i mahşer rûz ü şeb Hutbene müştâk mihr ü meh değil tenhâ hemân Teşnedir 'pâbûşuna bu heft minber rûz ü şeb Çehresâ-yi hâk-i dergâhın olaldan mihr ü mâh Her biri feyziyle eyler hâki gevher rûz ü şeb Nûr-i mihr ü meh gibi kim zilli eyler münhezim Askerin küffâra olmakta muzaffer rûz ü şeb Mihr ü mâha düşman olmağla ne var baykuş gibi Olsa bir köpek ne gam Bû Cehl-i kâfer rûz ü şeb Levha-i zerkâra mihr ü mâh-ı feyz-âsârdan Âyet-i na’tin Fehîm etmekte ezber rûz ü şeb Şâir-i rûşen-hayâlim mihr-tâb u meh-zamîr/ Çark-ı nûr olmaz mı ol kim medhin eyler rûz ü şeb Eylemem te’sîr-i mihr ü mâhdan şekvâ fakır Gam yemem geçmektedir ger hayr ü ger şer rûz ü şeb Bu kasidem; çerh-i ma’nâ nâmdır pür mihr ü meh-
  • 40. Âlemi devretmede bî çerh ü mihver rûz ü şeb Muhtasar eyle sözün ey dil çok olmaz mihr ü meh Fariğ ol tahsîl-i hâsıldır mükerrer rûz ü şeb Mihr ü meh devr eyledikçe âlemi her subh ü şâm Bin selâm olsun revân-] pâkine her rûz ü şeb Fehîm (1626 — 1647) DER NAT-İ RESÛL-İ EKREM SALLALLAHÜ TAÂLÂ ALEYHİ VE SELLEM Dün gece çerhe kim itâb ettim Haşredek vakf-ı ıztırâb ettim Eyleyip âhım âsümâna resen Şu’lesin sâkıb-i şihâb ettim Öyle bir ahteri.m ki mihr ü mehi Bâis-i zulmet-i sehâb ettim Târüpûd-i siyâhi-i şebden Çehre-i bahtıma nikab ettim Çün suâl-i Elestü Rabbiküm’e B î m uhâbâ Belâ cevâb ettim Bin belâ vü azâb olup teklif Âteş-i aşkı irtikâb ettim Aşka ettim teveccüh-i ikbâl Zevk-i âlemden içtinâb ettim Nüsha-i derd-i aşktan amma Ol belâlar ki intihâb ettim Gûş kıl ey perî ki za’fımdan Gaaibâne sana hitâb' ettim Bîm-i kâfir nigâh-ı gamzenden Terk-i îslâm-ı bâ sevâb ettim Tövbe et zulm ü cevrden yoksa Arz-ı şâh-ı felek cenâb ettim Şehriyâr-ı Peyemberân Ahmed Ki yolunda yüzüm türâb ettim O şehinşeh ki medh-i hulkundan Kalemim kân-ı müşk-nâb ettim
  • 41. 44 Feyz-i na’tiyle defter-i şi’rim Nüsha-i vird-i şeyh ü şâb ettim Her günâhım ümîd-i afvı ile Dâğ-ı sûz-i dili sevâb ettim Her duâ k’eyledim dil-i zâra Avn-i aşkıyla müstecâb ettim Nice vakt oldu nâmurâd idi dil Bâd-ı lûtfuyla kâmyâb ettim Nûr-i evvel bununla fahreyler Ki vücûduna intisâb ettim Çerh der kim Burâk-ı rif’atine Arş ü Kürsi iki rikâb ettim Feyz-i na’tinle nokta-i şi’rim Levh-i fihrist-i sad kitâb ettim Cûş kıldıkça kulzüm-i tab’ım Âfitâb u mehı habâb ettim Olalı müstefîz-i tab’-ı selim Böyle bir na’t-i müstetâb ettim Tâ ümîd-i şefâatinle Fehîm Diye ihsân-ı bî-hesâb ettim Budur ümmîd o âsiye-diyesin Ki şefâatla behreyâb ettim Fehîm N A ’ T - I Ş E R Î F Kûy-i aşkın bana bir kûh-i tecellî görünür Kalbime ıyd-i visâlinle teselli görünür Gevher-i zikr-i Hudâ ile serâser âlem Bana firdevs-i cenan bir mütehellı görünür Sâlik-i Hak olanın vaz’ ile etvârmda Cânib-i Hazret-i Allaha tevellî görünür Rûz ü şeb sâha-i vahdetde kıyam eylerler Cümle eşcâr-ı çemen sanki musallî görünür
  • 42. 45 Doludur aşk u muhabbetle bu kevn ile mekân Kande baksam bana her kûşede Leylî görünür Nakşı Efendi (Ölm. 1651) NA’T-I SULTÂN-I RÜSÜL Demdir ki feyziyâb ola âlem bahârdan Güldeste-i neşât ile dil rûzigârdan Demdir ki andelîb-i hoş-âvâze-i çemen Âgaaz-ı nağme eyleye bir tâze kârdan Demdir ki ola hem-eser-i savt bülbüle Her nağme çıkmadan dahi âguş-i târdan Demdir ki kâse-i güle üstâd-ı nevbahâr Yer yer güher-feşân ola eşk-i hezârdan Demdir ki' bir kadeh mey-i ııâb eyleye halâs Dâmân-ı çeşm4 nerkisi dest-i humardan Demdir ki keyf-î sâgar-ı pîşîne-i bahâr Bîgâne-sâz-ı fikr ola encam-ı kârdan Demdir ki fariğ olmaya nüssâc-ı bâd-i subh Hârâ-yı cüda keşmekeş-i bûd-i târdan Demdir ola benefşe ser-efkende-i hicâb Mestâne cümbüş-i gül ü âzâr-ı hârdan Demdir tehî piyâle-i humhâne-i çemen Reng iktisâb olup mey-i âteş izârdan Tahrîk-sâz-ı nağme ola mutrib-i. hezâr Pâkîze böyle bir gazel-i âbdârdan Güller bitirse bâd-ı emel köhne hârdan Geçmez hezâr-ı dil güneh-i rûzigârdan Dil kûşegîr-i uzlet ü ol nevbahâr-ı nâz Gelmez misâl-i serv -leb-i cûyibârdan Bir dil ki câm-ı aşk ile mest-i müdâm ola Gülgûne-dâr~ı şerm ola mı reng-i ârdan Bir dil ki hemnişîn-i neşât ü visâl ola Hazzeylesin mi gam gibi bir.yâdigârdan Bir dil ki sûz-i aşk ile zâr ü nizâr ola Düşmez hiiâl-veş nazar-ı i’tibârdan Bir dil ki hâne-zâr-ı gülistâne şevk ola
  • 43. Sermâye-i tebessüm alır girye-zârdan Bir dil ki hem-piyâle-i Cemşîd-i aşk ola Bâc ü neşât alur keder-i rüzigârdan Hep cür’a-i muhabbet ü sahbâ-yı aşktır Rızân olan bu kâse-i mînâ-nigârdan Hep aşktır hezâr-ı dili nağme-sâz eden ■ Gülberk-i Na’t-i Zât-i nübüvvet medârdan Şâh-ı Rüsül ki peyk-i sebükbây-ı da’veti Döndürdü mâh ü mihri ser-i rehgüzârdan Şâh-ı- Rüsül ki Zât-ı Risâlet penâhidir Ser-cümle-i murâd bu heft ü cihardan Şâh-ı Rüsül ki himmeti bir şâh-ı köhneyi Kıldı nihâl-i ravza-i dâr-ül-karârdan Ser-tâ-be-pây garka-'i emvâc-ı feyz olup Mevvâc-ı bahr-i nûr-i tecellî şiârdan Eylerse tîg-i kahrını derkâr hâkk eder Harf-i vefayı safha-i leyi ü nehârdan Olsa nesım-i Kâ’be-rev-i lûtfu feyz-bahş Güller biterdi her yana vâdi-i nârdan Hıdmet-zenân-ı na’ti olup nâme-i zeban Sad tövbe-i nasûh ede cürm-i firârdan Maksûd hâk-i pâyine bir intisâbdır Kıldı bülend dest-res-i iktidârdan Ümmîd olur halâs ola dâmân-ı cân ü dil Dest-i nesım-i mükrimetiyle gubaardan Yâ Rab bâb-ı çeşm-i nedâmet sirişk-i dil Mahvet gubaar-ı cürmü ten-i hâkisârdan Yâ Rab be-şân-ı sîne-i âteş-dilân-ı aşk Bigâne kılma şem’-i ümidim şerârdan Benden senâ-yı zâtına sad şevk îsmetı îlhâm-ı lûtf-i hazret-i âmir zi-kârdan Tâ reşk-i mülk-i Çin ile sevdâger-i nesim Dükkân-1 bağı nâfe-i müşk-i tatârdan Sad kaafile tahiyyet ü teslim ola revan Ol zât-ı bâ kemâle sığar ü kibârdan Kazasker İsnıerî Efendi (Ölm. 1664)
  • 44. DER NA’T-I NEBİYY-İ MUHTEŞEM" SALLÂLLAHÜ ALEYH-İ VE SELLEM Etti teşrif çün cihânı hâtem-i hayr-el-beşer Oldu nuruyla münevver cümle âlem serteser Künt-i kenzin sırrını âlemlere kıldı ayân Zümre-i ervaha rûhu ol zaman ki verdi fer Yüzü onun vedduhâ veşşems-i, velleyli saçı Etti Kur’anda kasem Hak çünki oldu rmrteber Bulmadı yol kurbet-i Hazretde kimse şânma Oldu dâim Lı maallah halveti ona makarr Kalbi onun görmedi gaflet hicâbm bir nefes Ânm içün dedi Hak hakkında mâzâğ-el-basar Et kıyas parmaklarından mu’cizâtın gayrısın Çeşme aktı her birinden eyleyip şakk-el-kamer Sanma bu mülke heman mahsûs ola hükmü onun On sekiz, bin âleme hükmü erer ger hüşk ü ter Halka ir görmekte feyz-i hakkı rûhu vâsıta Kıldı ise zâhirâ gerçi bu âlemden sefer Ger şefâat eylesin der isen ol Şâh-ı Resûl Kıl riâyet sünnetin ol hidmetinde hâk-i der Âsitân-ı âlişânm kıble-i cân ede gör Sırr-ı pâkindeıı erişe sırrına tâ ki eser Rehber oldu Sidreye dek gerçi kim rûhülemin Kaldı Cebrîl enbiyâ ervahı ol kıldı güzer Eşref-i evlâd-ı âdem menba’-ı cûd ü kerem Dîn-i bâkî da’vetin âm eyledi der bahr ü ber Yâr-ı evvel yârıgârı Bû Bekir Sıddîktır Şâhid oldu sıdkma onun nebâtât ü hacer Gerçi vardır nâs beyninde hilâfette hilâf Şâh-ı kevneyn onu ta’yîn etti oldu mu’teber Cümle vârm tıyb-i hâtırla tasadduk etti hep Mihr ü mehden enver etti sırrını oî pür hüner Yâr-ı .sânîdir Resûle zeyn-i eshab çün Ömer Kuvvet-i islâm için beline bağladı kemer Dîn-i bâkî içre şol denlû salâbet kıldı ki
  • 45. Heybetinden zilimi görse eder şeytan hazer Bil onun İslâmî ile zâhir oldu işbu dîn Hem kamu a’dâsma buldu hilâfetde zafer Yâr-i sâlis ol nübüvvet şâhma Osmân’dır Mesken oldu mescid ü mihrâb ona şâm ü seher Her kişiye cennet içre lâzım elbette refik Dedi Osman’ı bana cennette Hak yoldaş eder Yâr-ı râbi’ İbn-i amm oldur Aliyy-el-Murtazâ Zâhir ü bâtında ekmel şîr-i Hak ol nâmver Dedi vasfında onun pes âlem-ül-esrâ olan Ben medîne olmuşum ilm-i Ali’dir ona der Gazvesinde hâcib oldu kıldı daVet ol Resûl Hâzır oldu ol zamanki sem’ine erdi haber Nûr-i ayn-i ehl-i cennet verd-i bâğ-ı fahr-ı dîn Gelmedi dünyâ için kalblerine zerre keder Birisi İmam Haşan’dır birisi İmam Hüseyn Kıldılar Hak’km rızâsına fedâ cân ile ser Mesken oldu bunlara firdevs hâdım hûr ayn Hamza ve Abbâs bâkî kim var ise min aşer Cümle evlâd ü sahâbı kim var ise tâbiîn Mazhar olup lûtfuna kıldın inâyetle nazar Hürmet için onlara fazl ile sen yâ zel-atâ Yüzlerin suyuna hıfz et bizi ez râh-ı hatar Ey Fenâyî salik ol zevk et o şânm rütbetin Ere iymânm iyâna kuru taklidi gider Şeyh Fenâyî (Ölm. 1665) DER MENKARE-İ GÜL-İ GÜLZÂR-I RİSALE! MAHBÛB-İ RARR-İ İZZET MUHAMMED-ÜL MUSTAFÂ SALLÂLLAHÜ ALEYH-İ YE SELLEM Gel ey bihin güher-i kârhâne-i tekvîn Akıt firâk ile gözden cevâhir-i rengîn Hücûm-i hasret ile kan taşıp derûnundan Kenâr-ı çeşmini lâht-ı ciğerle kıl tezyin- Reh-i mecâzda tâ key bu lağziş-i dâim Dahi açılmadı mı dîde-i hakıkat-bîn
  • 46. Düşer mi meşreb-i irfana sen. de insaf et Bu dil-harâbi-i gaflet bu hiçkâri-i dîn Ne tâatinde safâ var ne haşyet-i yekdem Ne hevl-i şûriş-i mahşer ne fikr-i rûz-i peşin Misâl-i lâle siyeh-dilsin olmadın her giz Benefşe gibi hacâletle ser-be-rûy-i zemin Ne bûd-i dehr ile şâd ol ne dil-hazîn-i nebûd Bununla oldu olan rütbe-i rızâya karın Olursa hûn ile serşâr gonca-i kalbin ^ Yine safâ ile ol gül gibi küşâde cebin Tamâm nakş ber âb olduğun bilen dehrin Olur mu lûtf u sitemle küşâde vü gamkîn Yine zevâli mukarrer değil mi.fikr eyle Cihanı mihr gibi eylesen de zîr-i nigîıı Firâz-ı evce de çıksan misâl-i tîr eğer Yine eder seni bir gün zamane hâk-nişîn Bürehne ser mi değilsin sabâh-ı mahşerde Serinde şemJ gibi olsa efser-i zerrin Yazık o ömre ki Zât’ın tefekkür eylemeyip Geçe hayâl-i heyûlâ ile şuhûru-sinîn Gubârmı göze çek bir der-i felek kadrin Ki pestdir ona nisbet firâz-ı arş-ı berîn Der-i saâdet-i Şâh-ı Rüsül ki olmadadır Hemîşe nâsiye sâ husrevân-ı rûy-i zemin Cenâb-ı Ahmed-i Mürsel ki eylemiş Hallâk Fürûğ-i neyyir-i zâtın ziyâ-yı çeşm-i yakîn Şeh-i melâike asker ki tahtıdır eflâk Sezâdır olsa güneş ona bâliş-i zerrin Yegâne şâir-i vâlâ güher ki zâtından. O denlü düştü cihâna herâs-ı şer’-i mübîn Gubâr-ı rehgüzeri tûtiyâ gibi makbul Kelâm-ı feyz eseri tende can gibi şirin Ulüvv-i kadrini gör kehkeşan değil olmuş Derinde çerh-i kemerbeste bende-i dirin Nihâl-i kaamet-i mevzûnun olmasa dehrin Ne bâğı zâhir olurdu ne lâle vü nesrin
  • 47. Cihan penâh şehâ âb-ı şerM pâkindir Fesâd-ı şûle-i âşûbu eyleyen teskin Saâdet ol sere ki bahtyâb-ı devlet olup Hemîşe dergeh’i vâlânı eyleye bâlîn O katre ki dökülür dîdeden firâkmla Olur mu ona bahâ sad hezâr genc-i defin O seng-i tîre ki pâmâl-i rehgüzârmdır Bulursa kadr ile lâyık bahâ-yı dürr-i semin ' Kerem şiâr şehâ mevkif-i tahayyürde O dem ki lûtfun ola âcizân-ı haşre karin Kulun Neşâtî-i güstâhı da medet şahım Koma hücûm-i hacâletle şermsâr ü gamın Hamûş vakt-i edebdir sakın sakın ey dil Duâya aç elini kıl hulûs ile âmîn Hemîşe tâ ki sühanperverân-ı alem ede Neyâ-yı na’t ile eflâki pür sadâ vü tanın Çerâğ-ı şer’i olup tâ ebed ziyâ güster Aöû-yi dînine' binlerle lâ’net ü nefrîn Neşâtî [Edirneli, Şeyh] (Ölm. 1674) DER MENKABE-İ RİSÂLET PENAH SALLÂLLAHÜ ALEYH-İ VE SELLEM Mihr ü meh ser-germ-i sevdâ kim gezer her rûz ü şeb Sîm ü zer iysâr ederler dehre yekser rûz ü şeb Mihr ü meh kim iki sevdâğer seyâhat pişedir Arzederler âleme kâfûr ü aııber rûz ü şeb . Mihr ü meh sanma be şad nakl-i; kevâkib ber tabak . Devreder bezm-i felekde iki sâgar rûz ü şeb Mihr ü meh biri gül-i zerd ü biri nerkis-midir Ki verirler gülşen-i eflâke zîver rûz ü şeb Şem’-i mihr ü mâha bîm-i gerd-i bâd-ı âhdan . Şişeden serpûş eder çerh-i sitemger rûz ü şeb Mühre-i mihr ü mehin gerdun derûn-i hokkada Birini izhâr edip birini gizler rûz ü şeb Mihre dağın gösterir meh zerdi-i rûyin görüp
  • 48. Biroirine derd-i aşkın arzedeıier rûz ü şeb Mihr ü meh olmazdı böyle pertev-endâz-ı safa Olmasa ger mazhar-i nûr-i Peyember rûz ü şeb 01 şeh-i yektâ ki mihr ü meh onun üftâdesi Tâ ezelden emrine olmuş müsahhar rûz ü şeb Ahmed-i mürsel ki mihr ü mâha tâb-endâz olur Her kim eyler cân ü dilden na’tm ezber rûz ü şeb Mihr-i şer’-i âlem efrûziyle mâh-ı adlidir Eyleyen dünyâyı sertâser müsahhar rûz ü şeb Mihr ü mah sanma melekler nûrdan revzen açıp Ravza-i cennet-nazîrin seyreder her rûz ü şeb Sensin ol çeşm ü çerağ-ı dehr kim sad mihr ü mah Lem’a-i feyzin yanında şemM bî-fer rûz ü şeb Mihri yakmış iştiyakın mâhı etmiş dâğıdar Ebrin ahvâli perışân ü mükedder rûz ü şeb Mihr ü meh feyzâ cenâbından recâ-yl feyz eder Yazmağa na’tin Neşâtî-i senâger rûz ü şeb Mihr ü meh gibi alır dünyâyı zîr-i pâyine Nûr-i feyzin kim ola bir fikre rehber rûz ü şeb Çerh-i nazma mihr ise ol ben meh-i tâbendeyim Peyrev-i kiîk-i Fehîm olsam nola ger rûz ü şeb Neşâtî [Edirneli, Şeyh] (Ölm. 1674) M İ ’R Â C İ Y Y E Bir şeb ki felek edip çerâğan Zeyn olmuş idi nücûm-i rahşân Giymişti cihan libâs-ı müşgîn Olmuştu zamâne anber âgîn Bir' demde cihan be dest-i devrân Zer mühre-i mihri kıldı pinhân Hasretkeş idi o şâha gerdûn Her şeb be şafak olup ciğer hûn Geh na’l kesip betîğ-i firkat Geh dağ yakıp çekerdi hasret Hikmetle o şeb şeh-i risâlet
  • 49. Keyhusrev-i kişver-i nübüvvet Kılmıştı nüzûl-ı kâmrânî Lûtfuyla serây-i Ümmühânî Nâgâh gelip cenâb-ı Cibril Kıldı reh-i hidmetinde ta’cîl Devletle basıp rikâba pâyin Kuds eyledi bir kademde eâym 01 hüsrev-i dîn edip imamet Hep ettiler iktidâ çü ümmet Şevk ile. urûc edip semâya ■ Azmetti cenâb-ı Kibriyâya Ber dûş îibâs-ı Mâarefnâk Ber ser beşükûh tâc-ı Levlâk Çün bastı kadem sipihre ol şah Arz etti gelip kusûrunu mâh Çün dâğ be-sîne oldu sâil Pâ bûsuna meh olunca nâil Nâgâh gelip be pîş-i Refref Arş oldu o şâh ile müşerref Kat’eyledi râh-ı mümkinâtı Tayyetti hudûd-i şeş cihâtı Bir perde-i nûr olup hüveydâ Bî reng ü lâtif hayret-efzâ 01 nûru dahi geçip be sür’at Menzil gehi oldu kurb-i izzet Berk urdu tecelli-i İlâhî Kevneyne fenâ verip kemâhî Ma’nâ idi anda güftügû hep Bî vâsıta-i tekellüm-i leb Avdetti yine beşır-i Rahmet Dünyâya o şeh berây-i ümmet Bil haddini ey Neşâtî-i zâr 01 şermile çün kalem nigûnsâr Aklın bu mahalde kârı yoktur Pây-i kalemin güzârı yoktur
  • 50. Olma be-gurûr-i nüktedan! Güstah rev-i reh-i raaânî Kıl acz ile i’tirâf-ı taksir 01 beste zeban be şerm-i ta’bîr Neşâtî [Edirneli, Şeyh] İ L A H İ Elâ ey seyyid-i mahbûb-i Mevlâ Şefâat yâ Resûlallah şefâat Sana muhtaçdürür ednâ ve a’lâ Şefâat yâ Resûlallah şefâat Boyandık' canda nâr-ı hasretine Ulaştık dilde şân-ı. izzetine Varınca bârigâh-ı hazretine Şefâat yâ Resûlallah şefâat Gelen dünyâya âdemdir kademden Kamu canlar gider ukbâya andan Çalınca sûr-i îsrâfîlLo demden Şefâat yâ Resûlallah şefâat Kabirden kalkıcak yüzler sürerler Sırât-r müstakim üzre giderler Cemi’-i ümmetin senden dilerler Şefâat yâ Resûlallah şefâat Münâdî Bazrete da’vet edince Başı açık yalın ayak gidince Zaîf ümmetler isyânm bilince Şefâat yâ Resûlallah şefâat Şu vaktin ayrılır câmm ki teıiden Çekip dervişlerim el cümle benden O demde Vuslat’m maksûdu senden Şefâat yâ Resûlallah şefâat Şeyh Haşan Vuslat (XVII. yüzyıl)
  • 51. 54 N A ’T Gösterdi bu şeb şanını ma’nâde Muhammed Kıldı hemen ihsânmı bâlâda Muhammed Feth oldu o dem kudret ile bâb-ı medîne Ta’lîm edüben ilmini esrâda Muhammed Sürdüm yüzümü, hasret ile bâb-ı Resûle Bezi etti heman hûnunu me’vâda Muhammed Dostun gamı gaalib olucak âşıkı mağlûb Bildirdi o dem kim gelir imdâda Muhammed Zâtıyla sıfat farkını tahkike erersen Ol hüccete bürhân ile âmâde Muhammed Hem cânıma cânan nazarı aks olununca îsm oldu nihân zât-ı müsemmâda Muhammedı Çün baktığı dem lûtf ile Vuslat nazarıyla Mahv oldu kamu kaldı bu esnada Muhammed Şeyh Haşan Vuslat N A ’ T Ey cemâlin pertevi nûr-i hidâyet yâ Resûl Ol yüzü her kim gören buldu saâdet yâ Resûl Bulmadı her kim hidâyet görmedi vechin senin Görmeliser bunda hem rûz-i kıyâmet yâ Resûl Cümle-i zîrûh olandan zâtın ikrar etmeyen Bulmadı bulmalısar her dem selâmet yâ Resûl Evvelin ü âhirinin hakkına Hak zâtına Cümle muhtâc olduğun kıldı şehâdet yâ Resûl Cümle evvel zât-ı pâkin rehber-i a’zamdürür Hak’kı bulmaz almayan senden icâzet yâ Resûl Çün verince Hak der-i gufrani miftâhm sana Vuslatî bîdâde ol dem kıl şefâat yâ Resûl Şeyh Haşan Vuslat
  • 52. Aşkın ile meydana Geldim yâ Resûlallah Derdin ile devrâna Girdim yâ Resûlallah Zikrullahm âsârı Terkettirir ağyârı Âşıkların hem yârı Gördüm yâ Resûlallah Lûtfundur her dem ona Kim gide Hak’dan yana Cümle muhtaçdır sana Bildim yâ Resûlallah Baş açık sine üryân Göz yaşlı ciğer büryân Canım yoluna kurban Kıldım yâ Resûlallah Zâtına doğru özüm Açılmıştır can gözüm Hâk-i pâyine yüzüm Sürdüm yâ Resûlallah Kalb bir özge kân imiş Zâtında burhan imiş Vuslat’da mihmân imiş Duydum yâ Resûlallah Şeylı Haşan Vuslat İ L A H Î Sırr-ı Hudâdan doğan Nûr-i Muhammed imiş Feyz-i bekaadan gelen Nûr-i Muhammed imiş Etti çün arz-ı Hudâ Ümmet için can fedâ Eyleyen ol dem nidâ Nûr-i Muhammed imiş Cân ü dile kân olan Tenlere hem cân olan Canlara cânân olan Nûr-i Muhammed imiş Her ne kadar istifa Doğdu kamuya safâ Cümleye sâhib vefâ Nûr-i Muhammed imiş Secde edip yüz süren Cümlemizi dirgören Dostça bizi irgören Nûr-i Muhammed imiş Sundu meyi cür’asız Oldu gözüm perdesiz Gördüm onu şübhesiz Nûr-i Muhammed imiş
  • 53. ■m*- ' -İ ; Pertev-i nûr-i Hak’ı Seyredelim bir dahi Canda olan ey ahi Nûr-i Muhammed imiş 56 N A ’T Fedâdır mürşide câmm fedadır Kapusun beklemek ayn-i safâdır Sana vasf ettiğim kevneyne sultan Gönül anla Muhammed Mustafâ’dır Odur mir’at olan nûr-i cemâle O yüzden görünen vech-i bekaadır Hudâ verdi ona sırr-i bekaayı Kamu âşıklara bahr-i vefâdır Ayağın bastığı ol yer ne kutlu Açan giryan gözüm ol hâk-i pâdır Ona uyanlara cânm nisâret Bilürsün pak ü tâhir bî-riyâdır Eşiğin bekleyen buldu saâdet Kapusunda nice şahlar gedâdır Olaldan sırrına mahrem ^bu gönlüm Kamu uşşâk içinde muktedâdır Makaamm Vuslat’m bilmek dilersen Sözü irfân Özü sırr-i Hüdâ’dır Şeyh Haşatı Vuslat N A ’T - I Ş E R Î F Bu câmm içre ‘canımdan gelen emr-i Muhammed’dir Olur zâhir beşâretten bu gün devr-i Muhammed’dir Onun zâtın gören âşıkların kevn ü mekân içre Tekellüm eyleyen dillerde ol sırr-ı Muhammed’dir Ezelden zübde-i âdem olan hulk-ı azîm üzre Hak’a mü’min olan câna gönül varı Muhammed’dir Vuslatî’ve yâr olan Derdine tîmar olan Zâtına dîdar olan Nûr-i Muhammed imiş Şeyh Haşan Vuslat
  • 54. Be külli âlemin cânı vücûd ikliminin şâhı Tutan eflâki hep şems ü kamer nûr-i Muhammed’dir Yolunda can fedâ olsun diyenler zâhir ü bâtın Ebûbekr ü Ömer Osman Ali yâr~ı Muhammed’dir Gönülden mevc uran deryâ-yı ummandır hakikatte Sadeftir on sekiz bin âlemin dürri Muhammed’dir Erişmiş lûtfuna Vuslat şefâat vasılı olmuş Dü âlemde kamu âşıkların fahri Muhammed’dir Ezel bahrinde bahş olmuş hidâyet yâ Resûlallah Seni ikrâr eden bulmuş saâdet yâ Resûlallah Kamu ervâh ile ecsam nice tefrik olunmuşsa Yine vâsıllığa sensin bidayet yâ Resûlallah O demde müntesîb olmuş sana her kim dü âlemde Bulur ümmet olan elhak selâmet yâ Resûlallah Hak’ın indinde makbûliyyetin vasfında dil âciz Nihâyetsiz olunmuşken rivâyet yâ Resûlallah Sana makbûl' olan Hak’ka olur makbul bilâ şübhe Budur ancak velîlerde alâmet yâ Resûlallah Kudûm-i pâkine her dem yüzün izninle sürmekle Hayât-ı câvidan buldu bu Vuslat yâ Resûlallah Şeyh Haşan Vuslat N A ’ T Şeyh Haşan Vuslat N A ’ T Sadr-i güzîn-i safa Yol bula kim zâtma Ol ere dermanına Vâsıl olan şânına Salli ve sellim aleyh Salli ve sellim aleyh Bedr-i münir Mustafâ Salli ve sellim aleyh Cümleye bu rehnümâ Salli ve sellim aleyh Her ne kadar enbiyâ Geldi dile evliyâ Hakkın ulu kudreti Verdi ona devleti İki cihân izzeti Salli ve sellim aleyh
  • 55. Eyîiyecek çün salât Buldu bu canım hayat Vuslat’â budur necât Salli ve sellim aleyh Şeyh Haşan Vuslat N A ’ T- I Ş E R İ F Zuhûr-i kâinatın ma’denisin yâ Resûlallah Rümûz-i künt-i kenzin mahzenisin yâ Resûlallah Beşer denen bu âlemde senin sûretle 'şahsındır Hakikatte hüvivyette değilsin yâ Resûlallah Vücûdun cümle mevcûdâtı nice câmi’ olduysa Dahi ilmin muhît oldu kamusun yâ Resûlallah Dehânın menba’-ı esrâr-ı ilm-i men ledünnîdir Hakaayık ilminin sen mahremisin yâ Resûlallah Ne kim geldi cihâna hem dahi her kim geliserdir İçinde cümlenin ser askerisin yâ Resûlallah Cihân bâgmda insan bir şecerdir gayriler yaprak Nebiler meyvedir sen zübdesisin yâ Resûlallah Şefâat kılmasan varlık Nıyâzî’yi yoğ ederdi Vücûdu zahmınm sen merhemisin yâ Resûlallah Niyâzî-i Mısrî (Ölm. 1693) İ L A H İ Aşk ile dâim edersem âh ü vâh Ben Resûl-i Kibrij^âya âşıkım Râh-ı aşk içre tenim etsem tebâh Ben Safiyyül asfiyâya âşıkım Sensin ol şâh-ı cihânm mefhari Zât-ı esma vü sıfâtm mazharı Evvelin ü âhirinin serveri Ben Resûl-i müctebâya âşıkım Sıdk ile dîvan durup Nûr-i cemâlin görüp Pâyine yüzler sürüp Salli ve sellim aleyh
  • 56. 59 Bülbül-âsâ eyleyip âh ü figan ; Eylesin hâk-i rehinde terk-i can Derviş Ahmed virdin olsun her zaman Ben Muhammed Mustafâya âşıkım Şeyh Derviş Ahmed (1631 — 1701) / N A ’T -1 Ş E R İ F RuZ'i mahşerde kusurum setr et ey ferd-i gani Enbiyâ ve mürselîn içre hacîl etme beni Zikr ü tevhîd ederim sıdk-ı derûn ile seni Enbiyâ ve mürselîn içre hacîl etme beni Afv edip yâ Rab bağışla cürm ü isyanım benim Hıfz ile âhir nefesde sıdk u iymânım benim Verme mahşerde zebânîye girîbâmm benim Enbiyâ ve mürselîn içre hacîl etme beni Tövbemi eyle kabul dünyâda koyma ahrete Çok ise cürm ü kusûrum yok nihayet rahmete Diler isen koy cahîme diler isen cennete Enbiyâ ve mürselîn içre hacîl etme beni Abd-i âcizdir bu îkbâlî kuluna kıl meded Yüz sürer dergâh-ı pâkine kerşm kıl etme red Ol şefâat kânı Ahmed hürmetine ey ahed Enbiyâ ve mürselîn içre hacîl etme beni İkinci Sultan Mustafa Han (Îkbâlî) (1664 — 1703) N A ’T - I Ş E R İ F Sâyesi düşmez yere bir böyle nakl-i Tursun Mihr-i âlemgırsin baştan ayağa nûrsun Târik-i gülzâr-ı âlem mâlik-i mülk-i adem Münkirine mahz-ı mâtem mü’minîne sûrsun
  • 57. 6ü Sensin ol şeh kim Süleymanlar kapında mûrdur On sekiz bin âleme hükmetmeğe memûrsun El benim dâmen senin ey rahmetellilâîemîn Şöhretim isyâıı benim sen afv ile meşhursun Pâdişâh-ı evvelin ü kıblegâh-ı âhirin Evvel ü âhir imâmül enbiyâ mezkûrsun Yâ Resûlallah umarım diyesin rûz-i cezâ Gerçi cürmün çoktur ammâ îtriyâ mağfûrsun İfrî [Buhûrîzâde Mustafa] (Ölm. 1711) NA’T-I ŞERİF-İ MEFHAR-İ MEVCÛDÂT ALEYH-İ VE ALÂ ÂLİHİ EFDAL-ÜS-SALAVAT Nakş göstermek için hâme-i sun’-i üstâd Oldu saykalzede bu nüh varak-i kevn ü fesâd Nâmükerrer satılır çârsuy-i âlemde Nev-be-nev emtia-i kârgeh-i sun’-âbâd Bestedir birbirine çenber-i dolâb-ı vücûd Mürtebit birbirine âb ile hâk âteş ü bâd Edüb âmîhte huşkvü ter ü germ ü serdi Çâr rükn üstüne yapmış bu binâyı üstâd Sadme-i hikmet ile hamları puhte eder Terbiyet hâne-i kevn oldu dükân-ı haddâd Hep serâ-pây-i cihan mezraa-i ibrettir Cereyân etmededir kaaide-i zer’ ü hasâd Lûtf ile kahrı biribirinin âyinesidir Alemin nazm-ı kıyamına sebebdir ezdâd Sâni’-i dâd ü sited çârsu-yi imkâna Eylemiş hikmet ile vaz’-ı terâzû-yi tezâd Eyle bâzâr-ı cihâna bir alır gözle nazar Kimi hem-dest-i revâc ü kimi hem-gerd-i kesâd Hoş nigâh et bu hazangâh-ı bahâr-âlûde Kimi bülbül gibi mahzun kimi gül gibi küşâd Ne bu tertîb-i hıkem cümle benî âdem iken Birisi hâne yapar birisi olmuş ırgad
  • 58. Bu nağamhâne-i hikmetde aceb hâlettir Biri sultân-ı cihan biri gedâ-yı bt-zâd Kalb bir hâne iken baksan iki cânibine Biri vîrâne olur biri olursa âbâd Bu fenâ sayd-ı kühende acabâ var mı ola Sayd için kendüsi sayd olduğun anlar sayyâd Ey eden câme-i atlasla tefâhür gözün aç- Sana atlas görünür berk-i hakîr-i fersâd Ârif ol dest-küşây olma atâ-yı çerhe Ne atâ eyler ise âhir eder istirdâd Gerdiş-i âleme mevkuf-i beka-yı âdem Şehr-i vîrân olur olmazsa karadan imdâd Gör hamûlun şerefin kim zarar etmez çemene Şâh-ı eşcârı şikest eyler iken sadme-i bâd Çerh-i mînâ nefes-i âdem ile devr eyler Kutbdur bârigeh-i seb’-ı semâvâta imâd Tâli’ ü hâbite hestî-i bülend ü pestı ■ Dergeh-i Hazret-i Tâhâ’dan eder istimdâd îsm-i pâkinde olan mâni-i Tâhâ eyler Cümle eşyâda tülü’ ile hübûta imdâd Fâtih-i dahme-i der-beste-i gayb-i mutlak s Hâtem-i şâh-ı risâlet şeh-i ıklîm-i reşâd Merdüm-i dîde-i can ma’ni-i sırr-ı Kur’ân Maksad-ı kevn ü mekân bâis i nakş-i iyeâd Hazret-i şâh-ı Rüsül hâdi-i esrâr-ı sebîl Şârık-ı çerh-i hedâ hâzin-i genc-i es’âd Dâver-i taht-ı risâlet şeh-i iklîm-i kemâl Gevher-i bahr-i hired pâdişeh-i mülk-i sedâd Hazret-i Ahmed ü Mahmud ü Muhammed Hâmid ,Mazhar-ı nûr-i cemâl âyine-i hubb ü vedâd Münderic nüsha-i zâtında kemâlât-ı vücud Mündemiç tıynet-i pâkinde havâs-ı îcâd Bûsegâh-ı kademi künküre-i arş-ı azîm Rîze-hâr-ı niamı dâire-i seb’-i şedâd Ârızı âyet-i ûlâ-yı kelâm-ı ezelî Sühani gaayet-i ma’nâ-yı kitâb-ı irşâd
  • 59. 62 I Nûru ârâyiş-i kandîl-i serâ-perde-i Hak Pertevi nâire-i habbe medâr-ı iykad Ona ma’lûm idi esrâr-ı kitâb-ı melekût Gelmeden levh-i hecâya kelimât-ı eb ü câd Girmeden kisve-i terkibe vücûd-i pâki Zâtı olmuştu mevâlîde medâr-ı iycâd Zâtma hâs idi ma’mûre-i bûd ü nâbûd Etmeden hâme-i kudret dahi tahrır-i bilâd Nâmı ârâyiş-i pîşâni-i arş olmuştu Etmeden kâtib-i hikmet dahi terkîb-i midâd Olmadı misli dahi zîver-i gehvâre-i sun’ . Nefs-i külliyyeye akl-i kül olaldan dâmâd Hazret-i rûh-ül^Emîıı gâşiye ber-dûşi idi Konmadan dahi heyûl-i feleke nâm-ı ceyâd Ona ma’nâsmı keşf eyledi Levh-i Kudret Eyleyen âdemi esmâ ile ancak irşâd îlm-i resmîyi tenezzül mü eder tahsile Kesbe mevkuf değildir şeref-i mâderzâd Zât-ı âsûde-i gehvâre-i nûr olmuştu Levh-i hâk olmadan etfâl-i mevâlide mihâd Nûru âyîne-i vech-i ezeli olmuştu Olmadan çehre-nümâ şışe-i levh-i fûlâd Zâtı olmuştu gıda-bahş-i tuyûr-i ceberût Yoğ iken dahi ne hayvan ne nebât ü ne cemâd Bahrinin katresidir kimde ki var cevher-i ilm Mihrinin zerresidir kimde ki var nûr-i reşâd Vâye-dâr olsa eğer âtıfet-i feyzinden Olur ârâyiş-i seccâde cebîn-i ilhâd Nâbit ü camidin engüşt-i şehâdetleridir Bâğda serv-i ser-efrâz ü minârat-ı bilâd Hayme-i rif’atinin hıfzına olmuş merbut Âlemin çâr cihâtmda muîn-i evtâd Hazret-i kutbun olur dâiresinden hâriç İlmine olmağ ile vâris-i kâmil ifrâd Merkez-i âlem olan Mekke’den oldu tâli’
  • 60. 63 Hayr mahlûkun olur mevlidi de hayr-i bilâd Dest-i i’câzı olup sîne şikâfende-i meh. Eyledi vâkıa-i bedrde icrâ-yı cihâd Gül verir seng-i mezârmda olan şâh-ı hurûf Ravzasmda kimin eylerler ise ismini yâd Zâyir-i kabre ne söz nâr kaçar nurundan Salâvat ile kimin eyleseler ruhunu şâd İki elmas değildir harem-i hâsında Cebraîlin gözü kalmış edemez istirdâd Yazsalar ravzasmm nâmmı âteşdâna Zîr-i âteşde olur bir çemen-i sebz remâd Olur evsâf-1 kemâli rakama gencide Güneşin zerresi m üm kün olur ise ta’dâd Oldu bünyân-ı risâlet vücûdiyle temâm Güherin a’zaram a’lâya kor elbet üstâd Hicretinden beri gözden döküp eşk-i zemzem Kâ'beye oldu siyeb.-câme-i matem m u’tâd Rişte-i dâm-ı mekesgır-i anâkib gibidir Bünye-i şer’ine nisbetle binâ-yı Şeddâd Dîni şevkiyle gazâde ne söz etmek câiz Aks-i âyine-i şemşırleri meşk-i cihâd Zâtı çün kevn ü mekânın sebeb-i hilkatidir Halkın üstünde olan hakkı olunmaz ta’dâd Pîşgâhmda hitâb etmeğe lâyık değilim Lîk şevk-i keremi verdi bana isti’dâd Dest-ber-dest durup pîşgeh-i câhmda Bahrden katre-i evsâfını ettim îrâd Hakka peyrevlik edüp kaaide-İ medhinde Eyledim eşk-i hacâletle bu yüzden inşâd Ey vücûdun güher-i kumme-i tâc-ı iycâd Resm-i kaddin elif-i fâtiha-i isti’dâd Sensin ey merkez-i nüh dâire-i kevn ü mekân Rûh-i ervâh-ı ala kutb-i medâr-ı irşâd Sana halk oldu cihan senden alır feyzi yine Ahmed-âbâda gelir emtia-i hayr-âbâd Şendedir mecma’-i kavseyn-i vüeûd-i imkân
  • 61. Sensin ey nûr-i ezel vâsıta-i Rabb ü ibâd Sen benim halk senin içlin içindir dedi Hak Bundan a’lâ dahi bir mertebe olmaz müzdâd Kim bilir künt-ı nebî vaktini senden gayri Yine sensin senin asim bilen ey pâk nejâd Sana ikrâr iledir sıhhat-i iymân-ı enâm Rütbeni anlamağa kimsede yok isti’dâd Hep senin âb-ı ruhun hürmetine gelmiştir Bu cihan halkı velî sensin olan asl-ı murâd Hare eder cümle senin kîse-i ihsânmdan Ser-be-ser şâh ü gedâ cümle ibâd ü âzâd Hep senin rîhte-i sofra-i in’âmindir Aleme cûd-i vücûd eylesin Allah, ziyâd Ne desem rif’atin ol mertebeden yüksektir Arşa nisbetle habâba denilir m i bünyâd Senin evsâfını ad etmek içindir yoksa Bu kadar olmaz idi nâm ütenâhî a’dâd Zâhirinden dolaşır dâire-i rif’atinin Medhde m u ’cizenin vasfın edenler ta’dâd C âhm a’lâ idiğin m u ’cizeden bilm ekle Âşinâyân-ı hakayık anı etmez îrâd U m m asın levh-i icâbetde makaam-ı rağbet Etm eyen n âm ın ı dîbâee-i zikr ü evrâd M uh tev i cüm le k e m âlâtı kitâb-ı Zâtm Olamaz gayre sezâ sende olan istibdâd H ep senin bendelerindir demek az ma’nâdır Çünkü halk oldu vücûdunla ademden âzâd Enbiyâ cümlesi pervâne-i envânndır • Sensin ey nûr-i nazargâh-ı Hudâ sem’'i murâd İltica etse senin dergehine enfe’dir Etmeden dâmen-i mihrâba teşebbüs zühhâd Sâha-i haşr senin ma’raz-ı unvanındır 0 zaman da bilinir kadrin eyâ sâhib-ı dâd Gitti sekbân ü dili pâyesi ile ilerû Bir alay kare kare nâmı Feridun ü Kubâd Bülbeşerden sana dek ey güher~i derc-i vücûd
  • 62. 65 Nûr-i rûhâni idi bâr-ı katar-1 ecdâd Niyyet-i tâat edersem de elimden gelmez Oldu nefs-i bedem ol denlu günaha mu’tâd Rehzene rast gelen rehreve döndüm âhir Eyledi nefs ü hevâ nakd-i hayâtım berbâd Kimsenin medhali yok kendi kusûrumdur hep Ettiğim cürm ü hatâ kendi elimden feryâd Aybdır âkile şeytan beni aldattı demek Kendi nefsimdir eden nefsime ilka-yı fesâd O da bir başka günehdir ki günâhı ben edem Gayrinin mekrine idlâline edem isnâd İnikadımda günâh eylemeden bedterdir Hem edip cürmü hem etmek nazarında feryâd Liyk ammâ ki senin gânıııı vasf ettikçe Ukde-i ye’se gelir dest-i teselliyle küşâd Şâh-ı Levlâk gibi hısıı-ı haşinim var iken Ne bu sûziş bu güdâziş ne bu âh ü feryâd Ne kadar zelzele-i cürm ile vîrâne isem Var ümidim ki olam lûtf-i ebedle âbâd Ehl-i ukbâya senin şanını bildirmektir Hâtırmçün bu kadar müznibi etmek âzâd Âfitâbm işidir gureyi engûr etmek Seyyiâtım hasenat olur edersen imdâd Ve leamrük kasemi sâdır iken şanında Bin cihan müznibin et bend-i belâdan âzâd Sana ne medh ü senâdan müteâlî sensin Eder ancak bü kasidem melekût ehlini şâd Çün Kâab Bin Züheyr’in günehin afv ettin Müjde-i afv ile eyle bu günehkârı da şâd Seni kim medh ede bizzât Hudâvend-i ganî Medhine kande bulur nev’-i beşer istibdâd Sek-i kem-kadr-i derinden dahi kemter kadrim Üstühân-pâre-i ihsanın ile et beni yâd Bende Nâbî’den ola elf salât elf selâm Rûhuna, âline ashâbma tâ rûz-i miâd Nâbî (1642 — 1712) F. 5
  • 63. 66 G A Z E L Sakın terk-i edebden kûy-i Mahbûb-i Huda’dır bu Nazargâh-ı İlâhîdir makaam-ı Mustafâ’dır bu Felekde mâh-ı nev Bâb-üs-selâm’m sîneçâkîdir Bunun kandili cevzâ, matla’-ı nûr ü ziyâdır bu Habıb-i Kibriyâ’nm hâbgâhidir fazıîetde Tefevvuk-kerde-i arş-i cenâb-ı Kibriya’dır bu Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zail İmâdm açtı mevcûdât-ı çeşmin tûtiyâdır bu Mürâat-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha Matâf-ı kudsiyândır cilvegâh-ı enbiyâdır bu Nâbî e KIT’A DER NA’T-Î ŞERİF Ey mâni-i hestı ki senin halka vücûdun Sermâye-i îcâddır ihsân-ı Hudâdan Maksûd senin gânmı âfâka beyandır Ârâyiş-i tertîb-i nizâm-ı dü serâdan Evsâfına sarf etmek için olmasa elfâz Mahrûm kalırdı şuarâ hüsn-i edâdan Nâbî kulunun anladığı ey şeh-i kevneyn Bu nüktedir iycâd vücûd-i üdebâdan Kim vermez idi kimseye Hak hüsn-i tabîat Halk etmez idi kimseyi kısm-ı bülegâdan Gûş etmek eğer olmasa maksûd İlâhî Evsâf-ı dilâranı zebân-ı şuarâdan Nâbî KABZA-İ ŞEM§ÎR-t KELÂM-I KAÛİM Ey Şâh-ı Enbiyâ sen o rahmet giârsm Âhir zamâna bir gül-i evvel-bahârsm Hurşîdi lerze-nâk mehi sîneçâk eden İki cihâna bir şeh-ı sâhib-vekaarsm
  • 64. m Gölgen cihâna mâye-i emn ü âmân iken Nâbûd bûy-i gül gibi sen âşikârsm Reşk-i selef olursa nola ümmetin senin Peygamberâna server-i âli tebârsm Hallâk-ı Âlem etti salât ü selâmını Şâyân-ı medh-i âtıfet-i girdigârsm Kâmı-i dilfikâra emân ol meded yetiş Ol gün ki müznibîne şefâat medârsm Kânıî (Ölm. 1723) N A ’ T-I N E B E V İ Cânımm cânam sensin yâ Muhammed Mustafâ Derdimin dermânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Çıkmadı bahr-i muhabbetten senin gibi güher îlm ü hikmet kânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Cümle âlem ilmine nisbet senin bir katredir Ma’rifet ummânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Nûr-i zâtındır cihan mir’âtı içre cilveger Yusufun da ânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Kulluğunla iftihâr eyler Nebiyy ü ger Velî Cümlenin sultânı sensin yâ Muhammed Mustafâ Nûr-i zâta mazhar-ı tâm olduğunda şübhe yok Hakk’mm bürhânı sensin yâ Muhammed Mustafâ İsmail Hakkı (Ölm. 1724) M İ ’ R Â C İ Y Y E Bir geb ki izâr-ı şâhid-i hûr Zülf-İ siyehiyle oldu mestûr Vermişti o şebde dest-i kudret Ruhsâr-ı arûs-i dehre ziynet Ol gebde nücûm olup hüveyda Dîbâ-yı siyâh giydi gûyâ Meclis kurulup felekde nâgâh Gerdişte idi piyâle-i mâh
  • 65. Hem eâm idi mâh o bezme hem def Nâhîd idi anda çeng der-kef Mestâne edip terâne-i nerm Bezm ehlini eylemişti ser-germ Bir çetr-i siyeh kurup bu devran Zer mıh idi hep nücûm-i rahşân Olmuştu hilâl şekl-i tuğrâ Encüm ana rîk idi serapa Şem’-i mehi etmeğe füruzân Kibritini etti çerh sûzân Kasr-ı feleke hilâl-i garra Simin alem olmuş idi gûyâ Nakkaş-ı kazâ verip serâser Encüm ile tâk-ı cerhe zîver Döndü melı-i nev kemane ol şeb Toz olmuş idi nücûm ana hep Ferhunde zehi şeb-i ferah-zâ San nûr-i- siyah idi serâpâ Ol şebde meğer Cenâb-ı Hazret Ol husrev-i kişver-i şefâat Ol şebde o pâdişâh-ı ekrem Ol bâis-i hilkat-i dü âlem Ol taht-nişîn-i mülk-i sermed Ya’ııi Şeh-i Enbiyâ Muhammed Ol şebde ana ziyafet oldu Mi’râc-ı şerife da’vet oldu Etmişti o şeb be-kâmurânî Teşrîf~i Sarây-ı Ümmühâm Geldi o mahalde peyk-i Mevlâ Destinde Burâk-ı £rş-peymâ Ahsent zehi Burâk-ı ra’nâ Kim peyk-i Hudâ’ya oldu hempa Devletle süvâr olup Burak’a ■ Sad velvele saldı nüh revaka Hemrâhı ile o şâh-ı âdil Bir lâhzada Ruds’e oldu vâsıl
  • 66. Teşrifi ile edip o Sultân Ervâh-ı peyemberan-ı şâdân Sad şevk ile oldular cemâat Ol kıble-i dîn edip imamet Bindi yine ol Burâk’a bî-bâk Ol Şâh-ı serir-i mâarefnâk Mi’râc-ı şerife niyyet etti Sûy-i Hak'a ol azimet etti Bastı kademin sipihre evvel Arz eyledi mâh-ı bedr^meş’al Aldı ele hâmesin utârid Zeyn eyledi nâmesin utârid Sundu o Şehinşeh~i Perîd’e Sad özr ile bir güzel kaside Sâzende-i bezm-gâh-ı eflâk Etti defini hicâbdan çâk Evtârmı eyledi şikeste Gûyâ ki alındı cân-ı haste Pâyine düşüp Burâk-ın ol ân Arz eyledi kurs-i mihri devrân Ol çeşm ü çerâğ-ı âferiniş - Etti anı da Mesih’e bahşiş Pişinde gelip be fart-ı- ikrâm Yer öptü teber be dûş Behrâm Ol pâdişeh-i sipâh-ı ahrâr Etti feleğe anı siîâhdar Hançer be miyân ii dil ferahnâk Oldu reh-i hidmetinde çalâk Envâr-ı ruhiyle kalbi doldu Bin cânile müşterisi oldu Kıldı o Habıb-i Rabb-i izzet Menzilgeh-i Sidreye azimet
  • 67. 70 Bâlâya revân olup o sultân Cibrîl de kaldı zâr ü giryân Bûs etti rikâb-ı Pâdişâhı Arş oldu fezâ-yı cilvegâhı 01 Şâh ile olmağa müşerref Hasretkeş idi temâm Refref Tayy eyledi ol mekânı mesrûr Tâ oldu makâmı âlem-i nûr Geçti anı da o Şâh-ı Kevneyn Menzilgehi oldu Kaab-ı Kavseyn Can mahrem-i bârigâh-ı Mevlâ Dil garka-i lücce-i Tecelîâ Ey mahrem-i râz-ı kurb-i izzet Vey hemdem-i bezmgâh-ı vahdet Sen ârif-i nükte-ı kademsin Sen vâkıf-ı sırrı-i hikemsin Müştâk-ı cemâl-i pâkinim ben Bin cân ile dil-helâkinim ben Lûtf eyle kulun Nazîm-i zâra Sad dâğ be-dil o bîkarâra Reddetme kapından ol fakiri Üftâdedir eyle destgîri. Lûtfeyle koma garîb ü tenhâ Âzürde dilim be hakk-ı Mevlâ Ey gâfi’-i ümmetân-şefâat Yolunda fedâ revân-ı ümmet Ey tab’-ı sühan-tırâz ü pür cûş Besdir Besdir hamûş hâmûş Nazîm (1651 — 1727) N A ’ T-I Ş E R Î F Reh-i aşkında bî sabr ü şekîbim yâ Resûlallah Seni her kim severse ben rakibim yâ Resûlallah Kabul eyle civâr-ı izzetinde çekmeyim gurbet Bilirsin kendi şehrimde garibim yâ Resûlallah
  • 68. 71 Tavâf-ı Kâ’be-i şevk-i cemâlin farz-ı aynimdir Nisâb-ı hasretinden bî-nâsibim yâ Resûlallah Gözüm yaş ile mâîâmâl gönlüm aşk ile memlû Baîdim sûretâ mânâ karîbim yâ Resûlallah Debistân-ı hakikatte olup şâkird-i nâkaabil Fakat fenn-i mecâzîde edibim yâ Resûlallah Yakîn eyle gül-i gûş-i kabule nâle-i şevkim Riyâz-ı midhatinde andelîbim yâ Resûlallah Nola şerh eyledikçe vasfını cezb-i kulûb etsem Senin bîmârm olmuşken tabibim yâ Resûlallah Nazîm-âsâ olup şirin mezâk-ı lezzet-i na’tm Zebânım mâil-i şehd ü zebîbim yâ Resûlallah N A ’ Î - I Ş E R İ F Nazım-i âcize rahm et İlâhî Ki her bir âcizin sensin penâhı Yine bir kâr-ı hayre etti niyyet Tamâmında diye bilhayr-i temmet Temennasın tamâm ettikde hâme Gezer elden ele yâ Rab bu nâme Ola bu nâmenin mihr-i hitâmı Resûlün zikr-i esmâ-yı izâmı Hudâvend-i serîr-i mülk-i sermed Muhammed Mustafâ Mahmud ü Ahmed Hamıd ü Hâmid ü Kaasım vü Âkıb Beyân ü hüccet ü bürhân ü sâhib Sırâc oldur münîr oldur beşîr ol Mübeşşer münzîr oldur hem nezir ol Halîl ü hem habîb ü hem tabîb ol Garîb ü hem münîb ü hem hatîb ol Azîz oldur raûf oldur rahîm ol Halim oldur âlîm oldur hakim ol Nazîm
  • 69. Müşeffe’ şâfi’ evvel âhir oldur Odur bâtın yine hem zâhir oldur Kureyşî hem Arabî Hâşimî hem Saîât ile selâm ana demâdem Nazım NAT-I ŞERİF-! NEBEVİ Girandır çeşm-i dilde hâb-ı gaflet yâ Resûlallah Meğer bîdâr ede subh-ı hidâyet yâ Resûlallah Derûnum şûlezâr etti serâser âteş-i isyan Meğer ki sÖndüre eşk-i nedamet yâ Resûlallah Nola isyan yükü dâim belim bükse bu dünyâda Getirmez hâsılı dağ olsa tâkat yâ Resûlallah Ümîd oldur olam âzâd mahşer korkusundan ben Edersen mazhar-ı ayn-i inâyet yâ Resûlallah Cihan nûr ile dolmuştur serâser hükm-i serinle Sana mahsustur mihr-i nübüvvet yâ Resûlallah Mutî-i bârigâh-i da’vetindir âlem ü âdem Müsellem zâtma âmir risâlet yâ Resûlallah Metîn ü üstüvâr olsa aceb mi çâriyârmdır Çihâr erkân-ı eyvâıı-ı şeriat yâ Resûlallah Kabul eyle meded reddinle mahrûm etme sultanım Senin mahzûnunum sen eyle şefkat yâ Resûlallâh Benim de hâlime rahm eyle hengâm-ı şefâatda Usât-ı ümmete rûz-i kıyâmet yâ Resûlallah Günahkârım günahkârım günahkârım Nazîm-âsâ Şefâat kıl şefâat kıl şefâat yâ Resûlallah Nazîm N A ’ T-Î Ş E R İ F Gönül aşkınla zâr-ı müptelâdır yâ Resûlallah Yolunda baş ile cânım fedâdır yâ Resûlallah Eğer reddeylemezsen dergeh-i arş âşitânmda Kul olmak rütbe-ı ızz ü âlâdır yâ Resûlallah
  • 70. Olup bin c-ân ile teslim-i derd-i mihnet-i aşkın Süveydâ-yı dilim dâğ-ı rızâdır yâ Resûlallah Nola âsûde olsam sâye-i şehbâl-i aşkında K i düşmez herkese zıll-i hüm âdır yâ Resûlallah İşin âltun eder yüzler süren dergâh-ı vâlâya Gubar-ı râh-ı küyın kim yadır yâ Resûlallah Olaldan hasta-i aşkın hayât-ı câvidan buldu Dil-i bîm ârm a derdin devâdır yâ Resûlallah Açar gül gibi kalbin artırır bîm ârm ın ömrün Gamın hem dilküşâ hem canfezâdır yâ Resûlallah Akarsular gibi dâim nola aksa firâkmda Gözüm yaşı tükenmez maceradır yâ Resûlallah Revâ pervane gibi bezmgâh-ı kurbe yol bulsak Ki nûr-i şem’-i zâtın rehnümâdır yâ Resûlallah Sezâ her bir nazarda eylese iksîr-i manzûrun Gözüm hâk-i derinle rûşenâdır yâ Resûlallah Acep mi dem be dem âğişte-i hûn-i ciğer olsa Gönül bahr-i gamınla âşinâdır yâ Resûlallah Melekler can gözüne sürme eylerler gubarmdan Ser-i kûyinde ol kim. hâk-i pâdır yâ Resûlallah Habîb-i Kibriyâ mahbûb-i Hak şem’-i hidâyetsin Vücûd-i kâmilin' nûr-i Hudâdır yâ Resûlallah Olurdum kaabil olsa nakd-i can-ber-kef hırîdârı Der-i aşkın senin kim bî-behâdır yâ Resûlallah Şefîk-i mükrimansm sen hevâ-yı aşka uydum ben İşim şâm ü seher sehv ü hatâdır yâ Resûlallah Tabîb-i hastegânsm gerbet-i lûtfun uzak tutına Kapun âsîlere dârüşşifâdır yâ Resûlallah Kerem kânı mürüvvet bahrisin lûtf eyle ihsan et Kulun gerçi atâna nâsezâdır yâ Resûlallah Şeh-i her dü cihansın eyle mir’ât-ı dilin nıanzûr Nazîm-i derdimendin bir gedâdır yâ Resûlallah Anı lûtfunîa şâd et âb-ı rûy-i Çâriyârmçün Ki düşmüş hâk-i acze bî-nevâdır yâ Resûlallah
  • 71. N A ’ T - Î Ş E R Î F Ey kişver-i risâlete sultân-ı enbiyâ *Rûh-i revân-ı cism-i rüsül cân-ı enbiyâ Mihr-i celî fürûgu sipihr-i risâletiıı Bürc-i nübüvvete meh-i tâbân-ı enbiyâ Ümmet-sipâh-1 pâdişeh-i asîiyâ sufûf Sâhibkırân-ı merkez-i meydâıı-ı enbiyâ Mahbûb-i nâz-perver-i kâşâne-I yakîn Sultân-ı nâzenin şeh-i hûbân-ı enbiyâ Etmiş midâd sun’-i salât ü selâmeti Arâyiş-i kitâbe-i eyvân-ı enbiyâ Hellâl-i her süâl ki nutk-i fasihidir Müşkil-küşâ-yı mekteb-i irfân-ı enbiyâ Bâğ-ı ruhunde olmuş o giysû-yi ham-be-ham Müşkin şemîm-i sünbüî ü reyhân-1 enbiyâ Berk-i hayâl-i nûr-i serâ-perde-i yakîn Müşkât-ı hüsnü şem’-i şebistân-ı enbiyâ Kühl-i uyûn-i cân-ı rüsül hâk-i makdemi Gerd-i harîmi sürme-i aJyân-ı enbiyâ Olmuş vücûdu hil’at-i I^evlâk ile ezel Sultân-ı çâr-bâliş-i dîvan-ı enbiyâ Nâm-ı şerifi ser-sühan-i fihris-i rüsül Ser-levha-i cerîde-i unvân-ı enbiyâ Dârüşşifâ-yı aşk alîl-i dil-i rüsül Derd-i gam-ı muhabbeti dermân-ı enbiyâ Olsa aceb mi Bâğ-ı İrem gibi bî-hazân Güldeste-i gamıyla girîbân-ı enbiyâ Dei’gâh-ı izzetinde nola olsa dem be dem Hep hidmetiyle ber-zede dâmân-ı enbiyâ Ayıı-i inâyeti nazar-endaz-ı imtinân Çeşm-i himayeliyle nigehbân-ı enbiyâ Lâyık değilse de umarım fâzl-ı Hak ede Bu nazm-ı âcizânemi şâyân-ı enbiyâ Yâ Rab be-hakk-ı Fahr-i Rüsül tâ ki zindedir Cân-ı Nazîm’i eyle senâ-hân-ı enbiyâ Nazîm
  • 72. NA’T-I .ŞERİF-İ N EBEV İ Âfitâb-ı subh-ı mâ evhâ Habîb-i Kibriya Mâhitâb-ı şâm-ı ev’ednâ Habîb-i Kibriya Cevher-i kül tâb-ı sûz-i mihriniıı pervanesi Şem?-i bezm-i Leylet-el-esrâ Habîb-i Kibriya Akl-ı evvel kaya-beııd-i aşkının dîvânesi Nâzenîıı-i Hazret-i Mevlâ Habîb-i Kibriya Vedduhâ vasf-ı gülü Velleyl şerh-i'sünbülü Bâğ-ı Yasin ravza-i Tâhâ Habîb-i Kibriya Bülbül-i Levlâk zât-ı Li maallah lânesi Bezm-i kurbe tûti-i gûyâ Habîb-i Kibriya Sıdk ü adi ü hilm ü ilm-i zâtiye mazhar olup Verdi çâr erkâne fer hakka Habîb-i Kibriya Çâr-ı yâr-ı bâsafâ der hemdem-i kâşanesi Sâhib-el-Mi’râc mevlânâ Habîb-i Kibriya Ebru-yi ikbâlinin mâh-ı felek hasret-keşi Bedr-i tâbân-ı cihan-ârâ Habîb-i Kibriyâ Bezm-gâh-ı sâgar-i aşk-ı dil-i şûrîdegân Neş’e-bahş-i âşık-ı şeydâ Habîb-i Kibriya Kalb-i âriftir şarâb-ı şevkinin humhânesi Sîııe-çâk-i her dil-i dânâ Habîb-i K ibriyâ Kâse-i in ’âm m m şah ü gedâ dil-teşnesi Mest-i aşkı Hızr ile îsâ Habîb-i K ibriyâ Cûvibâr-ı cûdunun mâh-ı münevver kuzesi Teşnesi dünyâ vü mâfîtıâ Habîb-i Kibriyâ Mihr-i enver çeşme-sâr-ı lutfunun peymânesi Feyz-bahş-i âlem-i bâlâ Habîb-i Kibriyâ Arş câh-ı kadrinin evc-âşiyân-ı r if ati Husrev-i kürsî-i istiğnâ Habîb-i Kibriyâ Genc-i irfân ü kemâlin gevher-i yek-dânesi Bahr-i râza lü ’lü-i lâlâ Habîb-i Kibriya Hil’at-ârâ-yı Leamrük tâcidâr-ı istifa Fahr-i dünyâ mefhar-i ukbâ Habîb-i Kibriyâ Tahtgâh-ı arş-ı â’lâ mesned-i şâhânesi Zîb-i sadr-ı «yesribü batha» Habîb-i Kibriyâ '