Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XIII/2 (Kış 2013), s.249-263.
NAMIK KEMAL VE ZİYA PA...
HASAN YÜREK250
of the two intellectuals of the Tanzimat period are examined and compared in
detail.
Keywords; Rüya, Namık ...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 251
“Zeyn’ül-Âbidin Reşid’e
?. V-VI.1875
Birâder,
Mektubunuz geldi. Kitaplar için azîm teşe...
HASAN YÜREK252
kimi başka eserlerini de aynı niyetle kaleme almıştır. Dolayısıyla Namık Kemal’in kendi
ideallerine, Ziya P...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 253
“Dünkü Cuma günü sabahleyin aldığım gazeteleri ve mektupları okudum. Bun-
larda ahvâl-i...
HASAN YÜREK254
düşmanı Âli Paşa’yı hedef aldığı için öncelikle yaşadığı olumsuzluklardan söz etmektedir.
Metinlerin neden ...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 255
ve bunun da toplumun hakir görülmesine, esaret altında tutulmasına zemin hazırladığını
...
HASAN YÜREK256
“Uykudan o hayâlât-ı rûh-perver içinde uyandım, o derece sevdâ-zede-i inbisât
olmuşum ki, tekerrür-i menâm ...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 257
arttırmaktadır. Halk, içinde bulunduğu olumsuz durumların sorumlusu olarak da Padişah
A...
HASAN YÜREK258
Anlatım
İki metinde de anlatıcı aynıdır. Kahraman-anlatıcı söz konusudur. Her iki eserde rü-
yayı gören kah...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 259
şa’nın sorumlu olduğu hususunda padişahı ikna eder ve padişahın Âli Paşa’yı Kıbrıs’a gö...
HASAN YÜREK260
mal önce doğa betimlemelerine daha sonra da hürriyet perisinin betimlenmesine yer verir.
Doğa betimlemesine...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 261
Görüldüğü üzere Namık Kemal hürriyet perisini betimlerken benzetmelere sıklıkla
başvurm...
HASAN YÜREK262
SONUÇ
Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın “Rüya”ları birbirlerine yakın zamanlarda kaleme alın-
mıştır. Her iki me...
N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 263
TANSEL Fevziye Abdullah, Namık Kemal’in Mektupları, C. I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, ...
of 15

Namık kemalin rüyası hasan yurek

EDİBİ AZAM NAMIK KEMAL BEYİN RÜYASI-Hasan YÜREK
Published on: Mar 3, 2016
Published in: Education      
Source: www.slideshare.net


Transcripts - Namık kemalin rüyası hasan yurek

  • 1. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XIII/2 (Kış 2013), s.249-263. NAMIK KEMAL VE ZİYA PAŞA’NIN “RÜYA”LARI A Comparison between Namık Kemal’s “Rüya” and Ziya Pasha’s “Rüya” Hasan YÜREK* ÖZET Namık Kemal ve Ziya Paşa Tanzimat döneminin iki önemli aydını, iki önemli edebiyatçısıdır. Bu iki şahsiyet Tanzimat döneminde ön plana çıkmış, yaptıkları ve yazdıklarıyla hem Türk tarihinde hem de yenileşen Türk edebiyatında yer et- mişlerdir. Bu iki edebiyatçı başlangıçta hem fikren hem de edebiyat görüşü açı- sından birbirine yakın olsa da daha sonra ayrı düşmüşlerdir. Bununla birlikte önemlerini her daim korumuşlardır. Farklı edebi türlerde eserler veren bu iki edebiyatçı farklı zamanlarda aynı başlık altında birer eser yazmışlardır. Bu eserin adı “Rüya”dır. Bu çalışmada Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın “Rüya” başlıklı eser- leri mukayese edilecektir. Aynı başlığı taşıyan, birbirine yakın dönemde yazılmış iki ayrı eserin çeşitli özellikleri üzerinde durulacaktır. Bu eserleri yazdıran sebep- ler, eserlerin, kurguları, içerikleri, anlatımları, üslupları gibi temel özellikler ele alınacak; benzerlik ve farklılıklar ortaya konacaktır. Böylece Tanzimat’ın iki önemli aydını ve edebiyatçısının birbirine yakın duran eserleri mukayese edilip ayrıntılı olarak irdelenecektir. Anahtar Kelimeler; Rüya, Namık Kemal, Ziya Paşa, Tanzimat, Mukayese. ABSTRACT Namık Kemal and Ziya Pasha are important intellectuals, poets and writers of Tanzimat period. They were dominant literary figures of their times. By their activisms and writings they gained a special place both in Turkish history and in modern Turkish literature. These two intellectuals shared the same ideological and literary views at the beginning but after a while they contradicted each other. However their important contributions maintained. These two writers wrote books under the same title at different times. The title was “Rüya”(The Dream). This study examines these two books in terms of their fictions, contents, narrations, style of writing and the motives to write such a book. This study presents the resemblances and differences of the books, thus these similar books * Yrd. Doç. Dr., Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Yenişehir, Mersin, hasyurek@gmail.com.
  • 2. HASAN YÜREK250 of the two intellectuals of the Tanzimat period are examined and compared in detail. Keywords; Rüya, Namık Kemal, Ziya Pasha, Tanzimat, Comparative. GİRİŞ Tanzimat dönemi farklı edebi türlerin ortaya çıktığı, yeni fikirlerin yayılmaya çalışıldığı bir dönem olmuştur. Bu bağlamda, bu dönemde fikir ve edebiyat arasında kuvvetli bir bağın olduğu söylenebilir. Çünkü edebi türler fikirlerin yayılmasında bir araç olarak kullanılmış- tır. Daha genel bir ifadeyle belirtilecek olursa Tanzimat döneminin aralarında Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın bulunduğu birinci kuşak edebiyatçıları edebiyatı estetik ölçütler içerisinde ele almaktan ziyade, ona işlevler yüklemişlerdir. Edebiyat, halkı aydınlatmada, ona yol gös- termede başvurulan önemli alanlardan biri olmuştur. Edebiyatçılar, edebiyata bu işlevi ve- rirken kendi sosyal, siyasal görüşlerinden hareket etmektedirler. Bu bağlamda Tanzimat’ın ilk temsilcilerinin edebiyattan bir araç olarak faydalandıkları söylenebilir. Bunu yaparken de farklı yollar izlemişlerdir. Bu yollardan biri rüya1 kurgusu içerisinde eserler kaleme almaktır. Hem Namık Kemal hem de Ziya Paşa “Rüya” başlıklı birer eser yazmıştır.2 Bu tarz “siyâsi rüyaların temelinde rahatsızlık yatar. Milleti yâhut en azından, belli bir grubu rahatsız eden siyâsî, idârî, mâlî, askerî bir problem rûyâlarda tefsir, tahlil ve tenkid edilir; ideal çözüm yolları gösterilir.”3 Ziya Paşa “Rüya”yı Londra’dayken yazmış ve Hürriyet gazetesinin 11 Ekim 1869 ta- rihli 68. sayısıyla 18 Ekim 1869 tarihli 69. sayısında yayımlamıştır. Tanpınar’ın “yeni nesrin ilk şaheseri”4 olarak nitelediği eser “küçük, mensur ve fantastik bir eserdir.”5 Genel itibarıyla aynı nitelikleri taşıyan Namık Kemal’in “Rüya”sı Magosa sürgünü sırasında yazılmıştır. Na- mık Kemal’in Magosa’da yazdığı eseri İstanbul’a, Teodor Kasab’a gönderdiği Zeynel Abidin Reşid Bey’e yazdığı mektuptan anlaşılmaktadır. Mektup şöyledir:6 1 Rüya hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Kadriye Yılmaz; Kamile Çetin, “Rüyalar ve Niyazî-i Mısrî’nin Tâ’bîratü’l – Vâkı’ât Adlı Eserinde Rüyaların Dili”, Turkish Studies, Volume 2, Issue 4, 2007, S. 1066-1076. 2 Bu tarz eserler ilk olarak Tanzimat döneminde ortaya çıkmaz. Örneğin gelenek içerisinde hâbnâmeler vardır. Bu tür de rüya kurgusu içerisinde oluşturulur. Bu türün en önemli örnek- lerinden biri Veysî’nin (1561-1628) yazdığıdır. Nihat Sami Banarlı, bu eserin muhtemelen Zi- ya Paşa’ya ilham verdiğini ifade eder. Ayrıntılı bilgi için bkz. : Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C. 1, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1971, s. 681. 3 Metin Kayahan Özgül, Türk Edebiyâtında Siyâsî Rûyâlar, Akçağ Yayınları, Ankara, 1989, s. 21. 4 Ahmet Hamdi Tanpınar, 19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 7.b. , Çağlayan Kitabevi, İstan- bul, 1988, s. 336. 5 Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C. 2, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İs- tanbul, 1971, s. 876. 6 Mektubun tarihi tahmini olarak verilmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz.: Fevziye Abdullah Tansel, Namık Kemal’in Mektupları, C.:I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1967, s. 380.
  • 3. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 251 “Zeyn’ül-Âbidin Reşid’e ?. V-VI.1875 Birâder, Mektubunuz geldi. Kitaplar için azîm teşekkürler.. Ru’yâ’yı gönderdim; tab’ına Kasab değil, kahraman kâtil bile cesâret edemez sanırım. Avrupa’da bas- tırırsanız ânı bilmem. Hava bir derece sıcak, bir derece fenâ gidiyor ki şiir söy- lemek değil, kolaylıkla nefes almak bile kâbil olmuyor; binâenaleyh Mahlâsname ve Taştîr’in te’hîrini afvet.. Bâkî uhuvvet.. Kardeşin, KEMAL”7 Ziya Paşa yurt dışında olmasına bağlı olarak eserini hemen yayımlayabilmişken Na- mık Kemal ise mektupta belirttiği gibi yayım konusunda sıkıntılar çeker.8 Birbirine yakın dönemlerde yazılmış iki eser arasında aşağıdaki başlıklar altında mu- kayese yapılabilir: Yazılış Sebepleri ve Döneme Bakışları İki metin yazılış sebepleri ve döneme bakışları açısından farklılık göstermektedir. Namık Kemal’in “Rüya”sı idealist, Ziya Paşa’nın “Rüya”sı ise şahsi sebeplerle yazılmıştır. Namık Kemal, hürriyetten, vatandan bahsetmek kaygısıyla9 Ziya Paşa, düşmanı olarak gör- düğü Âli Paşa’yı eleştirme niyetiyle hareket etmiştir.10 Nitekim Ziya Paşa, Zafernâme gibi 7 Fevziye Abdullah Tansel, Namık Kemal’in Mektupları, C. I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1967, s. 381. 8 Eserin yayımlanış süreciyle ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Fevziye Abdullah Tansel, ese- ri yayımlatabilmek için Namık Kemal’in üvey dayısı ile Zeynel Abidin Reşit Bey’in Maârif Nezâreti’ne başvurduklarını; ancak izin alamadıklarını belirtir. Daha sonra da eserin kaçak olarak basıldığını ve 1908’de Mısır’da İctihad’da yayımlandığını ekler. Ömer Faruk Akün’ün Namık Kemal’in Mektupları başlıklı eserinden hareket eden Metin Kayahan Özgül ise yayım için başvurulan ve izin alınamayan eserin Rüya olmadığını belirtir. Metin Kayahan Özgül de eserin kaçak olarak basıldığını ifade eder. Bununla birlikte eserin bir kısmının Teodor Kasab tarafından Hayâl gazetesinin 89 ve 90. sayılarında yayımlandığını söyler. Metin Kayahan Öz- gül, Mithat Cemal Kuntay’ın Namık Kemal, Devrinin İnsanları ve Olayları Arasında adlı ese- rinde eserin tamamının Sadâkat gazetesinde yayımlanmış olduğunun iddia edildiğini ancak kendisinin Sadâkat gazetesini taradığını, böyle bir yayına ulaşamadığını belirtir. Fevziye Ab- dullah Tansel’in aksine Metin Kayahan Özgül eserin İctihad’da yayımlanmadan önce Cenev- re, Mısır, Selanik ve Kazan’da yayımlandığını dile getirir. 9 İsmail Parlatır, “Rüya’nın Fikir Örgüsü”, Doğumunun Yüzellinci Yılında Namık Kemal, Ata- türk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1993, s. 59. 10 Ziya Paşa’nın Âli Paşa’yı eleştirmek için yazdığı tek eser Rüya değildir. O, siyasi düşmanı olarak gördüğü Ali Paşa’yı çeşitli eserlerinde eleştirir. Bu eserlerin en önemlilerinden biri, önemli bir hiciv örneği olan Zafernâme’dir.
  • 4. HASAN YÜREK252 kimi başka eserlerini de aynı niyetle kaleme almıştır. Dolayısıyla Namık Kemal’in kendi ideallerine, Ziya Paşa’nınsa şahsi nefretine dayandığı söylenebilir. Bu özellik ilkini genel değerlerden bahsetmesi itibarıyla daha evrensel, ikincisini ise bireysel kılmaktadır. Her ikisi de bir rüya olmasına rağmen Namık Kemal içinde bulunduğu toplumu gözeterek, onun için daha iyi bir düzen hayal etmekte, Ziya Paşa ise, her ne kadar millet meclisi gibi hususlardan söz etse de asıl olarak Âli Paşa ile olan mücadelesinde nelerin olmasını istediğini ifade et- mektedir. Onun tek amacı Âli Paşa’yı devirmek ve İstanbul dışına gönderilmesini sağlamak- tır. Her iki metin de Abdülaziz’in padişah olduğu dönemde yazılmıştır. Ziya Paşa, eserini 1868’de, Namık Kemal eserini Magosa’da sürgündeyken 1874 ya da 1875’te tamamlamıştır. Birbirine yakın zamanda yazılan bu iki eserin döneme bakışları birbirine yakındır. Her iki- sinde de dönemin çeşitli olumsuzlukları ön plana çıkarılır. Namık Kemal, genel itibarıyla hürriyetin olmadığını; vatanın, milletin terakkiden uzak olduğunu ifade etmektedir. Ziya Paşa ise Osmanlı Devleti’ni kastederek şöyle demektedir: “Yarab, bu ne haldir? Bu Devlet-i Aliyye’nin ne cürmü var ki bu sadmelere, bu beliyyelere uğrar? Bu millet ne suçun sahibidir ki, bu mihnetlere, bu felâketlere giriftârdır?”11 Bu sözlerden de anlaşılabileceği gibi tam ola- rak ne olduğu söylenmese de genel olarak devletin, milletin zor durumda olduğu ifade edil- mektedir. Ziya Paşa’nın kasttetiği devletin içeride ve dışarıda sürekli zafiyet göstermesi; milletin ise yaşam koşulları açısından sürekli geriye gitmesidir. Kurgu Kurguları açısından paralellikler söz konusudur. Her iki eser, rüya görme üzerine kurgulanmıştır. Bir başka ifadeyle eserler, bilinç dışı bir unsur ekseninde oluşturulmuştur. Namık Kemal yurt içinde, Boğaziçi’ndeyken Ziya Paşa yurt dışında, Londra’dadır. Namık Kemal, rüya görmeden önce bulunduğu yeri: “Bir akşamüstü Boğaziçi’nde deryâya nâzır bir bağ köşküne gitmiş, garibâne pencerenin köşesine oturmuştum. (…) Tenezzüh içinde etrafa baktım, gördüm ki: (…) Derya o kadar latif ve râkid idi ki üzerinde olan ufak ufak mevceler koyu yeşil bir çemenzâra konmuş bir beyaz güvercin alayı zannolunurdu. Hava o ka- dar âheste vezân olurdu ki yaprakların hareketi, ciğerpâresinin rahatı için gece uykusundan mahrûm kalmış bir şefkatli vâlidenin kalbî kalbî söylediği ninni- lerden dağınık saçlarına gelen ihtizâzlar gibi farkolunur olunmaz derecelerde idi.”12 Ziya Paşa ise; 11 Ziya Paşa, “Rüya”, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Haz.: Kaplan, Mehmet; Enginün, İnci; Emil, Birol, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 110. 12 Namık Kemal, “Rüya”, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Haz.: Kaplan, Mehmet; Enginün, İnci; Emil, Birol, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1993, S. 251.
  • 5. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 253 “Dünkü Cuma günü sabahleyin aldığım gazeteleri ve mektupları okudum. Bun- larda ahvâl-i şarkıyyeye dair birçok havadis-i mükeddere gördüm. Canım pek sıkıldı. Efkâr da bürüdü. Belki eğlenirim diyerek ba’dettaâm kalktım, kendi kendime düşünerek Hampton Court bahçesine gittim ve suyun kenarında mev- zu’ kanapelerden birine oturdum. Elimi şakağıma dayayıp gâh suya ve gâh çemenzâr-ı her-dem-bahara nazar-ı ibret ve hayretle bakarak ve zihnimden de vatanımın giriftâr olduğu ahvâl-i pür-melâli tasavvur ederek fikir ve endişeye müstağrak oldum.”13 cümleleriyle aktarır. Her ikisi de uykuya dalıp rüya görmeden önce tenha bir yerdedir. Böy- lece uyku ve rüya için uygun ortam sağlanır. Uyumadan önce bulunulan yer anlatıldıktan sonra metinler benzer düzende ilerler. Bulunulan yer belirtildikten sonraki kısım anlatılacaklara, anlatılmak istenenlere giriş işlevi görmektedir. Bu kısımda Namık Kemal, vatanın, halkın genel durumundan bahseder. Ona göre her tarafta zulüm, baskı, işkence ve benzeri olumsuzluklar söz konusudur ve bunun da en büyük şahidi Allah’tır: “Etrâfıma bakmak istedim. Halin dehşetiyle nûr-ı basar kirpiklerden ayrılmağa cesaret edemezmiş gibi nazarım hiçbir şeye ta’alluk eyleyemedi. (…) Yarab, bu perde-i zalâm içinde acaba kaç mazlumun kanı dökülüyor da senden başka kim- se görmüyor! Kaç gaddarın hançer-i ta’addisine su veriliyor da senden başka kimse bilmiyor. Kaç yetimin gözlerinden oluklar gibi yaş akıtılıyor da senden başka kimse vâkıf olmuyor! Kaç dâd-hâh zâlim elinden feryâd ediyor da senden başka kimse işitmiyor!”14 Ziya Paşa’ya bakıldığında ise yukarıda belirtildiği gibi metnin şahsi sebeplerle yazıl- masına bağlı olarak kendisinden bahsettiği görülmektedir. Ziya Paşa’nın: “… ne tuhaf sebeple Saray’dan çıkışım ve ne münasebetle gâh Zaptiye Müsteşarı ve gâh Atina Sefiri olduktan sonra rütbe-i mîr-i miranî ve paşalık unvanı ile Kıbrıs’a gidişim ve orada altı yedi mâh gûnâgun belâlara uğrayıp mu’ahharen bâ-irade-i seniyye Meclis-i Vâlâ’ya ve bâdehu paşalık beyliğe tahvil ile Beylikçi- lik’e memur oluşum ve altı yedi mâh mürûrunda ne ehemmiyetler, ne şa’aşa’lar, ne talimatnâmeler, ne ümitlerle Bosna ciheti teftişine gönderilip, bir buçuk ay geçer geçmez ne tuhaf sebeple istifaya ve avdete mecbur ve onun üzerine Mec- lis-i Vâlâ’ya, biraz vakitten sonra Deâvi Nezâreti’ne memur oluşum…”15 şeklindeki cümlelerinden anlaşılabileceği gibi o, mesleki hayatından, bu hayatta karşılaştığı haksız muamelelerden, sıkıntılardan bahsetmektedir. Üzerinde durulan bu kısımlar uykuya dalmadan önce geçmekle beraber birebir rüyada anlatılacaklarla ilgilidir. Dolayısıyla da bu kısımlar anlatılacaklara geçiş olarak görülebilir. Namık Kemal, hürriyet ve vatandan söz edeceği için olumsuz koşullardan; Ziya Paşa ise 13 Ziya Paşa, age , s. 109. 14 Namık Kemal, age, s. 252. 15 Ziya Paşa, age, s. 109.
  • 6. HASAN YÜREK254 düşmanı Âli Paşa’yı hedef aldığı için öncelikle yaşadığı olumsuzluklardan söz etmektedir. Metinlerin neden yazıldığını sezdiren bu kısımlardan sonra anlatıcılar uyur ve rüya aracılı- ğıyla anlatmak istediklerini aktarırlar. Namık Kemal yaşanan olumsuzlukları hürriyet ve vatan için gayret içinde olmamaya, Ziya Paşa ise hem kendisinin hem de devletin yaşadığı sıkıntıları Sadrazam Âli Paşa’ya bağlar. Anlatıcılar, uyuyup rüya gördükleri bölümde metinlerinin konusunu ve amacını ay- rıntılı bir şekilde ortaya koyarlar. Bunu yaptıktan sonra da kurgunun son aşamasına gelinir. Namık Kemal, hiçbir dış müdahale olmadan kendiliğinden uyanır; Ziya Paşa ise uyuyup kaldığı Hampton Court’un kapanış saati geldiği için bekçi tarafından uyandırılır. Sonuç olarak düzenleniş, kurgu açısından bakıldığında iki metnin bazı farklılıklar ol- makla birlikte birbirine yakın olduğunu söylemek mümkündür. Konu-İçerik Kurgu açısından birbirine yakın duran iki ayrı “Rüya”nın en bariz farkı içerikte ortaya çıkmaktadır. Namık Kemal’in “Rüya”sında hürriyet ve vatan ön plandadır. Ziya Paşa ise Âli Paşa’yı hedef aldığı için onun sorumlu olduğunu düşündüğü dönem içi olumsuzluklardan bahsetmektedir. Bunun yanında da padişah karşısında yaptıklarını savunmaktadır. Namık Kemal kendi fikirlerini aktarmak için hayali bir varlık olan hürriyet perisini ortaya çıkarır. Onun aracılığıyla esaret altında yaşadığını düşündüğü halka seslenir. Bu ses- leniş aracılığıyla hürriyetin önemi kavratılmaya çalışılmakta; halk hürriyet için mücadele etmeye çağrılmaktadır. Hürriyet perisi aracılığıyla Namık Kemal’in seslendikleri gaflet uy- kusunda olanlar, sefalet içinde bulunanlar, esaret altında yaşayanlar, korkaklar, rüşvet yi- yenlerdir. Hürriyet perisi bu grupların her birine ayrı ayrı seslenir. Örneğin Namık Kemal gaflet uykusunda bulunanlara: “Ey hâbidegân-ı gaflet! Sâni-i kudret âsâr-ı rahmetini temâşâ için nazar vermiş. Siz o maşrık-ı hakikati setr ediyorsunuz da hayalinizle veya kulağınızla görmeye çalışıyorsunuz, gözünüz açık iken nâim oluyorsunuz, kapandıkça adeta meyyit haline geliyorsunuz, içinizde en tecrübeli bir pîrin fikir ve nazarı, iki gözü ana- dan doğma alîl bir çocuğun rüyası kadar hakikate isâbet edemiyor.” 16 cümleleriyle hitap eder. Burada seslenilen kesim, mevcut olumsuzlukları göremeyenlerdir. Namık Kemal, hürriyet perisi aracılığıyla, benzer şekilde yukarıda belirtilen kesimlere sesle- nir. Sözlerini: “Meğer ne kadar mel’ûf-ı hakaret, ne derecelerde esir-i âdet olmuşsunuz! Mertlik, levendlik, şecâat, hamiyet, fezâil, mürüvvet, istihkâr-ı müşkilât, istikbâr-ı deniyyât, cür’et-i teşebbüs, ihtiyâr-ı mehâlik ile ser-firâz-ı akvâm addolunan millet siz misiniz? Ne kâzib şöh- retler, ne mânâsız dağdağalar!..”17 şeklinde bitiren, hürriyet perisi eskinin mert, yiğit, onurlu, zorluklara karşı durabilen, cesur ve benzeri olumlu niteliklere sahip insanların kalmadığını 16 Namık Kemal, age, 256. 17 Age, s. 261.
  • 7. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 255 ve bunun da toplumun hakir görülmesine, esaret altında tutulmasına zemin hazırladığını vurgular. İsmail Parlatır’ın da belirttiği gibi hürriyet perisi, hürriyet odaklı konuşmasını yapar- ken iki önemli kavram üzerinde durur.18 Bunlar zaman ve ecdattır. Namık Kemal bu iki kav- ram üzerinde dururken geçmişe takılıp kalınmaması gerektiğini, bunun bir yarar getirmeye- ceğini söyler. Benzer şekilde geçmişe ait olan ecdad üzerinden övünmenin de bir sonuç ge- tirmeyeceğini ifade eder: “Ecdâdınızı mı istersiniz? Onların ruhâniyeti, ulviyeti yed-i meşiyyette olduğu- nu bilmez misiniz? Kaderle mi pençeleşeceksiniz? Şöhretlerini mi ararsınız? Ondan da dünyada eski paçavradan yapılmış bir kâğıt üzerine, isten tertib olunmuş birkaç damla mürekkepden başka size âit bir hisse-i verâset yoktur. Bakiye-i cismâniyetlerini mi taleb edersiniz? Mezarlarına gidiniz, arayınız baka- lım çürümüş kemikten başka ne bulabilirsiniz?”19 Bu noktada Namık Kemal geleceğe odaklanmanın gerektiğini vurgular. Geleceğe odaklanmanın, her yönüyle örnek insan yetiştirmenin gerektiğini dile getirir. Yapılması gereken ilerlemenin olduğu çağda buna ayak uydurabilecek, ilerlemeyi sağlayabilecek nesil- ler yetiştirmektir.20 Namık Kemal’in düşüncelerini ifade eden hürriyet perisi konuşmasını tamamladıktan sonra üzerinde durulan hürriyet kavramı yerini vatana bırakır. Bu vatan, Namık Kemal’in idealidir. Namık Kemal’in hayal ettiği vatanın özelliklerinin bir kısmı şöyledir: “Gördüm ki her merhalede, bir gûne nisbet, bir kıt’adan ma’mûr, bir âlemden servetli şehirler, her saat başında şimdiki şehirlerden büyük, kişverlerden mahfûz karyeler, her sokakta bildiğimiz saraylardan ziynetli, kalelerden metin hâneler bulunuyor. Demiryolları, âdi caddeler, nehirler, cedveller, damar kadar kesrette ve birbirine girift bir halde etrafa yayılmış, vesâit-i hayatı her cihete cereyan-ı dem sür’atiyle îsâl ediyor, mâhi gibi ka’r-ı deryada yüzer, tâir gibi evc-i havâda uçar vesâit-i intikâl peydâ olmuş. Ebnâ-yı beşer ecsâm-ı sulbe gibi mâyi’at ve ebhireyi de pâymâl-ı tagallüb eyliyor.”21 Buradan da anlaşılabileceği gibi Namık Kemal her açıdan gelişmiş bir vatan hayali içe- risindedir. Namık Kemal, sadece bazı hayaller kurmaz aynı zamanda bunların olması için gerekenleri de açıklar. O, idealize ettiği vatana özgürlük, millet iradesi, hükümet, herkesin sorumlu bir şekilde çalışması ve eşitlikle varılabileceğini düşünmektedir.22 Namık Kemal ideallerinin ütopik olduğunun da farkındadır. 18 İsmail Parlatır, age, s. 62. 19 Namık Kemal, age, s. 258-259. 20 Age, s. 259. 21 Age, s. 263-264. 22 Age, s.264.
  • 8. HASAN YÜREK256 “Uykudan o hayâlât-ı rûh-perver içinde uyandım, o derece sevdâ-zede-i inbisât olmuşum ki, tekerrür-i menâm ile iâde-i rüya kabil olurmuş gibi yine gözlerimi kapayarak pîşgâh-ı nazraya çekilen perde-i zalâm arasında gördüğüm âlem-i kemâlâtın bir daha temâşâsına saatlerce çalıştım. Tabiî muvaffak olamadım. Fa- kat hâlâ ömrümün en büyük sermâye-i safâsı bu temâşânın tasavvurât-ı rûh- perveridir.”23 diyen Namık Kemal, ideallerinin gerçekleşme zorluğunu; ancak rüyada görülebileceğini ifade eder. Bununla birlikte o, geleceğe dair ümitlerinden, ideallerinden vazgeçmeyeceğini eserin sonunda Hürriyet Kasidesi’nde geçen bir beyitle vurgular: “Ne yâr-ı cân imişsin âh ey ümmid-i istikbâl Cihânı sensin âzâd eyleyen bin ye’s ü mihnetten”24 Ziya Paşa’nın “Rüya”sının içeriğine bakıldığında ise onun Padişah Abdülaziz karşısın- da yaptıklarını savunduğu, dönem hakkında bilgiler verdiği görülmektedir. Bunun sebebi de daha önce belirtildiği gibi hem kendisinin hem devletin başına gelen olumsuzluklardan Âli Paşa’yı sorumlu tutmasıdır. Ziya Paşa, Avrupa’ya gidişinin, Muhbir ve Hürriyet gazetelerin- de çalışmasının, Veraset Mektupları’nın yayımlayışının, millet meclisi oluşturma çabalarının üzerinde durmakta; bunun yanında Avrupalıların Osmanlı hakkındaki düşüncelerini, Os- manlı toplumunun durumunu ve düşüncelerini, Mısır meselesiyle ilgili kanaatlerini aktar- maktadır. Bunlardan birincisinin aktarma sebebi kendi faaliyetlerinin padişahın aleyhinde olmadığını anlatmak, ikincisinin ise Âli Paşa’nın azledilmesini sağlamaktır. Bu içerikte dönem ve düşünce açısından önemli kısımlar vardır. Bunlar Avrupalıların Osmanlı’ya bakışı, toplumun durumu ve düşünceleri ve millet meclisi ile ilgilidir. Geriye kalan kısımlarda kendini savunma halinde olan, Âli Paşa’yı gözden düşürmeye çalışan Ziya Paşa, bu hususlardan bahsederken kendi düşünceleri ve dönem hakkında önemli ipuçları vermektedir. “Avrupalılar Devlet-i Aliyye’ye canı çıkmış bir ceset gibi nazar ediyorlar. Artık ölüye can vermek kâbil değil ise de Rusya’nın İstanbul’u istilâ etmesi havfından ve yerine konula- cak hiçbir şey bulunmadığından taarruz edinceye kadar bu cesedin ibkâsını arzu ediyorlar.”25 diyen Ziya Paşa, Avrupalıların Osmanlı’ya nasıl algıladığını doğrudan ifade eder. Dönem itibarıyla sürekli geriye giden ve kayıplar yaşayan Osmanlı Devleti, Avrupalılar tarafından artık bir tehdit olarak görülmemekte; aksine zamanı geldiğinde ele geçirilebilecek bir devlet olarak görülmektedir. Yukarıda belirtilen algı Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz koşullara bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Mevcut olumsuz durumları ve toplumun görüşünü Padişah Ab- dülaziz’e aktaran Ziya Paşa Rumeli’nin karmakarışık olduğunu, her an bir ayaklanma çıkabi- leceğini, Anadolu’nunsa baştanbaşa bir yangın yerini andırdığını söyler. Anadolu’da halk çok zor şartlarda yaşamaktadır. Alınan vergiler ve zalim idareciler halkın üzerindeki baskıyı 23 Age, s.266. 24 Age, s. 266. 25 Ziya Paşa, age, 113.
  • 9. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 257 arttırmaktadır. Halk, içinde bulunduğu olumsuz durumların sorumlusu olarak da Padişah Abdülaziz’i görmektedir. İstanbul’da da durum çok farklı değildir. Memurların büyük bir çoğunluğu sefalet içerisinde yaşamakta, kimileri ise rüşvet almaktadır. Esnafın ise büyük bir kısmı iflas etmiştir. İstanbul halkı da bunların sorumlusu olarak padişahı görmektedir. Ziya Paşa, millet meclisi konusundaki düşüncelerini aktarırken padişahı kendisinin saltanatına zarar gelmeyeceği hususunda ikna etmeye çalışır. Millet meclisi hakkında Ziya Paşa şunları söyler: “Hülâsa olarak şu kadarcık arz ederim ki, millet meclisi Zât-ı şâhânenizin meşrû’ olan istiklâlinizi kat’iyyen ihlâl etmez. Zira tasavvurumdaki millet meclisinin nizâmı, hududd-ı şer’den hariç bir şey olmadığından istiklâl-i saltanat nasıl ah- kâm-ı şer’iyye ile mahdûd ise nizâm ile dahi o kadar mahdûd olur. Meselâ, vü- kelânız harekât u ef’âl-i vâkıalarından nâşi millet meclisinde mesul tutulmakta, sizin istiklâlinize dokunacak nedir?”26 Ona göre millet meclisi padişahın sorumluluğunu azaltacak, halkın muhatabı vekiller olacaktır. Ziya Paşa’ya göre kurulacak meclis keyfi idareyi de engelleyecektir.27 Böylece Ziya Paşa aracılığıyla Tanzimat aydınlarının millet meclisine bakışları yansıtılmış olur. Ziya Paşa, üzerinde durulan konuları aktardıktan sonra Padişah Abdülaziz, mevcut olumsuzlukların sebebinin Âli Paşa olduğuna ikna olur ve onu sadrazamlıktan almaya karar verir. Bu iş için de Ziya Paşa görevlendirilir. Böylece Ziya Paşa hedefine ulaşır. Yukarıda ele alınan hususlardan hareketle eserler arasında içerik açısından belirgin farklar olduğu söylenebilir. Metinlerin yazılma amacı içeriklerini belirlemekte; farklı amaç- larla hareket edildiği için farklı içerikler ortaya çıkmaktadır. Figürler Metin içerisinde geçen figürler açısından ortak noktalardan ziyade farklılıklar ön plandadır. Namık Kemal’in eserinde kahraman-anlatıcı dışında yer alan tek figür gerçekliği olmayan hürriyet perisidir. Kahraman-anlatıcının gördüğü ve aktardığı bu hayali varlık dö- nemin insanlarına hitap eder. Onları esaret ve baskı karşısında harekete geçirmeye çalışır. Ziya Paşa ise gerçeklikte var olan figürlere yer vermektedir. Bunlar Ziya Paşa’nın kendisi, dönemin padişahı Abdülaziz, sadrazamı Âli Paşa ve onun yanında bulunanlardır. Ayrıca Londra’da Ziya Paşa’yı uyandıran bir bekçi de vardır. Ziya Paşa, önce Padişah Abdülaziz’le daha sonra Sadrazam Âli Paşa ve kısa da olsa Zaptiye Müşiri Hüsnü Paşa’yla konuşur. Âli Paşa’nın yanında metin içinde hiçbir işlevi olmayan Saib Bey ve Vehbi Molla bulunmakta- dır. Bunların dışında metinde yer verilen bir kişi daha vardır; o da Londra’daki Hampton Court’ta uyuyakalan Ziya Paşa’yı uyandıran bekçidir. Figürler arasında mukayese yapıldığında Ziya Paşa’nın daha fazla figüre yer verdiği ve bunları dış gerçeklikten aldığı; Namık Kemal’in ise kahraman-anlatıcı dışında sadece bir figüre yer verdiği ve onu dış gerçeklikten değil hayalden hareketle oluşturduğu söylenebilir. 26 Age, s. 111. 27 Age, s. 112.
  • 10. HASAN YÜREK258 Anlatım İki metinde de anlatıcı aynıdır. Kahraman-anlatıcı söz konusudur. Her iki eserde rü- yayı gören kahraman tarafından anlatım yapılmaktadır. Bunun temel sebebi kurgunun mer- kezinde rüyanın olmasıdır. Rüyayı en iyi aktaracak kişi şüphesiz o rüyayı gören kişidir; do- layısıyla kahraman-anlatıcı kullanılmaktadır. İster gerçekten görülmüş olsun ister kurgu olarak ortaya konmuş olsun rüya, görüldü- ğü anda aktarılamaz. Uykuda ortaya çıkan bu durum doğal olarak uyku hali bittikten sonra aktarılabilir. Nitekim her iki eserin kahraman-anlatıcısı da her şey olup bittikten sonra olan- ları yazmaktadır. Eserinin başına “ (Bin iki yüz seksen dokuz senesi seferinin ondördüncü gecesi/ 24 Nisan 1872/ görülmüş bir rüyadır).”28 ibaresini koyan Namık Kemal, eserini rüyayı gördükten epey sonra ortaya koyar.29 “Dünkü Cuma günü sabahleyin aldığım gazeteleri ve mektupları okudum.”30 cümlesiyle yazmaya başlayan Ziya Paşa ise rüyayı gördükten hemen sonra eserini oluşturduğunu işaret etmektedir. Anlatım yöntemleri açısından iki metin arasında bazı farklar mevcuttur. Bu farklar- dan en barizi Ziya Paşa’nın eserinde diyaloğun ön planda olmasıdır. Başta dönemin padişahı Abdülaziz olmak üzere metinde geçen çeşitli şahsiyetlerle konuşmalar vardır. Ziya Paşa ese- rini diyaloglar üzerine kurmuştur demek mümkündür. Ziya Paşa, Padişah Abdülaziz ile olan diyaloğunda yaptığı işlerin onun aleyhinde olmadığını ispat etmeye çalışır ve çeşitli konu- lardaki görüşlerini aktarır. Diyalog şöyle başlar: “ - Ziya! Benim senin hakkında ibzâl ettiğim bunca eltâf ve inâyâtı unutup Av- rupa’ya firâr etmek sana düşer miydi? - Velinimetim Efendim, hakkımda ibzâl buyurduğunuz eltâf ve inâyâtın hiçbir zamanda hakk-ı şükrünü ifâ edemem ve efendimin hizmetini burakıp Avrupa’ya gidecek kadar nâdân olmadığım Efendimin de malûmunuzdur. Lâkin bu harekette bendeniz mecbûr ve mazurum… - Ya Muhbir ve Hürriyet gazetelerini kim çıkardı? Veraset Mektupları’nı kim yazdı? - Bunları çıkaran Efendimizin malumudur.(…) Fakat hiç birinde sizin ve devletinizin menâfi’ine muhâlif bir şey yoktur… - Ya millet meclisi teşkil etmek, istiklâl-i saltanata muhil değil mi? Senin yazdıklarında bu efkâr görüldü. - Şevketlû efendim, bu mesele hayli uzundur…”31 Bu şekilde başlayan diyalog benzeri soru ve cevaplarla devam eder. Diyalog sonunda Ziya Paşa, kendini aklar ve istediğini elde eder. Devletin başına gelen olumsuzluklardan Âli Pa- 28 Namık Kemal, age, s. 251. 29 Namık Kemal’in yazdığı mektuplardan eserin 1874 ya da 1875’te tamamladığı tahmin edil- mektedir. 30 Ziya Paşa, age, s. 109. 31 Age, s. 110-111.
  • 11. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 259 şa’nın sorumlu olduğu hususunda padişahı ikna eder ve padişahın Âli Paşa’yı Kıbrıs’a gön- dermesini sağlar. Ziya Paşa, Padişah Abdülaziz dışında Âli Paşa, Hüsnü Paşa gibi eserde geçen diğer ki- şilerle de diyalog içerisine girer. Namık Kemal’in “Rüya”sına bakıldığında ise diyaloğun hiç kullanılmadığı görülür. Metinde figür olarak hürriyet perisi vardır; ancak Namık Kemal’in onunla diyaloğa girmesi söz konusu değildir. Kullanılan anlatım türlerine bakıldığında ise öykülemenin iki metinde de olduğu, be- timlemenin ise Namık Kemal tarafından daha fazla kullanıldığı söylenebilir. Öncelikle öykü- leme ele alındığında şunlar söylenebilir: İki metinde de kişilerin bir yere gelmesi, uykuya dalması, rüya görmesi, rüya içinde olayların ortaya çıkması ve sonunda uyanma vardır. Na- mık Kemal’in eserinde anlatıcı, Boğaziçi’nde bir köşke gelir, etrafı tasvir eder sonra da uyuya kalır. Rüyasında hürriyet perisini görür; hürriyet perisi hürriyeti elinden alınmış halka ses- lenir ve geldiği gibi gider. Bundan sonra anlatıcı idealindeki vatanı anlatır. En sonunda da kendiliğinden uyanır. Ziya Paşa’nın eserinde ise anlatıcı, Londra’daki Hampton Court’a gi- der. Burada otururken kendinden geçip uyur. Rüya görür ve rüyasında İstanbul’a gelir. Bu- rada Padişah Abdülaziz’le konuşur ve onu Âli Paşa’nın Kıbrıs’a göndermesi hususunda ikna eder. Sonra da Ziya Paşa, Âli Paşa’nın yanına giderek emri uygular. Emri uygulayıp Âli Pa- şa’nın elinden sadaret mührünü aldıktan sonra da padişahın yanına gider ve mührü ona ve- rir. Bu noktada da uyuduğu yerin görevlisi tarafından uyandırılır. Görüldüğü üzere her iki metinde de bir olaylar dizisinden ve bunların aktarılmasından söz edilebilir. Daha genel bir ifadeyle her iki metinde de öykülemeye başvurulduğu söylenebilir. İki metinde de kullanılan bir diğer anlatım türü betimlemedir. Ancak şunu da belirt- mek gerekir ki Namık Kemal, betimlemeye daha geniş şekilde başvurmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın belirttiği gibi Namık Kemal’in bu eserinde, üslup bağlamında tasvirî cümleler ön plana çıkar.32 Ziya Paşa’nın “Rüya”sında betimleme sadece bir yerde geçmektedir. Ziya Paşa, Âli Paşa’nın görevden alınması hususunda görevlendirilince hemen Âli Paşa’nın bulunduğu yere gelir. Gelinen bu yer ve orada bulunanların betimlendiği bölümün bir kısmı şöyledir: “… odanın kapısından içeri daldım. Ve etrafıma nazar ettim. Gördüm ki ufarak bir oda kapısının yanında mastaba-i işret kurulmuş ve onun yanında bülend- kâmet bir mâh-rû-yı çâr-ebrû, üstade-i makam-ı hizmet olmuş. Sadr-ı âlî Haz- retleri kırmızı kaplı bir samur kürk giyip, odanın sağ köşesindeki yarım kanapeye yastlanmış, elinde murassa’ takımlı kısa bir yâsemin çubuk, gâh huzzâr-ı mecliste tuhaf söz söyleyenlere atf-ı nazar-ı iltifat eder ve gâh ol mahbûb-ı zîbânın temâşâ-yı hüsn ü cemâliyle derûnundan âh-ı iştiyak çeker ve gâh dahi, Bebek koyunun ve Göksu’ya doğru Boğaziçi’nin letâfetine tevcîh-i nigâh-ı rağbet buyururdu…”33 Ziya Paşa’nın sınırlı olarak başvurduğu betimleme Namık Kemal tarafından temel an- latım türü olarak kullanılır. Metnin girişinde uzun betimlemeler söz konusudur. Namık Ke- 32 Ahmet Hamdi Tanpınar, age, s. 438. 33 Age, s. 119-120.
  • 12. HASAN YÜREK260 mal önce doğa betimlemelerine daha sonra da hürriyet perisinin betimlenmesine yer verir. Doğa betimlemesine örnek olarak şu kısım verilebilir: “Dikkat ettim: meğer ki âfakı, âşûb-ı kıyametten nişân verecek bir fırtına bulutu kaplamış, bedr-i münevver ise yed-i beyza gibi harikulâde bir kudretle o ummân-ı zulmeti ikiye bölmüş. Denize baktım, her mevcine bir cebel-i seyyâl denilse revâ idi. Emvâc değil, güya ki girdibâd-ı kıyamet yekpâre yalçın kayadan mahlûk ulu ulu dağları yerlerinden koparmış birbirine çarpa çarpa eb’âd-ı nâ-mütenahî içinde sürerdi. Yahut ki bir koca seng-sâr zelzeleye uğramış muttasıl lerze-nâk olur- du…”34 Genel olarak anlatım türleri ve tekniklerine bakıldığında Namık Kemal’in öyküleme ve betimlemeden Ziya Paşa’nın ise aynı türlerin yanında bir teknik olarak diyalogtan da yararlanıldığı görülmektedir. Bununla beraber Namık Kemal’in betimlemeye Ziya Paşa’ya göre daha fazla yer verdiğini Ziya Paşa’nınsa Namık Kemal’in hiç kullanmadığı diyalogtan yararlandığını belirtmek gerekir. Bu farklılığın sebebi metnin yazılma gerekçesine bağlana- bilir. Âli Paşa’yı hedef alan Ziya Paşa, onu alt etmek için onun üstünde yer alan padişahla iletişime geçmek zorundadır ve bu durum da diyalogtan yararlanma sonucunu getirmekte- dir. Namık Kemal’de böyle bir durum söz konusu olmadığı için kurgu çerçevesinde öyküle- me ve betimlemeden yararlanılmaktadır. Anlatım hususunda üzerinde durulabilecek bir diğer bahis üsluptur. Namık Kemal’in üslubu, Ziya Paşa’ya göre sanatkârânedir. Ziya Paşa’nın eserinin “yalın, açık, süssüz bir dili vardır.”35 Çünkü onun amacı Âli Paşa’yı eleştirmektir. Dolayısıyla da bunu doğrudan yap- maya çalışır ve üslubunun sanatkârâne olmasına dikkat etmez. İsmail Parlatır, Namık Ke- mal’in İntibah’ın girişinde yaptığı Çamlıca betimlemesindeki sanatkârâne üslubu burada da kullandığını belirtir.36 Namık Kemal’in bu tarz üsluba yaklaştıran temel unsur benzetmeler- dir. Benzetmelerle dolu aşağıdaki parça Namık Kemal’in belirtilen üslubunu somutlaştır- maktadır: “Bir nûrânî cemâline, bir hüsnündeki terâvete bakılsa, bir bakışta güneş, bir ba- kışta nev-bahar insan şekline temessül etmiş zannolunurdu. Penbe vücûduna dağılan sırma saçları fecr üzerine yayılmış hıyât-ı şuleden farkolunmazdı. Göz- leri her bakışta gönüllerin en mestûr olan âmâk-ı hafâsına girer, taharrî-yi esrâr eder gibi görünürdü. Dehânına dikkat olunsa ibtisâm-ı sabah, gerdeninden göğ- süne kadar nazar olunsa amûd-ı seher cismânî birer vücûda ıtlâk olunurmuş de- nilirdi. Meme değil, güya ki kurs-ı kamer ikiye bölünmüş de her biri göğsünün birer tarafına konulmuştu.”37 34 Namık Kemal, age, s. 252. 35 Nurullah Çetin, “Ziya Paşa”, Tanzimat Edebiyatı, (Koordinatör: İsmail Parlatır), Akçağ Ya- yınları, Ankara, 2006. s. 145. 36 İsmail Parlatır, age, s. 60. 37 Namık Kemal, age, s. 255.
  • 13. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 261 Görüldüğü üzere Namık Kemal hürriyet perisini betimlerken benzetmelere sıklıkla başvurmakta, sanatkârâne bir üslup kullanmaktadır. Doğa betimlemelerinin yapıldığı giriş kısmı da alıntıdaki metinle aynı üslupla aktarılır. Üslupta dikkati çeken bir diğer farklılık Ziya Paşa’nın hiç kullanmadığı hitabî üslubun Namık Kemal tarafından yer yer kullanılmasıdır. Bu üslup tarzı hürriyet perisinin halka seslendiği kısımda ortaya çıkar. Sanatçı olarak bu üsluba sıkça başvuran Namık Kemal, böy- lece “Rüya”da da bu üslup tarzından yararlanmış olur. Hürriyet konusunda halkı sarsmaya, uyandırmaya, harekete geçirmeye çalışan sanatçı hürriyet perisinin konuşmalarını hitabî üslupla yapar. Bu tarz üslubun kullanıldığı kısmın girişi şu şekildedir: “Ey hâbîdegân-ı gaflet! Ey me’lufân-ı sefâlet! Ey takayyüd-perestan-ı esaret! Ey tezellül-perverân-ı cebânet! Ey mürtekibân-ı her mezellet! Gözlerinizi sabah-ı mahşerde mi açacaksınız? Gerdeninizdeki kayd-ı esareti mâlik-i cahîme teslim etmek için mi saklanırsınız? Bir dakika sonra bekâsına emin olamadığınız haya- tınız için mi ilelebed elsine-i nefret-i âlemde nâmınızı ibkâ edecek kadar kor- karsınız?”38 Anlatımda ön plana çıkan bir diğer özellik şiirden faydalanmaktır. Her ikisi de aynı zamanda şair olan sanatçılar, yeri geldiğince metinlerine şiirler yerleştirmektedir. Namık Kemal, eserine şiirle başlar ve girişe şu dört dizeyi koyar: “Bir dem-i gaflette bildik tâ zevâl-i âlemi Âlem-i rüyâda çok gördük misâl-i âlemi Hâbdır nisbetle mâzi subh-ı istikbâline Böyle tâbir eylemişlerdir hayâl-i âlemi”39 Namık Kemal metin boyunca bu tavrını devam ettirir ve yer yer şiirden yararlanır. Ziya Paşa ise şiirden daha az yararlanır. Sadece iki yerde şiire yer verir. Bunlardan biri Yu- nus Emre’yen ait iki dizedir. Ziya Paşa, Âli Paşa’ya nasıl üstün geldiğini anlatmak için Yunus Emre’den yararlanır ve şöyle der: “Bir sinek bir kartalı kaldırdı vurdu yere Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu”40 Sanatçıların yer verdikleri şiirler metinle bir bütün arz eder. Bir başka ifadeyle anlatı- nın akışına uygun şiirlere yer verilir. Anlatıma bir bütün halinde bakıldığında iki eser arasında benzerlik olduğu gibi bariz farkların da bulunduğu dikkati çekmektedir. Anlatım içerikle uyum göstermekte; anlatılmak istenenlere paralel olarak şekillenmektedir ve bu da doğal olarak kimi farklar ortaya çıkar- maktadır. 38 Age, s. 256. 39 Age , s.251. 40 Ziya Paşa, age, s. 124.
  • 14. HASAN YÜREK262 SONUÇ Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın “Rüya”ları birbirlerine yakın zamanlarda kaleme alın- mıştır. Her iki metin edebiyatta yenileşme gayretlerinin başladığı Tanzimat edebiyatının ilk yıllarında ortaya konmuştur. Bu eserler, daha önce benzerleri olmakla birlikte, Tanzimat döneminde rüya kurgusu içerisinde düzenlenmiş ilk örneklerdir. İki eser mukayese edildiğinde aralarında ortak yönlerin olduğu gibi farklılıkların da bulunduğu görülmektedir. Bu iki eserin benzer yönleri döneme bakışları, kurguları ve anla- tımdaki kimi unsurlardır. Anlatımdaki ortak noktalar anlatıcı, öyküleme, betimleme, şiirden yararlanma şeklinde sıralanabilir. Farkları ise yazılış sebepleri, içerikleri, yer verilen figürler ve anlatımın kimi noktalarında ortaya çıkmaktadır. Bunlar Ziya Paşa’nın eserinde diyaloğun ön plana çıkması ve dilin kullanımında yani üsluptaki farklılıktır. Bununla birlikte kimi ortak noktalar arasında bile kullanım açısından farklılıklar da görülmektedir. Buna örnek olarak Ziya Paşa’nın sınırlı olarak kullandığı betimlemenin Namık Kemal tarafından sıklıkla kullanması verilebilir. Sonuç olarak her eser, farklı koşulların, farklı durumların ürünüdür. Aynı sanatçının kaleminden çıksa ve aynı konuda yazılmış olsa dahi iki eserin birbirinin benzeri olması bek- lenemez. Çünkü dönemin zihniyeti; sanatçının sanata bakışı, sanat algılayışı, hayata bakışı ve benzeri hususlar değişebilir ve bu da eseri etkiler. Dolayısıyla bir eser, aynı dönemde, aynı kurgu içerisinde düzenlense dahi belirgin farklar ortaya çıkmaktadır. Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın “Rüya”larına bakıldığında belirtilen hususların somutlaştığı görülür. Her iki eser de yazıldıkları dönem itibarıyla benzer siyasi, sosyal, edebi görüşlere sahip sanatçıların elinden çıkmıştır. Eserlerin kurgusu da paralellik göstermektedir. Ancak bu ve benzer diğer kimi yönlerine rağmen mukayeseden anlaşılabileceği gibi birbirinden farklı iki eser ortaya çıkmıştır. Bu da sanatın, sanatçının özgün ve değişken yönünü göstermektedir. KAYNAKÇA BANARLI Nihad Sami, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, C. 1-2, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstan- bul, 1971. ÇETİN Nurullah, “Ziya Paşa”, Tanzimat Edebiyatı, (Koordinatör: İsmail Parlatır), Akçağ Yayınları, Ankara, 2006. s.127-199. GÖÇGÜN Önder, Ziya Paşa, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1987. GÖÇGÜN Önder, Namık Kemal, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 2009. KURDAKUL Şükran, Namık Kemal, Evrensel Basım Yayın, İstanbul, 2003. Namık Kemal, “Rüya”, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Haz.: Kaplan, Mehmet; Enginün, İnci; Emil, Birol, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 251-266. ÖZGÜL Metin Kayahan, Türk Edebiyâtında Siyâsî Rûyâlar, Akçağ Yayınları, Ankara, 1989. PARLATIR İsmail, “Rüya’nın Fikir Örgüsü”, Doğumunun Yüzellinci Yılında Namık Kemal, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara, 1993, s. 59-66. PARLATIR İsmail, (Koordinatör), Tanzimat Edebiyatı, Akçağ Yayınları, Ankara, 2006. TANPINAR Ahmet Hamdi, 19uncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 7.b. , Çağlayan Kitabevi, İstanbul, 1988.
  • 15. N.KEMAL VE ZİYA PAŞA ‘RÜYALAR’ 263 TANSEL Fevziye Abdullah, Namık Kemal’in Mektupları, C. I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1967. USTA Sadık, “Türk Devriminin Ütopyaları”, Bilim ve Ütopya, Ankara, 2010, S.:187, s. 7-15. YILMAZ Kadriye; ÇETİN, Kamile, “Rüyalar ve Niyazî-i Mısrî’nin Tâ’bîratü’l – Vâkı’ât Adlı Eserinde Rüyaların Dili”, Turkish Studies, Volume 2, Issue 4, 2007, s. 1066-1076. Ziya Paşa, “Rüya”, Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi, Haz.: Kaplan, Mehmet; Enginün, İnci; Emil, Birol, Marmara Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1993, s. 109-128.