İstanbul — Matbaası
1289 senesi Sa ferinin ondördüncü
gecesi görülmüş bir rüya
Biz demi gaflette bildik ta zevali âlemi,
Âlem i rüyada çok gör...
4 —
Bu halde gözlerimin nuru azalmağa başladı.
Temaşanın gönlüme verdiği taahı sevdavî asarın­
dan zannettim. Bir de semay...
Gûya ki pençelerile seyfi taaddiye şühedai hürri­
yetin herdem cuşan olan taze hunü siyahı bir der-
yai bikeran şeklini al...
6 —
ki girdibadı kıyamet yekpare yalçın kayadan»
mahlûk ulu ulu dağları yerlerinden koparmış, biri­
kirine çarpa çarpa eb’...
— 7
parçası gibi emvacı zulmet içinde yuvarlanır, du­
rurdu. Karanlık okadar uzadı ki hatır iktisabı
ebediyet eylemesinden...
ğimiz gibi değil, mayi haline gelmişti. Uğradığı
yerleri şaşaasına garkederdi. Elvan bizim gördü­
ğümüz değil, gûya ki bir...
— 9
açılmağa başladı. Arasından putperestler naza-
rmdawîiâhetülhüsün„ itibar olunabilecek bir naze­
nin göründü. Gide gid...
— 10 —
Gözleri nuru nazarının hiddetinden baktığı yer­
lere şirare saçar gibi görünürdü. Bu hal ile ufkun
müntehi olduğu d...
— Îİ
fıayali hakikat bulmuştur. Mevcutların ekseri yan­
larında yıldırım patlamış mürgam dehşetzede gibi
yere kapandılar, ...
Çok zaman gaçmiyecek ki gönlünüz meyda­
nı saya çıkmağı arzu eyiese de vücudunuzu tah­
rik edemiyecek, gözünüz açılmak ist...
13 —
zinle mezara gitsin; zira evlâdınız o kayıtlara
tahammül edemez.
Ey tezelîülperveranı cebanetcenap!
Hayrüimakirin inş...
î
— 14 —
Ne zaman intibah hâsıl edebileceksiniz? Ne za­
man saadetinizi düşüneceksiniz ? Ne zaman müridi
muhtar olduğunuzu...
— 15 —
butunu eyyam içinde muhtefi olan asn müstak­
belin tavrım takdir etmek nasıl mümkün olabilir?
Ne vakit bal maziye m...
srnız ? Onda da dünyada eski paçavradan bir­
kaç kâğıt üzerine isten tertip olunmuş birkaç
damla mürekkepten başka size ai...
sevdiğiniz esiâfı kiramdan kaçının mezarım gör­
dünüz ? Gördüğünüz mezarlardan kaçında yıkıl­
mamış, bozulmamış, parçalanm...
mek istiyor. Siz mevcut olan ellerinizi ayak ha­
line getirmeği, insan iken maymun olmaklığı iiti-
izam ediyorsunuz. Hâlâ ...
— 19
bana doğru şitaban olup gelmeğe muktedir ola-
mıyacaksımz?
Nicedir bu mezellet, bu cebanet! Neden kor­
kar durursunuz...
— 20 —
olur. Hiç avuca alıp ta başına koyan var mıdır ?
Solucan daima yerlerde sürünür; hiçbirini kaldı­
rıp ta kafeste be...
— 21 —
ketle dağ üstüne dağ açılmağa başladı.
Kendimi bulunduğum vak’fei tahayyiirden ala­
rak mukabele azmile timsalin du...
demin kâzip dediğim şöhret onlara izafetle, ecda­
dınızı hertürlü fazaili insaniyede, vatanınızı her-
nevi bedayii tabiiye...
— 23
mukaddesin hizmetinden büyük dünyada ne dev­
let, ne saadet tasavvur olunabilir ?
Küçük bir âlem viis’atmde âli bir c...
— 24 —
ate§î kırmızı bir nuranî libas ile setreyledi. Bürün­
düğü sehabı lâtif ise elinde gene o renge mail bir
alem -şekl...
■25 —
Vatanın bu ümranı feyzafeyzini görünce sük-
kâm, hayatı ebediye ile mübeşşer bir âlemi im­
kâna vusul bulmuş kadar, ...
— 26 —
rrodan ziyade lezzet ve refahla yaşıyor!
£n zekâsız sayılan bir şakirdin mahfuzatı
bugün en mütemeddin bir payitaht...
kiki cinayet ve kabayihte “Kiramen Kâtibin„ e
müsabakat etmeğe çalışıyor.
Fakat intişarı marifet kuvvetile kavaidi hu­
kuk...
zahir oîan efkân cedidenin her birinden bütün
âlemi insaniyeti müstefit eyliyecek nice asan bedia
meydana çıkıyor. Ziya gi...
lenin hertürlü ihtiyacat ve lezaizini istihsal için
mektep gibi, darülkutûp gibi, numunehane gibi,
tezgâh gibi, mesire gib...
Uykudan o hayalâtı ruhperver içinde
uyandım, O derece sevdazedei imbisat
volmuşum ki tekerrürü menanı ile iadei
rüya kabil...
Sanki o bir şimşek idi ki çayırda parladı, son-,
ra hiç lem’an etmemiş gibi kayboldu.
— 2 -
Ey uzun gece! Fecrin tulü etsi...
of 30

Namık kemal rüya

EDİBİ AZAM NAMIK KEMAL BEYİN RÜYASI
Published on: Mar 3, 2016
Published in: Education      
Source: www.slideshare.net


Transcripts - Namık kemal rüya

  • 1. İstanbul — Matbaası
  • 2. 1289 senesi Sa ferinin ondördüncü gecesi görülmüş bir rüya Biz demi gaflette bildik ta zevali âlemi, Âlem i rüyada çok gördük misali âlemi-, Haptır nisbetle mazi suphu istikbaline, Böyle tabir eylemişlerdir hayali âlemi. Bıı akşamüstü Boğaziçinde deryaya nazir bir bağ köşküne gitmiş, garibane pencerenin kö­ şesine oturmuştum. Hayalime ahvali âlem, gönlüme bir garip elem geldi. Tenezzüh için etrafa baktım. Gördüm k i: Yem; eşki ediban gibi ahesterev olmuş, Bad’ ahi gariban gibi gamkinü ciğergâh, Eşcarda bir sari hazin var idi gûya Gönlüm gibi eylerler idi hasret ile ah! Derya okadar lâtif ve rakit idi ki üzerinde olan ufak ufak mevceler koyu yeşil bir çimenzara konmuş bir beyaz güvercin alayı zannolunuyordu. Hava okadar ahestevezan olurdu ki yaprakların hareketi ciğerparesinin rahatı için gece uykusun­ dan mahrum olmuş bir şefkatli validenin kalbı kalbı söylediği ninnilerden dağınık saçlarına gelen ihtizazlar gibi farkolunur olunmaz derecelerde idi.
  • 3. 4 — Bu halde gözlerimin nuru azalmağa başladı. Temaşanın gönlüme verdiği taahı sevdavî asarın­ dan zannettim. Bir de semaya baktım ki güneş, ikbalinin en revnaklı zamanında damanı giribanmı paralıyarak inzivahanei ademe çekilen felekper- vazanı devlet gibi üzerindeki bulutları yırta yırta mağribi iktifaya yürüdü. Yeri kabristanı fenadan nişan verir bir korkunç toprak rengi bağladı. Et­ rafında yetimlerin kanlı yaşından numune olacak' bir ateşin kızıllıktan başka bir şey kalmadı. Gide gide her tarafa bir dehşet çöktü. Kâi­ nata bir behtü hayret müstevli oldu. Behayim inliyerek mağaralarına, kuşlar çağrışarak yuvala­ rına çekilmeğe başladılar. Arası biraz daha geçer geçmez karada bir iki bülbülü nalendeden, deryada birkaç hanende­ den başka ses işitilir ferdi aferide kalmadı. Gön­ lüm bu âşıkane temaşalarla kendinden geçmiş, na­ zarım ise etrafa müstevli olup muhiti zulmetin amakı kafasında kaybolup gitmişti. Gittikçe zulmet bir hale geldi ki karanlığı el ile tutmak kabil gibi görünürdü. Sayesinde eğlen­ diğim her ağaç ' nazarımda bir gulyabani şeklini bağladı. Gûya ki yeryüzü ziri zemine geçmiş ve­ yahut zulmeti mekabir ruyu arza çıkmıştı. Gûya ki ölüm matem esvabına bürünmüş te meydana uğ­ ramıştı. Gûya ki yedi kudret şu bir iki avuç haki, avaliminden ayırmış ta ademabadı nisyana atmıştı.
  • 4. Gûya ki pençelerile seyfi taaddiye şühedai hürri­ yetin herdem cuşan olan taze hunü siyahı bir der- yai bikeran şeklini almış ve emvacı tufanhuruşu ile dağlan, taşları ihata ederek havai zulme karşı kabarmış, kabarmış ta bağladığı şekli hailde dona- kalmıştı. Etrafıma bakmak istedim. Halin dehşetile 3i uru basar kirpiklerden ayrılmağa cesaret ede­ mezmiş gibi nazarım hiçbir şeye taallûk eyliye- medi. Ben ise yarabbi i Bu perdei zalam içinde acaba kaç mazlûmun kam dökülüyor da senden başka kimse görmüyor ? Kaç gaddarın hançeri taaddisine su veriliyor da senden başka kimse bil­ miyor ? Kaç yetimin gözlerinden oluklar gibi yaş akıtılıyor da senden başka kimse vâkıf olmuyor! Kaç dathah zalim elinden feryat ediyor da sen­ den başka kimse işitmiyor! Yollu birtakım kara kara hülyalara müstağrak iken birdenbire bir kı­ yamet koptu. Yanında oturduğum pencere — mah­ sur bir kalenin gülleye mukavemet edememiş ka­ pıları gibi — bir tarakai samiaçâk ile açıldı. Yü­ zümü çevirir çevirmez asaba dokunacak kadar kuvvetli, memleketler ihata edecek derece vüs’atli bir amudu nuranî göründü. Dikkat ettim : meğer ki afaki, aşûbu kıyametten nişan verecek bir fır­ tına bulutu kaplamış, bedri münevver ise yedi beyza gibi harikulâde bir kudretle o ummanı zulmeti ikiye bölmüş. Denize baktım: her mevcine bir cebeli seyyal dense reva idi. Emvaç değil, gûya
  • 5. 6 — ki girdibadı kıyamet yekpare yalçın kayadan» mahlûk ulu ulu dağları yerlerinden koparmış, biri­ kirine çarpa çarpa eb’adı namütenahi içinde sü­ rerdi. Yahut ki bir koca senksar, zelzeleye uğra­ mış, muttasıl lerzenak olurdu. Aksi mehtap değil,, sanki felekte kehkeşan o hailei cihanaşûp ile merkezinden oynıyarak o cibaii sergerdan arasın­ da düşmüş, nümayişi her lâhzada bir şekli diğer peyda ederek çalkanırdı. Yahut ki bir azametli nehri şeffaf o müteheyyiç sengistana tesadüf ey- miş, çarpma çarpma çağıltısı ayyuka çıkarak bir taraftan diğer tarafa akıp geçerdi. Fakat mehta- bin zuhûru da bir lemhai basara inhisar eyledi. Bir açıldı, bir kapandı. Bir daha görünmesi mü­ yesser olmadı. Fekeennehu berkim teelleka bilhima [*] — 1— Sümmentava fekeennehü lem yelmâ Onu müteakip ortalığı ahi garibaneden şid­ detli şimşekler, giryei âşıkaneden kesretli yağ­ murlar kapladı. Rüzgâr estikçe dehşette zelzeleyi andırırdı. Gök gürledikçe kürei zemin inliyor zannolu nurdu.. Şimşek çaktıkça her sehabı kesif şulefeşan olmuş bir yanardağ gibi görünürdü. Bu avasıfı tufan- engiz yarım saatten ziyade sürmedi. Fakat kürei zemin, bir seylâbı azîmin sadmei şiddetile yerin­ den koparak girdap buruşuna tutulmuş bir dağ ■ {*] Beyitlerin tercümesi kitabımızın 31 inci sahifesindedir.
  • 6. — 7 parçası gibi emvacı zulmet içinde yuvarlanır, du­ rurdu. Karanlık okadar uzadı ki hatır iktisabı ebediyet eylemesinden endişeye düşse veyahut -bu gecenin sabahı ferdai kıyamettir zannolunsa reva idi. Ben ise hengâmenin asabıma verdiği ıstırap ve gönlüme getirdiği inkıbaz ile bütün bütün mahrumu aram olarak zamanı fecre kadar lâyenkati odanın içinde dolaşıp ve her iki daki­ kada bir kere “İmre-ül-kays„ m: Ela eyyühelleylüttavilü elenceli —2— Bisuphitı ve mel’isbahu minke biemseli heyetini tekrar ederdim : Akıbet yorgunluk vücu­ duma galebe etti. Gözkapaklarım — yastığa da­ yanmış hastalar gibi—durduğu yerde önüne önüne yıkılmağa başladı. Odanın bir köşesine uzandım, derhal uyumuş, kalmışım. Ah, o ne hâbı hayatefza idi. İki yaşında bir masum, validesinin memeleri­ ne dayansa veya yirmi yaşında bir sevdazede, maşukasının saçlarına hürünse gene bu kadar safaperver bir uyku geçirebilmek ihtimalin hari­ cindedir. Bir rüya gördüm; öyle hayale bin haki­ kat fedadır, pek az zaman sürdü. Öyle temaşa­ nın her dakikasına bir ömrü beşer kurban olsun. '“ în ki mibinem be bidarİst ya Rap ya befıâp,,—3— Gûya bir sahrada imişim. Güneş, henüz u- fuktan çıkmağa başladı. Fakat ziyası bizim bildi­
  • 7. ğimiz gibi değil, mayi haline gelmişti. Uğradığı yerleri şaşaasına garkederdi. Elvan bizim gördü­ ğümüz değil, gûya ki bir cevheri seyy al olmuştu. Eir cisme taallûk etmese de gene meydanda gibi görünürdü. Bir halde ki iki üç dakika geçer geç­ mez ağaçlardan, çiçeklerden, dağlardan, taşlar­ dan, yerlerden, göklerden nur akmağa, renk yağ­ mağa başladı. Yapraklar televvünde birer ebri seherden, meyvalar iltimada birer necmi münev­ verden nişan verdi. Tepelerde yarım ay büyük­ lüğünde inciler delinmiş, içinde nice bin mürgu bukalemunrenk aşiyan tutmuştu. Derelerde dağ parçası kadar elmaslar olmuş, derununda nice bin behecei şeptabı ittima sığınmıştı. Sabahın feyzi bir derecede idi ki insan her dakika geçtikçe gûya ki vücudunda büyöyormuş ve hayatı bede­ ninden taşacak surette tezayüt ediyormuş gibi bir hal hissederdi. Gûya ki hayat eczayi âlemin umumuna sirayet etmişti. Koncalar [bülbül gibi daldan dala uçarak şakırdı. Semenler kebuter gibi havada perende atarak dem çekerdi. Etrafa baktım. Ebnayi va­ tanın nısfından ziyadesi orada içtima etmiş zan- nolunabilecek nekadar azîm bir izdiham mevcut idi. Kudretin böyle mafevkattabia bir arayişi ren­ gârenk ile izhar ettiği bediai icazı temaşadan herkes bir suretle Iezzetyabı safa iken ufukta gayet hafif bîr ateşî bulut peyda oldu. Ağır ağır
  • 8. — 9 açılmağa başladı. Arasından putperestler naza- rmdawîiâhetülhüsün„ itibar olunabilecek bir naze­ nin göründü. Gide gide kız doğruldu. İçinde yat­ tığı bulutu dizkapaklarmdan göbeğinin üstüne kadar vücuduna sarındı, ucunu sağ omuzundan atarak memelerinin arasına indirdi. Kendi uzun- boyiu, tendürüst, merdane yapılı bir kız idi. Bir nuranî cemaline, bir hüsnündeki taravete bakılsa bir bakışta güneş, bir bakışta nevbahar insan şekline temessül etmiş zannolunurdu. Pembe vü­ cuduna dağılan sırma saçları fecir üzerine yayıl­ mış hıyatı şuleden farkolunmazdı. Gözleri her ba­ kışta göklerin en mestur olan amakı hafasına girer, taharrii esrar eder gibi görünürdü. De­ kanına dikkat olunsa iptisamı sabah, gerda­ nından göğsüne doğru nazar olunsa amudu seher cismanî birer vücuda ıtlak olunurmuş denilirdi. Meme değil, gûya ki kursu kamer ikiye bölünmüş te herbiri göğsünün birer tarafına konulmuştu. Cismi o derece şeffaf idi ki büründü­ ğü bulutun her tarafından aksi elvanı görünürdü. Buluta sarınır sarınmaz kiysulan ürperdi, arslan saçma benzedi. Cephesi parladı; bir nuru âl için­ de kaldı. Kaşları bir derece çatıldı ki nazarlarda: İşve tutmuş dümeninden fitne girmiş areye, Gelmiş ebrular yine mestane hançer hançere. beytinde olan tasavvuru şairaneyi tasvir ederdi. A ___________________
  • 9. — 10 — Gözleri nuru nazarının hiddetinden baktığı yer­ lere şirare saçar gibi görünürdü. Bu hal ile ufkun müntehi olduğu dağdan kadem kadem aşağı ine­ rek yanımıza gelmeğe başladı. Ben ise gönlümde bu vücudu ruhanîye bir aşinalık, bir ünsiyet his­ sederdim. Kendikendime derdim ki bu çehre mut­ laka benim evvel gördüğüm simadır. Yine kendi­ kendime derdim ki bu, ya peri, ya melek olacak. İhtimali var mıdır ki aramızda evvelden bir aşi­ nalık bulunsun. Böyle itminan ve tereddütten mürekkep bir hal ile tarzına, tavrına, endamına, etrafına im’anı nazar ederken bir de gördüm ki her adımım attıkça rehgüzarina parça parça bir­ çok zincirler dökülüp geliyor. O zaman bildim ki bu cismi tâtif fikirde hayalini, levhada tasvirini temaşa ederek cemali hatırfiribine meftun oldu­ ğum “Hürriyetsin timsali semavîsidir. Ne efsunkâr imişşin ah ey didarı hürriyet, Esiri aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten; Şenindir şimdi cezbi kalbe kuvvet, setri hüsnetme, Cemalin ta abet dur olmasın enzarı ümmetten. Hürriyet, cemaate sadasını lâyıkı ile isma edecek kadar takarrüp edince yüksekçe bir ka­ yanın üstüne çıktıktan ve etrafında olanları bir nigâhı gazap ve tahkir ile ezdikten sonra bir sayhai zühreşikâf eyledi. Zannettim ki: uHer seri mu derteneş banki gazanfer zenet,,
  • 10. — Îİ fıayali hakikat bulmuştur. Mevcutların ekseri yan­ larında yıldırım patlamış mürgam dehşetzede gibi yere kapandılar, çırpınmağa başladılar. Hürriyet, cemaatin bu hevli namerdanesini görünce — bu­ luttan henüz kurtulmuş berki cehende gibi — bir mücessemi heyecanı ateşin kesilerek dedi: — Ey hâbidegâm gaflet, ey meiûfanı sefalet, ey takayyütperestanı esaret, ey tezellül perve- ranı cebanet, ey mürtekibanı her mezellet, göz­ lerinizi sabahı mahşerde mi açacaksınız? Gerda­ nınızdaki kaydı esareti maliki cahime teslim et­ mek için mi ilelebet elsinei nefreti âlemde namı­ nızı ipka edecek kadar korkarsınız. Çektiğiniz barı hakarete mizanı kıyamette sıkletinizi gös­ termek için mi tahammül edersiniz ? Heyhat! Ey hâbidegâni gaflet, sanii kudret, asarı rahmetini temaşa için nazar vermiş. Siz o meş- rıkı hakikati setrediorsunuz da hayalinizle veya kulağınızla görmeğe çalışıyorsunuz. Gözünüz açık­ ken naim oluyorsunuz. Kapandıkça adeta meyyit haline geliyorsunuz. İçinizde en tecrübeli bir pirin fikir ve nazarı, âki gözü anadan doğma alil bir çocuğun rüyası kadar, hakikate isabet edemiyor. Efkârınızı uyan­ dırmak için ihtiyar ettiğiniz fedakârlık çarşafla­ rınızı yıkatmak için sarfettiğiniz paraya tekabül etmez. Vücudunuzu rahat döşeğinden dür etme­ yiniz ki leyali adem gelip çatıyor.
  • 11. Çok zaman gaçmiyecek ki gönlünüz meyda­ nı saya çıkmağı arzu eyiese de vücudunuzu tah­ rik edemiyecek, gözünüz açılmak istese de gÖ- remiyecek, fikriniz taharrii hakikate başlasa da bırşey anlamağa muktedir olamıyacak, yataklı­ ğınız demirden olsa da toprağa tahavvül edecek. Uyuyunuz, uyuyunuz! Gafleti hayatı hâbı mema- ta tebdil için bundan kolay tarik yoktur. Ey melûfanı sefalet! Azizi zülcelâl cümleyim dünyevî ve uhrevî hertürlü saadete mazhar ol­ mak istidadı ile halketmiş, siz karnınızı doyur­ mak için evlâdınızı aç bırakmağa tevekkül namı veriyorsunuz. Kâsipler hubbü İlâhîye mazhar iken kutu lâyemut ile geçinmeği kanaat zannediyor­ sunuz. İnsan için her şey sây ile hâsıl olduğu muhkemat ile mübeyyen iken sâyden el çekmeği makasdı diniye ve dünyeviyenize medarı münferit biliyorsunuz. Sürününüz, sürününüz, çok sürmez ki sizde süründüğünüz yerler gibi hâk olursunuz. Ey takayyütperestan esaret! Faali mayürit, cümleyi halince mürit etmiş; siz daima nefsiniz­ den iradelin nez’ini murat ediyorsunuz. Peresti- şiniz âdet veya menfaat namiie boynunuza takı­ lan zinciri esaretedir. Yüzünüzü okşayan tahir elleri ısırmak, başınıza pençe vuran murdar ayak­ ları yalamak kendinizce melekâtı rasihadan olmuş! Çekiniz, çekiniz, ta ki boynunuzdaki barı giran si­
  • 12. 13 — zinle mezara gitsin; zira evlâdınız o kayıtlara tahammül edemez. Ey tezelîülperveranı cebanetcenap! Hayrüimakirin inşam faerne fitneye müptelâ etmişse cümlesini takdir için miyarı akla malik olduğu halde yaratmış. Siz mevt korkusu ile he­ lak olacak bir hale geliyorsunuz; hapis endişesile baş dediğiniz bir avuç kemik vicdanınızı; gönül dediğiniz bir parça et, natıkanızı; dudak dediği­ niz birkaç damla kan arasında esiri zindan edi­ yorsunuz. Duvarda gölgenizi görseniz azanızın herbiri bir başka yolda lerzenak oluyor. Titreyi­ niz, titreyiniz; eczayı bedeniyenizin tarumar ol­ ması böyle bir ıstıraba lüzum gösterir. Ey mürtekibanı her mezellet! Hazreti rafiud- derecat cümleyi meratibi izzü ibcale vusul için teklifi manevî ve havayi nesimi gibi mücerredat ve îetaiften başka hertürlü barı sıkletten beri etmiş; siz bin miskinin hakkını, bin mukbilin ha­ karetini gerdanınıza tahmil etmekten nefsinizi halâs etmek istemiyorsunuz. Bu zâfı vücudunuzla kürei zemini [başınıza, metaihi kâinatı arkanıza yükletmek isteseler kabulünden çekinmezsiniz. Alâmeratibihim küçüğünüz, büyüğünüze, o da kendi büyüğüne omuzlarını rikâbı tezeliül etmek aranızda umuru tahliyeden maduttur. Eziliniz, eziliniz! Vücutlarınızı ziri zemine geçirmek için öyle bir tazyika ihtiyaç görünür.
  • 13. î — 14 — Ne zaman intibah hâsıl edebileceksiniz? Ne za­ man saadetinizi düşüneceksiniz ? Ne zaman müridi muhtar olduğunuzu bileceksiniz? Ne zaman bermu- rat olacaksınız? Ne zaman kudretinizi anlıyacaksı- nız?Âlem, bir kâbei kemale doğru şitaban olmuş» gi­ diyor. Siz sakin olduğunuz yerleri,şikârım ağyardan sakınan sibâ gibi, dişlerinizle, tırnaklarınızla bu­ lunduğu merkezde tevkife çalışıyorsunuz. Zanne­ der misiniz ki bu aczi hakaretinizle beraber me- şiyete galebe edebilirsiniz ? Ümit eyler misiniz ki bu âlemi dûr içinde halin bir dakika sükûn ve sebatı kabil olur ? Gözlerinizin önünde cereyan edip geçen hava dehanınıza bir nefes girip çı­ kınca hal dediğiniz devrei hayali zaman ömrü­ nüzden tefrik ederek ademabadı hiçahiçe sürüp götürmekte olduğunu idrak edecek kadar naza­ rınızda kudret yok mudur ? Bu ne garip haldir ki içinizden kiminle konuşulsa yan sohbeti baiden şikâyettir; yine hiçbiriniz halinizi muhafazadan başka bir şey düşünmezsiniz, Zâhir, öyle kıyas edersiniz ki bu âlemi havadis sizin için bir mer­ kezi sükûn olup kalacaktır. Heyhat! Dünyada gördüğünüz bukadar ahvalin han­ gisinde sebat buldunuz ? Meşhudunuzda hilâf yok­ tur. İnkılâbatm hangisinden kablelvuku haberdar oldunuz ? Hiçbir peder rahmi maderde bulunan evlâdının simasını, endamım, zekâsını, ahlâkını keşfe muktedir midir ? Değil! Değilse bir asır için
  • 14. — 15 — butunu eyyam içinde muhtefi olan asn müstak­ belin tavrım takdir etmek nasıl mümkün olabilir? Ne vakit bal maziye muvafık zuhûr etmiştirki müstakbelin bale muiabakatine ihtimal verilsin! Hatıra gelmez neler olacak ? Tasavvurdan geç­ mez neler, görülecek ? Setübdi lekel’eyyamü - mâ künîe cahilâ —4 — Ve y e ’tîke biîahbarı men lem tüzevvidi Ve y e ’tîke bil’ahbarı men lem tebi lehu Betaten ve lem tadrip lehu vakte m evidi. Bütün ebnayi âlem nazarım istikbale dikmiş, girdiği meslekte mutabassırane devam edip gidi­ yor. Siz gûya bir yedi galip, boynunuzu tutmuş ta arkanıza çevirmiş gibi maziye hasrı efkâr eyle­ mişsiniz. Ayağınızın bastığı yeri gözünüz görmüyor. Her adım attıkça doğru bir yolda yürümeniz mümkün olmuyor. Düşümünüz ki nazar, ' maziye masraf olmak lâzım gelseydi Sanii bakim aleti basırayı arkada yaratırdı. Mazide aradığınız ne­ dir? Kaybettiğiniz ömrümü taharri edersiniz ! Heyhat f Zamanı kim iade edebilir ? Âlemin devrini aksine çevirmeğe kim muktedir olabilir ? Ecdadınızı mı istersiniz ? Onların ruhaniyeti, ulviyeti, yedi meşiyette olduğunu bilmez misiniz ? Kaderle mi pençeleşeksiniz ? Şöhretlerini mi arar-
  • 15. srnız ? Onda da dünyada eski paçavradan bir­ kaç kâğıt üzerine isten tertip olunmuş birkaç damla mürekkepten başka size ait bir hissel ve­ raset yoktur. SBakıyei cismamyetierini mi talep edersiniz ? Mezarlarına gidiniz, arayınız, bakalım çürümüş kemikten başka ne bulabilirsiniz ? İnsansınız. İn­ san yetiştirmeğe memursunuz. O şöhretleri, o fa­ ziletleri kendinizde, evlâdınızda hâsıl etmeğe çalışınız ki siz avalimi ulviyeye nazarı tahassürle bakarak onların haline aciz ve meskenetle hay­ ran kalacağınıza, onlar bu dünyayı demde sizin gösterdiğiniz ulviyete baksınlar da avalimi nlvi- yeden halinize, kemalinize mütehayyir olsunlar! Düşünmez misiniz ki siz nekadar eslâfperest olur­ sanız esîâfımzm kadrini okadar tenzil edersiniz. Bu âlem, âlemi terakki iken evlâdını kendine faik edemiyen pederler meftuniyete değil, hayır ile yat olunmağa bile lâyık olamaz. Nicedir bu hâbı gaflet S Bukadar zamandır gözüaçık uyudunuz. Gördüğünüz rüyaların han­ gisi hakka isabet etti. Yaşadınız; yaşamaktan başka ne kazandınız? Esîâfımzm measiri celileleri için bukadar tahassür gösteriyorsunuz! Ya ahlâ- fınız sizi hangi eserlerde yadetmiş ? İsminizi yal­ nız mezar taşlarında mı bırakacaksınız ? Bir mezar taşının nakışları nihayet yüz seneden ziyade sürmediğini bilmez misiniz ? O perestiş edercesine
  • 16. sevdiğiniz esiâfı kiramdan kaçının mezarım gör­ dünüz ? Gördüğünüz mezarlardan kaçında yıkıl­ mamış, bozulmamış, parçalanmamış taş buldunuz ? Hurşidi marifet mağripten doğdu. Medeniyeti kadîmenin sabahı kiyamı yetişip geliyor. Demiryollar “ Dabbetül’arz„dan nişan veriyor, Maarif bütün esrarı tabiati faşediyor, telgraf yerin damarlarım bozuyor. Yeni silâhların sadası mu­ sallat olduğu devletin başına Suru İsrafil hükmünü gösteriyor. Hâlâ mı uyuyacaksınız ? Ruzu mahşer­ de mi uyanacaksınız ? Nicedir bu ülfeti sefahet! Boyunuz iki karış iken hiç olmazsa validenizin kucağında otururdu­ nuz. Şimdi üç arşm yükseldiniz; istiyen başınıza çıkıyor. Bastığınız topraklardan hâsıl olan otlar bü­ yüyor, boyunuzla beraber oluyor. Siz hâlâ doğruca durup ta kendinizi kaddiniz kadar göstermeğe muktedir olamadınız. Sevdiğiniz, beğendiğiniz ecdadınız iğilirse Halika secde etmek veyahut kılıca dayanmak için iğilirdi. Sizin ise kârınız, belki şeytandan eşnâ bildiğiniz birtakım mahlûkaim âdet veya menfaat namına ayağını öpmek için secdeye kapanmaktan ibarettir. "P Ecdadınız mezarlarında doğru yatıyor. Siz dünyada boynuiğri geziyorsunuz. Medeniyet hay­ vanların ön ayaklarını ei yapmağa, bellerini dü­ zeltmeğe çalışıyor. Maymundan insan peyda et-
  • 17. mek istiyor. Siz mevcut olan ellerinizi ayak ha­ line getirmeği, insan iken maymun olmaklığı iiti- izam ediyorsunuz. Hâlâ böyle iğribüğrü mü gide­ ceksiniz? Boyunuza olsun istikamet vermeğe ça- lışmıyacak mısınız ? Aklınız hiçbir vakit uiviyata meyletmiyecek mi ? Gözünüz daima yere mi ba- , kacak? Nicedir bu perestişi esaret! Bir kere şu par­ ça parça zincirlere bakın Onlar saçlarımdan zi­ yade hatırruba mıdır ? Acayip değil midir ki bana bir nigâh etme­ ğe tahammül edemiyorsunuz da bukadar okka demiri boynunuzda, elinizde, ayağınızda taşıma­ ğa tahamammül edebiliyorsunuz ? Acaba zincirin rengi benim çehremden güzel midir ? Yoksa onun acı acı sadası kadar benim sesimde letafet mi yoktur ? Beni ruhunuza Allah vermiş, zinciri cismi­ nize insan bağlıyor. Bilemem ki kulun zulmünü Hak­ kın inayetine nasıl tercih ediyorsunuz ? Bu taşı­ dığınız zincir, ecdadınızın zuru bazusu, ihvanını­ zın sây ve ikdamiledir. Üzerine güneş dokunsa eriyor. Rüzgâr esse paralanıyor. Su dökülse ezi­ liyor. Benim nazarıma tahammül edemiyor da, parça parça dağılıyor. Siz hâlâ onu tılsımla yapılmış bir ejder mi tasavvur ediyorsunuz ? Daima vehminizle mi muk- kayyet olup kalacaksınız? İstikbalde de mi elinizi, kolunuzu sallıyarak
  • 18. — 19 bana doğru şitaban olup gelmeğe muktedir ola- mıyacaksımz? Nicedir bu mezellet, bu cebanet! Neden kor­ kar durursunuz? Ölümden mi? Korku ne vakit •ebedî hayatı mucip olmuş? Eziyetten mi? Dünyada kime zinciri esaretten ağır bir bar tahmil olunmuş? Ecdadınız fazilet yoluna idam olunmuş bir adamın kanından hâsıl olan lekeleri, o fazilete ittiba için bir vasiyetname addederlerdi. İçlerinden hürriyet, vatan, vazifei insaniyet uğruna şehit olanlar vebadan, hummadan; verem­ den, nüzulden ölenlere galipti. Siz bu eslâfprestlikle beraber neden o isri hamiyetten bukadar tebaude çalışıyorsunuz? Dünyada herne türlü yaşanılırsa yaşansın, ne­ ticesi ölüm olmıyacak mı ? Bir de bekayi namı düşünmek yok mudur ? Hüvelmevtü fahter mâ alâ leke zikrühıı —5— Ve lenı yemütU’insarıü mâ dâme zikrühu Bieyyihalin öleceğinizi bilirken ne vakte ka­ dar mezara girmemeğe çare bulmak vahimesiie bihude yere, topraklara sürünüp duracaksınız! Azrail önünde de mi talebi hayatı merhamet dilen­ ciliğinden kurtulmıyacaksmız! Nicedir bu irtikâbı zillet! Tezellülden ümit ^ettiğiniz fayda nedir ? Toprak daima payimal
  • 19. — 20 — olur. Hiç avuca alıp ta başına koyan var mıdır ? Solucan daima yerlerde sürünür; hiçbirini kaldı­ rıp ta kafeste besliyen görülmüş mü P+.Kimin ete­ ğini öptünüz de ağzınız lezzet buldu ? Dudakları­ nız tuzlu tuzlu çuhalara yapıştıkça şeker mi peyda oluyor? Yüzünüz terli terli sahtiyanlara dokun- dukça burnunuza misk kokusu mu geliyor ? Tazal­ lüm namına ağzınızdan çıkan kör dilenci İlâhilerini kim dinledi ? Giryei istirham namile gözünüzden akan namus cevherleri kaç para etti ? Ne vakte kadar masum çocuk gibi istediğinizi yapamadıkça ağhyacak siniz ? Matuh ihtiyarlar gibi istediğini­ zi hâsıl olmuş zannettikçe secdei şükür edip du­ racaksınız ? Toprak olmayınca zelil olduğunuzu anlamaya­ cak mısınız ? Rüzgâr toprağınızı berhava edinceye kadar hiçbir suretle ulviyet bulamayacak mısınız ? Süphanailahirazîm, meğer nekadar meiûfu hakaret, ne derecelerde esiri âdet olmuşsunuz! Mertlik, leventelik, şecaat, hamiyet, fazaıl, mürüv­ vet, istihkarı müşkülât, istikbarı deniyat, cür’eti teşebbüs, ihtiyarı tehalük ile serfrazı akvam ad­ dolunan millet siz misiniz ? Ne kâzip şöhretler, ne manasız dağdağalar!... Söz buraya vâsıl olup ta, milleti âlişanm unvanı iftiharı lisanı tezyif ile yadolunmağa başlayınca maşukasından akaidi mukaddesisi aleyhinde ma- kalât işitmiş bir sevdazede gibi, gönlümde iki ci-
  • 20. — 21 — ketle dağ üstüne dağ açılmağa başladı. Kendimi bulunduğum vak’fei tahayyiirden ala­ rak mukabele azmile timsalin durduğu tarafa im’anı nazar eyledim. Gördüm ki Hürriyetin sağ canibinde birçok vecih ve mükellef zatlar var.. Birazı sinni meşibe varmış, mularmdan hituşşuaı zekâvet gibi, kuvvei tecarip ile revnak bulmuş bir nuru sefit iltima ediyor. Birçoğu nevbaharı şebap içinde henüz taze hayat zuhûru ile taravet- yap olmağa başlamış çehrelerinden hunu cuşam hamiyet gibi harareti hissiyat ile galeyan etmiş bir rengi civanmerdi gülfeşan oluyor. Cümlesinin dimağı idraki, in’itafı hurşidi ma­ rifetle mehtap gibi saf ve lâtif bir nur içinde parlayıp duruyor. Kâffesinin kalbi hassası iltihabı, nairei hamiyetle zemin gibi koca bir âleme ancak gencayişpezir olacağı bir hararet istiap eyliyor. Hepsi benden bir kat ziyade bir hahiş ile cevaba hazırlanmış, Hürriyet ise o dilrüba gözlerini bir meyli müşfikane ve tarzı âşıkane ile o fırkai sa- hipvakara atfederek bir lûtfu garip ile nazar ederdi ki bulunduğu edayi dilnişini kaybettirmek havfile kimse fethi kelâma kıyamazlardı. Nihayet gene Hürriyet söze ağaz ederek: “ Ey vatanın muradı müşahhası, milletin hamii hamiyeti, ser- mayei hayati, insaniyetin ümidi istikbali, sevabı- kra burhanı kemali, halin mükâfatı her melali, atinin izzü ikbali olan meslekperveram hamiyet,
  • 21. demin kâzip dediğim şöhret onlara izafetle, ecda­ dınızı hertürlü fazaili insaniyede, vatanınızı her- nevi bedayii tabiiyede mümtaz eden mûtii haki­ katin namı feyyazına yemin ederim ki on on iki sene içinde kâh zinciri esaret dedikleri ejderi helâiifeşanm dendanı tasallutundan, kâh hükmü galibane ismile yadeyledikleri pelengi akurun dehanı tagallübünden kuvvei bazuyi himmetine iğtinaro ettiğiniz rızkı kerimi terakki sizin de na­ mınızı ülül’ihsam insaniyet olan mürebbiyanı akva- mın unvanı iftiharile beraber ahlâfm lisanı tah- midinde ilelebet müstekar edecektir. İmarına çalıştığınız şu şehristanı temeddün daha tesisine yeni başlanmış olmak cihetile şim­ dilik kabristan gibi mahuf taş toprak gibi muhak- kar görünür. Fakat bilmez değilsiniz ki istikbalde nasıl bir firdevsabadı saadet olacaktır. Maziyi düşünüp te şermetmeyiniz. Hâle nigâb edip fütur getirmeyiniz ki zamanın ati için besle­ yip geldiği füyuzatm tariki azmini açmakta ve tesrii vusulünü aramakta hakkı takaddüm sîzindir, ef'alimzle nekadar iftihar etseniz neden lâyık olmasın, ki yalnız namınız değil, fikriniz de ilelebet beka bulacak, ilelebet büyüyecek, ruhulvakit hük­ münü bularak vücuda cemiyete hayatbahş olacak. Gerek galibiyet ve gerek mağlûbiyet halinde gene neticesi böyle bir teyfîkı azîm olan maksadı
  • 22. — 23 mukaddesin hizmetinden büyük dünyada ne dev­ let, ne saadet tasavvur olunabilir ? Küçük bir âlem viis’atmde âli bir cennet kadrinde olan vatan sizinle mubahat ederken siz vatana olan hizmetinizle neden iftihar etmiye- çeksiniz ? Gayret, gayret ki şark ve garp terak* kiyatmıza nazarı hayretle bakıyor. Cihanı medeni­ yet mizanı itidalini rezaneti ikbalinizden bekliyor. Marifet, kaleminize; namusu millet, kılıcınıza; him­ met, fikrinize; hamiyet, kalbinize sığındı. Barikai efkârınıza karşı cehalet infilâkı sa­ baha tesadüf etmiş şeppere gibi sergerdanı hay. ret olarak etrafa çarpınmaktan pençei himmetiniz altında taaddi, sayyat elinde kalmış gürki çeri- hadar gibi bir müstekreh harharai meyusiyetle dendanı kine göstermekten başka bir şeye muktedir olamıyor. Galebe rayeti azminizi takip için bir işaretinize bakıyor; tevfikı ezelî, ağuşu telâkisin» açmış, teveccühünüzü bekliyor. İleri, ileri! Ey milleti âlihimmet ki darüsselânu saadet şu güzeram birkaç gün ihtiyarı meşaka. mütevakkıf olan mazikı ıstırabın hemen öte tara­ lındadır. Ben tarif edeyim, ektiğiniz tohumu feyzi ha­ miyetin hafahanei istikbalde pârverişyap olan semeri kemalâü gözünüzün önünde duruyordu.„ Hayal, süratle gene geldiği tarafa çekilerek bir kere silkindi. Sarıldığı buluttan sıyrıldı. Vücudunu:
  • 23. — 24 — ate§î kırmızı bir nuranî libas ile setreyledi. Bürün­ düğü sehabı lâtif ise elinde gene o renge mail bir alem -şekline.tahavvül etti ki ortası, milletin talii ik­ bal ve seyfi celâlinden nişan olan necini ve hilâl ile tezyin olunmuş ve kenarına gümüş tellerle: ' Yedi Hürriyettedir rayeti ikbali osmanî Bihamdiilâh erişti devri istikbali osmanî beyti nakşedilmişti. Hayatperverlikte nafhai ruhu .andıran nesimin hafif hafif hübubu ile rayet te- mevvüç ettikçe gûya ki havanın tazyiki köreî zemini tastih ile inhidabraı izale ederek pişi na­ zarda şehirleri!©, sahralarile, nehirlerile, derya- larile bir kişveri bihemta azametnümun olmağa .başladı. Dikkatle baktım: meğer o kişver ki— bir ha­ rika! mahsusa ile avalimi uiviyeden nümunei üm­ ran olmak için hake sevkolunmuş bir devletsarayı ruhanî zounoîunurdu — sermayei vücudumuz bir :kabzai hakinden ibaret olan vatanı mukaddes imiş. Şukadar var ki masnuatı beşeriyeden maddî ve manevî mevcut bildiğimiz asarm bindebiri kal­ mamış. Yerlerine hayalatı şairanenin en galeyanlı zamanlarında âlemi tasavvura bile güç hutur eder nice bedayi kaim olmuş. Vaz’ı hendesîsinden maa­ da hiçbir alâmetten o yerlerin içinde müteayyîş -olduğumuz mülk olduğunu idrak mümkün değildir
  • 24. ■25 — Vatanın bu ümranı feyzafeyzini görünce sük- kâm, hayatı ebediye ile mübeşşer bir âlemi im­ kâna vusul bulmuş kadar, şevk ve meserretle o canibe şitap eyledim. Takarrüp ettiğim sırada hava karardı. Fakat mülkün her ciheti o derece tenvir olundu ki şehirlerinde, yollarında, sahra" 1arında lem’anisar olan nuranî meskenlere bak-' tıkça hikmeti kudretten binlerce mehtabı, yüzbin- lerce kehkeşam, milyonlarca yıldızı cami bir âlemi diğer peyda olmuş kıyas ettim. Refte refte gene sabah oldu. Ben de o zemini ümrana vusul bul­ dum. Gördüm ki her merhalede bir güne nisbet bîr kıt’adan mamur bir âlemden servetli şehirler, her saat başında şimdi şehirlerden, büyük kiş- verierden mahfuz karyeler; her sokakta bildiği­ miz saraylardan, ziynetti kalelerden metin hane­ ler bulunuyor. Demiryoilar, adi çadırlar, nehirler, cetveller damar kadar kesrette ve biribirine girift bir hal­ de etrafa yayılmış vesaiti hayatı her cihete ce­ reyanı dem süratile isal ediyor. Mahi gibi kaan deryada yüzer, tair gibi evci havada uçar vesaiti intikal peyda olmuş, ebnayi beşer ecsamı sulbe gibi mayiat ve ephireyi payimali iagallüp eyliyor. Cevahiri tabiat, ümmetin alelûmum pişgâhı isti­ fadesine, serairi hikmet, bütün kütüphanei inti­ fama dökülmüş ! İçlerinde en bedbaht addolunan bir fakir zamanımızın en muktedir padişahla-
  • 25. — 26 — rrodan ziyade lezzet ve refahla yaşıyor! £n zekâsız sayılan bir şakirdin mahfuzatı bugün en mütemeddin bir payitahtın en zengin kütüpanelerine sermayei iftihar olan sunufu ke- malâta mukabil geliyor. Hakimiyeti ümmet, ki insanı istiklâli ef’alinde bir dereceye kadar maddiyatın kavanini tabiiyesi- ne bile ittibadan serazade eden iradatı ihtiyariye mötemmimatındandır, muktezayatını kamilen fiile getirmiş, herkesi kendi âleminde cihangirlere gıp- taresan olacak bir saltanatı hassa ile mensup ol­ duğu cemiyette kâffei evamiri mâkulesini infaz eylediği için heyeti medeniye her cüz’ü bir padi­ şahtan terekküp etmiş bir vücut gibi görünüyor. Kovayı hükümet ki, mahiyetinde müselles gibi üç hattı istikametten mürekkeptir, yedi va- hidenin pençei fagallübünden intiza ederek her­ bin âharm tetavülüne haddi tadil, herbiri heyeti umumiyenin teşekkülüne mütemmim olmuş meb’u- sani ahali, adaleti ilâhiyenin tatbikatında hemen hemen bu köhne cihanı iptilâya dari mihnet sıfa­ tından bir tecerrüdü tam istidadı vermeğe başla­ mış, mahkemeler divanı mahşerden nümune olabi­ lecek bîr şekli hail bağlamış... Rehgüzarı taaddiye ahenin setler,sengîn duvarlar çekmeğe memurini icra yerine gûya ki birer meleki müvekkel resmî libası hükümetle insan kıyafetine temessül etmiş... Tak-
  • 26. kiki cinayet ve kabayihte “Kiramen Kâtibin„ e müsabakat etmeğe çalışıyor. Fakat intişarı marifet kuvvetile kavaidi hu­ kuk ve vazaifi ulûmu mütearife idadına dahil ol­ muş ve ahlâkı tathiri zamairde herkese iradatı cemiyetin amali zatiyesinden ziyade şevk ve in­ himak ile icrasını mütehassesatı insaniyet ve le~ zaiz hayattan bildirmek cihetile ne kudreti teşri vasfına muhtaç nizam, ve tebaa kaza hakkından müstefit edecek müddei, ne memurini icra infaz olunacak ahkâm bulabilir. Usulü mes’uliyet, memura göre kalbinde bir ilâhı mahkemei serairaşina peyda etmiş, herkes uyku zamanında hâpgâhım bir makberei sükûn bilerek muhasebei nefiste vicdanım münkerîne kaymakam addeyliyor. Hürriyet ki ruhun kâffei ezvak ve temayülâtını istikmale ve ömrün envai afat ve ihtiyacatına bedeli tesliyettir, her ferdin efalinde, efkârında, neşriyatında, içtimamda kat’- îyyüttesir bir hükmü şahane infazına başlamış. Azayı cemiyetin ihtilâfatı matalibi nağamatı musikiyeden mümteziç bir ahengi ittihat hâsıl ediyor; tasdikatma tab’an biihtiyar olan kuvayi zihniye men’i tecavüzden maada hertürlü kuyut- tan, muahazatı ukalâdan başka hernevi muarız­ dan masun edilmiş. Herkes lıergün bir fikri cedit peyda eyliyor. Tecarip ve istidlâlâtı hikemiye ile hakikati
  • 27. zahir oîan efkân cedidenin her birinden bütün âlemi insaniyeti müstefit eyliyecek nice asan bedia meydana çıkıyor. Ziya gibi etrafa dağıldıkça saffet ve incilâ bulmak ve uğradığı yerleri bir hayatı saniyeden behredar etmek hassai feyya- zanesine malik olan mutaleaü sarire meclisi ülfete inhisar beliyesinden bütün bütün halâs olarak iki elile bir başı olan her baliği reşit bir basma tez­ gâhı mekûlât ve melbusattan mübrem ihtiyacat- tan madut olmuş bir hatırdan güzar eden tasav­ vur aradan iki gün geçmeksizin lâakal birkaç milyon kuvvei müdrikeye intiba ediyor. Bu vasıta ile hâsıl olan telâhuku efkâr sayesin-' de ihatai malûmatta bir adam bir millet, bir millet ise bir âlem kadar iktidar gösteriyor. Herkes ebnayi milleti tev’emanı mülâhik ve haki vatanı mesirei müşterek addeylemiş, milyon, milyon toplanıyorlar. Zamanımızda siyasiyatça en hatarh hikmeti en dehşetli addolunan mesaili biperva müzakere ediyorlar. Müsavat manayi hakikîsini ifadeye başhyarak kabiliyatı efrat man beinan denilecek derecelerde müsabakaya kal­ kışmış en vazı olanlar, en şerif olanlarla hem- kadir olmak raddesine geldiği halde gene en şerif olanların haysiyeti tenezzül etmek değil, bilâkis rifatyap oluyor. Hakkı tasarruf bir mer’ıyeti mutlaka bularak herkes mülkünü kendi için mahlûk bir âlemi diğer kıyas eylemiş. Her hanede bir ai­
  • 28. lenin hertürlü ihtiyacat ve lezaizini istihsal için mektep gibi, darülkutûp gibi, numunehane gibi, tezgâh gibi, mesire gibi iktiza eden tesisatın kâf- fesi mevcut bulunuyor. İbadın haremi büyutu Hudamn beytülharemi- ne yakın bir mertebede mukaddes tutulmuş, fis- kutaadi, zülüm ve tagallüp asitanlarmdan güzar edemiyor. Muhabere kaidesi masumiyet kuvvetile bir serbestli mutlak haline gelmiş, istiyen hanesinde bir telgrafhane bulunduruyor. İstediği adam ile lisan ve işaret üzere taatii efkâra da bir mania tesadüf eylemiyor. Herkes milleti için varım te­ lef etmeğe hazır. Fakat milletin hertürlü feda­ kârlıktan gınası var. Herkes vatanı için fedayı cana müheyya; fakat vatanın kurbana ihtiyacı yok. Mahasal, ebnayi vatanın herbiri bir cihan kadar büyümüş, kâffesi tabiatı âleme bütün bütün tagallüp etmiş, imkân dahilinde bir matlabı meşru kalmamış ki bir fert için tahsiline iktidar mef- kut bulunsun. Âlemi hayalde bir nevi lezzet veya bir cinsi kemal bulunmuyor ki cihanı şühutta misli mevcut olmasın. " Vatanın bu feyzi aliılâline nazaren-■ ■dazı iftihar oldukça hayretimden, me­ serretimden bayağı gaşyoîmuşttım.
  • 29. Uykudan o hayalâtı ruhperver içinde uyandım, O derece sevdazedei imbisat volmuşum ki tekerrürü menanı ile iadei rüya kabil olurmuş gibi gene gözleri­ mi kapıyarak pişgâhı nazraya çekilen perdei zalâm arasında gördüğüm âle­ mi kemalâtm bir daha temaşasına saatlerce çalıştım. Tabiî muvaffak ola­ madım. Fakat hâlâ Ömrümün büyük sermayei safası bu temaşanın tasav- .yuratı ruhperveridir.. N e yan can imişsin ah ey ümmidi istikbal, Cihanı sensin azat eyliyen bin yesü mihnetten; Şenindir devri devlet hükmünü dünyaya infaz et; Huda ikbalini hıfzeylesin hertürlü afetten! SO N
  • 30. Sanki o bir şimşek idi ki çayırda parladı, son-, ra hiç lem’an etmemiş gibi kayboldu. — 2 - Ey uzun gece! Fecrin tulü etsin, eğerçi fecrin senden eftâl değildir, yani senin fecrinden de bir hayır umulmaz. - 3 — Yarap, bu gördüğüm şey uyanık bulunduğum zamanda mı, yoksa rüyada mı vakidir ? Yani gör­ düğüm hakikat mı, rüyamı? —4— Zaman senin bilmediğin şeyi sana gösterecek ve senin azıklandırmadığın kimse sana haberler getirecektir. Kendisine azık yahut eşya ve cihaz satmadığın ve bir mi’at tayin etmediğin kimse de sana haberler isal edecektir. — 5— Netice ölümdür, bu halde zikri, namını alâ eden şeyi ihtiyar et. Namı baki oldukça insan mez.