f
E Ğ L E N C E L İ K İ T A P L A R S E R İ S İ : 2
Toplayan :
AHMET HALİT YAŞAROĞLU
NASREDDİN
HOCA
Merhumun 220 Fıkrası
AHM...
Ö N S Ö Z
Ötedenberi — bir çok fıkralar gibi — Nasreddin Hoca
merhuma ait fıkraları da, gözüme iliştikçe, yahut kulağıma
d...
NASREDDİN HOCA 3
fıkraların çoğunda alık, aptal, gülünç, hatta bazan günahkâr
bir tip olarak gösterilmiştir.
Bu sebeple, h...
4 NASREDDİN HOCA
ka bir kitapta daha başka bir zata isnat edildiğini gördük­
çe, bunların içinde Hoca Merhumun ahmak ve ap...
NASREDDİN HOCA 5
fıkralarda Hocayı saf bir adam gibi gösteren bir havaya da
rastlayabilirsiniz. Bunların bir kısmı hocanın...
NASREDDİN HOCA
i ecnebi mütercimleri Hocayı Yıldırım Bayezid devri ricalinden
s sayarlar. Hattâ halk arasında dolaşan meşh...
NASREDDİN HOCA 7
dar evvel Sivrihisar Müftisi iken vefat eden Hasan efendinin
eski sicillerden iktibas ederek yazdığı Mecm...
8 NASREDDIN HOCA
beden ibaretmiş. Sonra, yine aralan 2,25 açıklığında on ilki
ahşap sütun üzerine şemsiye tarzında bir kor...
I
İ — Ben sana nasıl yardım edeyim?
Hoca merhum çocukluğunda memleketi olan Sivrihisardan
Akşehire geldiğinde minarede müe...
10 NASREDDİN HOCA
4 — Şalgamı soymuşlar, içine havuç koymuşlar!
Hocanın çocukluğunda bir gün bir adam avucunda tuttu­
ğu y...
NASREDDİN HOCA U
7 — Yıldız yaparlar!
Çocukluğunda Nasreddine:
— Yeni ay girince esk ayı ne yaparlar ?
Diye sormuşlar. Cev...
12 NASREDDİN HOCA
— Oğlum bu ne haldir?
Diye sorunca şu cevabı vermiş :
— Sen bana kapıya sahip ol demedin mi, eniştem akş...
II
12 — Sen benim sesimin güzelliğini o zaman anlardın!
Hoca merhum gençliğinde hamama gider. Hamamı tenha
bulunca bir kay...
14 NASREDDİN HOCA
X 14 — Kuyulı[arın içini dışına çevirerek!
Hoca gençliğinde tahsil için Konyaya gider. Saf bir ar­
kadaş...
NASREDDIN H O C A 15
17 — Merdiven nerede olsa satılır 1
Hoca gençliğinde omuzuna bir merdiven alıp bir bahçe­
nin duvarın...
16 NASREDDİN HOCA
20 — Sen onu bir yerliden sor!
Molla Nasreddin bir şehre gider. Çarşıda gezerken bir
adam yanma sokulup:...
NASREDDİN HOCA 17
24 — Ben de bir hafta buradan gidersem, Allanın
laneti benim üzerime!
Hoca gençliğinde bir bahar mevsimi...
İH
NASREDDİN HOCA
ve
OĞLU
28 — Oğlan akıllıcadır, bilse de olur!
Hocanın oğlu bir gün:
— Baba, ben senin doğduğunu bilirim...
NASREDDİN HOCA 19
31 — Kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor?
Hoca merhum bir gün mahalle mescidinde halka vaiz ve
nasihat ...
20 NASREDDİN HOCA
Hoca artık kızar, ikisi de eşekten inerler. Karaoğlanı
önlerine katarak yürürler. Çok geçmez bir kaç kiş...
IV
NASREDDİN HOCA.
ve
TÜCCARLIĞI
33 — Dostlar alış verişte görsün !
Hoca bir aralık yumurtanın dokuzunu bir akçeye toplar,...
22 NASREDDİN HOCA
35 — Devenin başı!
Hocanın karısı iplik eğirir, hoca da pazara götürüp sa-
tarmış. Fakat insafsız esnaf ...
NASREDDİN HOCA 23
Diye ısrar edince:
— Üç sene evvel Ramazanda hastalanmış, yedi gün oruç
tutamamıştım, şimdi onu kaza edi...
V -
NASREDDİN HOCA
ve
VAİZLİĞİ, İMAMLIĞI, MUALLİMLİĞİ
41 — Bilenler Bilmeyenlere Öğretsin!
Nasreddin Hoca, bir gün vâ'zetm...
NASREDDİN HOCA
kamı dönmüş olacağım; bu da münasip olmaz. Halbuki
eşeğe ters binince hem ben önden gitmiş, siz arkadan gel...
26 NASREDDİN HOCA
— Hele siz çekilin bakayım, onu bana bırakınız.
Deyince köylüler bu görgülü bir adamdır, bizden çok
bili...
NASREDDİN HOCA 27
nin içinden kalemtraşı ahp kırar. Tanı bu sırada Hoca
içeri girerek kalemtraşm kırıldığım görünce kimin ...
VI
48 — Sen de haklısın!
Hocanın kadılığı sırasında bir davacı gelir, derdini anla­
tır. Hoca:
— Haklısın I der.
Az sonra ...
NASREDDİN HOCA 29
layıp mahkemeye çıkar. Yine davacılar gelip davalı:
— insaf buyurun kadı hazretleri hiç bir adam kendi k...
30 NASREDDİN HOCA
— Hakkın nedir? Bu adamdan ne istersin?
Deyince davacı anlatır:
— Bu adam birisine otuz çeki odun yardı....
NASREDDİN HOCA
Hâkim, bunları da gölge kadısına yolladı. Hoca merhum
davacıyı dinledikten sonra s
— Hay hay, hakkındır, el...
VII
NASREDDİN HOCA
ve
K A R ı S ı
55 — Ha bakalım Bacı Sultan ben dışarıdan sen içeriden!
Hoca merkebini pazara götürüp me...
NASREDDİN HOCA
57 — İnşallah ben geldim f
Geceleyin Hoca karısile konuşurken:
— Yarın sabah hava yağmurlu olursa oduna, ol...
34 NASREDDİN» HOCA
— A karı ne telâş ediyorsun ? Varsın alsın, onun üstü
bizden daha kirlidir !
7"60 — Üstüne ortak gelirs...
NASREDDIN HOCA 35
63 — Görenler, bilenler Allah için söylesin!
Karısı bir çok geceler Hocayı evde yalnız bırakıp komşu
kom...
36 NASREDDİN HOCA
dınlar gelirler. Kadın yemeği onlara çıkarmağa mecbur olur,
Hocaya söylemiye de çekindiğinden işi kedini...
NASREDDİN HOCA 37
— Bu gece elimize bir kelepir geçmedi. Bari şu Hocanın
evine girelim. Uykuda iken Hocayı bastırıp öldüre...
38 NASREDDİN HOCA
dolapların, sandıkların apaçık olduğunu, gelinlik elbisesinin
meydanda bulunmadığını görünce:
— Hoca bu ...
NASREDDİN HOCA 39
— Baksana iki gözüm, mumu gören dışarı çıkıyor. Artık
yetişir. .
74 — Oğlan cevizlerin sesini duyunca oy...
40 NASREDDİN HOCA
ka rısmdan sebepsiz neden göz yaşı döktüğünü sorunca:
— Zavallı anneciğim'bu çorbayı, çok severdi de o h...
NASREDDİN HOCA 41
inmez mi ?
Deyince Hoca, cevap vermiş:
— Geçinmeye gönlüm yoktu ki adını sorayım!
80 — Ölmese de ben onu...
VIII
NASREDDİN HOCA
ve
E Ş E Ğ İ
Jf> 83 — Eşeğin sözüne inanıyorsun da benim
sözüme inanmıyorsun!
Bir gün komşusu Hocadan ...
NASREDDİN H O C A 43
86 — Cübbemi getir, semerini al!
Bir gün Hoca eşeğine binip şehir dışındaki bahçesine
giderken yolda ...
44 NASREDDİN HOCA -
Iıyarak işi anladıktan sonra:
— Bu ne biçim eşek arayış ?
Deyince Hoca şöyle söyler:
— El elin eşeğini...
NASREDDİN HOCA 45
92 — Ölme eşeğim ölme yaz gelecek, yonca bitecek!
Bir sene Akşehirde kıtlık olmuş. Halk o sene: «Arpa sa...
46 NASREDDİN HOCA
96 — Bulmak zevki az şey midir?
Hoca merhum bir çok defa olduğu gibi yine merkebini
kaybeder. Çarşıda, p...
NASREDDİN HOCA 47
eşeğin yularını çekip ardına bakmadan yoluna devam eder­
ken iki külhanbeyi sözleşip yavaşça eşeğin yula...
48 NASREDDİN HOCA
101 — İyi buldunuz, sahibi ölmüş eşeği î
Hoca karısına:
. — Ölmüş adam nasıl belli olur? Diye sorar. Kar...
NASREDDİN HOCA 49
— Olan oldu, ben göle koşuyorum, eşek gelirse söyle o-
da başının çaresine baksın.
104 •— Dokuz eşek mi,...
IX
NASREDDİN HOCA
ve
TİMURLENK
106 — Yarabbi şükür !
Timurlenk Ankara muharebesinden sonra bir müddet Âk-
şehirde oturmuş ...
NASREDDIN HOCA 51
ca kazlar iki ayak üzerine koşmaya başlarlar. Timur Hocayı
pencere önüne çağırıp:
— Hoca, sen yalan söyl...
52 NASREDDİN HOCA
Timurla bir hayli münakaşadan sonra eşeğin okuma öğ­
renmesi için bir kaç gün izin alır ve bazı hazırlık...
NASREDDİN HOCA 53
Bir tesadüf eseri olarak üçüncüsü tam hedefe isabet edin­
ce Hoca göğsünü kabartarak :
— İşte Nasreddin ...
54 NASREDDİN HOCA
kat muvaffak olamazsam, «o divane meşrep bir adamdır, kendi
kendine ortaya çıktı, asıl âlimimiz başkasır...
NASREDDN HOCA. 55
•vesaireyi anlattı. Sonra kendimi göstererek insanların ve elimle
işaret ederek yer yüzünde yaşayan diğe...
56 NASREDDİN HOCA
115 — Neuzü Billahi
Timurlenk Hocaya demiş ki :
— Hoca bilirsin ki Abbasî halifelerinden her birinin ünv...
X
NASREDDİN HOCA
ve
İHTİYARLIĞI
118 — İpe un sermişler
Nasreddin Hocadan komşusu urgan istemiş. İçeri girip çı­
kan Hoca:
...
58 NASREDDİN HOCA
m kesmeye karar verirler. Tam harman zamanı olduğu için Hoca
da kızar: «Ben de size rüzgâr vermem! Bulun...
NASREDDİN HOCA 59
Diyerek yürür, gider. Adam merak edip arkasından koşar:
— Kuzum Hoca, bir mektup yazmakla neden Bağdada
...
60 ~ NASREDDİN HOCA
' 126 — Mezara tepesi üstü gömünüz !
Hoca merhum vefatına yakın dostlarını davetle bir takım
vasiyetle...
NASREDDİN HOCA 61
— Maşam yüz akçeye!
Dîye gezdirmeğe başlar. Bunun bir akçelik bir maşa oldu­
ğunu görenler meziyetini so...
62 NASREDDİN HOCA
Çocuklar bir ağızdan:
— Allah taksimi! derler.
Hoca da bazısına bir avuç, bazısına bir tane, bazısına uç...
NASREDDİN HOCA 63-
— Bir parça aşağıya geliniz.
Hoca aşağıya inip kapıya varınca fakir adam:
— Sadaka isterim, der.
Hoca h...
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
of 98

Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası

Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası
Published on: Mar 3, 2016
Published in: Education      
Source: www.slideshare.net


Transcripts - Nasreddi̇n hoca merhumun 220 fıkrası

  • 1. f
  • 2. E Ğ L E N C E L İ K İ T A P L A R S E R İ S İ : 2 Toplayan : AHMET HALİT YAŞAROĞLU NASREDDİN HOCA Merhumun 220 Fıkrası AHMET HALİT YAŞAROĞLU Kitapçılık ve Kâğıtçılık Ltd. Şti. İstanbul - Ankara Cad. 121 1 9 6 1
  • 3. Ö N S Ö Z Ötedenberi — bir çok fıkralar gibi — Nasreddin Hoca merhuma ait fıkraları da, gözüme iliştikçe, yahut kulağıma değdikçe yazıp bir kenara koyardım. Böylece beş yüze yakın fıkra toplandı. Günün birinde bunları şu suretle bir tasnife tâbi tuttum: 1 — Hocanın çocukluğu. 2 - Hocanın gençliği. 3 — Hocanın oğlu. 4 — Hocanın tüccarlığı. 5 — Hocanın vaizliği, imamlığı, muallimliği 6 — Hocanın kadılığı. 7 — Hocanın karısı. 8 — Hoca ve eşeği. 9 — Hoca ve Timurlenk. 10 - Hocanın ihtiyarlığı. Sonra, bu tasnife göre ayırdığım fıkraları birer birer ele­ dim. Bunlardan bir çoğunun, gerek Profesör Fuad Köprülü'- nün Manzum Nasreddin Hoca isimli eserinde, gerek Nasreddin- Hoca hakkındaki en güzel ve en büyük eseri vücude getiren, Büyük Alim Veled Çelebi Üstadımızın Baha? imzasiîe neşret­ tikleri «Letaifi Hace Nasreddin» isimli kitabında işaret ettik­ leri gibi, Hocanın millî şahsiyetini hiç düşünmeden: Behiûl Dânâ, Çuha (*) Hebenneka gibi meczup ve aptalların, Ebu Dclânıe ve emsali gibi dalkavukların fıkralarile karıştırıldığı­ nı gördüm. Nitekim, Hoca merhumdan birkaç yüz sene ev­ vel toplanmış ve yazılmış olan bazı Arap fıkralarında da bunlara rastladım. Demek ki her tuhaf şeyi hocaya nisbet etmek bir tuhaflık sayılmış. Böylece zeki, hazırcevap ve tanı olgun bir insan ruhu taşıyan Hoca merhum bu isnat edilen (*) Bir de Cuha-el-Rumî isimli birinden bahsederler ki, Komusîilalam sahibi Şemseddin Sami Bay Mısır ve Beyrutta eserleri basılmış olan bu zatın Nasreddis Hoca olması muhtemel bulunduğunu söyler.
  • 4. NASREDDİN HOCA 3 fıkraların çoğunda alık, aptal, gülünç, hatta bazan günahkâr bir tip olarak gösterilmiştir. Bu sebeple, hocaya ait olmıyan münasebetsiz fıkraların, eski bazı kitaplarda başkalarına nisbet edildiğini gördükçe büyük bir sevinç duyarak ayıklamağa başladım. Nihayet elde kalanları, Veled Çelebi Üstadımızın topla­ dıkları fıkralarla karşılaştırdım. Bir çok münasebetsiz fıkrala­ rın oraya alınmadığını, fakat buna mukabil okuyucular tara­ fından gönderilmiş olup Hocaya ait bulunmıyan bazı zevksiz fıkraların hatır için konulduğunu gördüm. Veled Çelebi (Veled İzbudak) Üstadımız, bilhassa, şu kitaplardan faydalandıklarını söylüyorlar: 1 — Eski taş basması Letaifi Hace Nasreddin. 2 — Çaylak Tevfik merhumun Letaifi Nasreddin. 3 — Letaif-i Lâmiî 4 — Hikâyat-ı Vedadî. 5 — Çaylak Tevfiğin Hazinei Letaifi. 6 — Türkçe — Kaba lisan. 7 — Gencine-i Letaif. Bunlara: 8 — Çaylak Tevfiğin Bu Âdem. 9 — Hayreddinin Mültekatat-ı Letaif. 10 — Faik Reşadın Külliyat-1 Letaif. İsimli eserlerini de ilâve edebiliriz. îşte asırlardanberi dillerde dolaşan Nasreddin Hoca fık­ raları bu eserlerde perakende olarak, fakat Veled Çelebi Üstadımızın, Letaifi Hace Nasreddin isimli eserlerinde topiu bir halde basılmış bulunmaktadır. Bu fıkraların bazılarına Cevahir-i Mültekata ve emsali Arapçadan tercüme edilmiş eserlerde tek tük rastlamak müm­ kündür. Şu halde nerede Hocaya yakışacak bir fıkra görülmüşse hemen ona mal edilmiştir. Ben, bu.fıkraları yukarıda yazığım gibi, on bölüme ayıra­ rak eediğim sırada bazılarının bir kitapta filân kimseye, baş-
  • 5. 4 NASREDDİN HOCA ka bir kitapta daha başka bir zata isnat edildiğini gördük­ çe, bunların içinde Hoca Merhumun ahmak ve aptal bir adam yahut kötü ruhlu bir insan gibi tasvir eden bütün mü­ nasebetsiz veya tatsız tuzsuz fıkraları çıkarıp attım. Böyle ayıklıya ayıklıya 500 fıkradan ortada 220 fıkra kaldı. Bunların elli taneden fazlasının Hoca merhuma ait olma­ dığım da pekâlâ tahmin ediyorum. Fakat Hocayı küçük düşürmiyecek olan ve asırlardan beri milletimizin benimsediği, hattâ Ata sözleri arasına koyduğu ve bir hikmet dersi çı­ kardığı bu latifeleri dışarıda bırakmağa hakkım yoktu. Nitekim, Evliya Çelebinin iddiasına rağmen, değerli bil­ ginimiz Profesör Fuad Köprülü'nün kıymetli tetkiklerine göre Hocanın ^ıldırım Bayezid ve Timurlenk zamanına erişmediği­ ne ben de inanmış olmakla beraber, Hoca merhumla Timur­ lenk arasında geçtiği rivayet edilen yirmi beş kadar fıkra arasından on iki tanesini, halkımızın dilinde dolaştığı ve Hocaya da bir kıymetsizlik izafe etmediği için ayrı bir bö­ lümde sıralamaktan kendimi alamadım. Fakat Hocanın karısını sebepsiz yere düşkün ahlâklı bir kad n olarak gösteren fıkralardan hiç birini koymadım. Hattâ ( Et - Kedi) fıkrasındaki üç okka eti, oynaşı ile birlikte yemesi gibi akıl ve mantığa uymıyan keyfiyeti; akrabaları ve komşu- larile birlikte yediği şeklinde göstermeyi uygun buldum. Sonra, fıkralardan bazılarım Hocanın çocukluğuna, genç­ liğine ve nihayet oğluna mal etmeyi münasip gördüm. Bu arada Hocayı ne Kürdistan elçiliğine, ne de deniz seferine yollamadım. Şimdi a/.iz okuyucularım, eminim ki siz de bu fıkraları sırasile okurken Hoca merhumun hüviyetini daha iyi kav­ rayacak ve bildiğiniz bazı fıkraların buraya konulmaması daha muvafık olduğunu takdir edeceksiniz. Bu arada ayıklanmış olan temiz 220 fıkrayı da az gör- miyeceğinizden eminim. Moloz doldurmak icap etseydi bu fıkraları beş yüze de­ ğil, bin taneye çıkarmak da mümkündü. Buna rağmen bazı
  • 6. NASREDDİN HOCA 5 fıkralarda Hocayı saf bir adam gibi gösteren bir havaya da rastlayabilirsiniz. Bunların bir kısmı hocanın muzipliği, şaka­ cılığı ve bu suretle hâdiselerle ve muhitile alay etmek için söylediği sözler olabileceği gibi, bir kısmı da nihayet onun da zayıf taraflarını ifade edebilir. Binaenaleyh bunlar Ho­ canın kıymetinden bir şey eksiltmezler. Hoca merhumun fıkraları, bütün Avrupa dillerine tercüme edilmiştir. Fakat maalesef bu tercümeler bizdeki yalan yanlış eserlerden alındığı için Hoca, gülünç bir adam olmaktan kur­ tulamamıştır. Bence bu himmeti de bugünkü nesil yapmak su- retile Hocayı hakikî hüviyeti ile yaşatmalıdır. Bunun için bu fıkralardan yüz, nihayet yüz elli tanesini bir hey'et seçmeli, sonra bunları Fıransızca, İngilizce ve Almancaya tercüme ederek bastırıp garp âlemine tanıtmalıdır. Biz bu hususta hizmete hazırız. Bu arada, bir noktayı da sayın okuyucularıma arzetmek isterim. ' İkinci basımını da yapmak nasip olan •>. Hakikî Bektaşi fıkra ve nükteleri > isimli eserimde de söylediğim gibi, fıkra- ralarm güzelliği bunların uzun olmamasında ve lüzumsuz cümlelerle dolmamasmdadır. Aksi takdirde fıkra değil, hikâ­ ye olur. Binaenaleyh burada da o ciheti göz önüne aldım. Ancak beş altı tane fıkra vardır ki bunlar tutt ğum ölçüye göre biraz uzuncadır. Fakat bunların kısalması da mümkün değildir. Yoksa daima iddia ederim ki: En güzel fıkralar, en kısa bir şekilde ifade edilen fıkralardır. Şimdi, biraz da Hoca merhumun tarihî şahsiyetini, Profe­ sör Fuad Köprülü'nün kıymetli tetkiklerine ve merhum Bur­ salı Büyük Alim Tahir beyin araştırmalarına dayanarak bu­ raya naklediyoruz. ? Hocaya halkın isnat ettiği yahut verdiği sima ne kadar vazıhun ise, tarihî şahsiyeti de bilâkis o kadar ilham içinde bu­ lunuyor. € Timurlenk > ile bazı müiâtafaları eski yazma Lelaif nüshalarında yazıldığı için olacak ki Letaif-i Nasreddin ismin­ deki eserin sahibi Çaylak Tevfik Bey ve ondan naklen Letaifin
  • 7. NASREDDİN HOCA i ecnebi mütercimleri Hocayı Yıldırım Bayezid devri ricalinden s sayarlar. Hattâ halk arasında dolaşan meşhur bir menkabe, ı Hocayı Nesimî ile arkadaş (*) gösterir. Şakayiki Numaniye'de Risalei Nuniye sahibi meşhur Hızır beyin Hocanın torunu ola­ rak gösterilmesi de belki buna bir delil gibi telâkki olunmuş­ tur. İşte her ne sebebe mebni olursa olsun, bugün ekseriyet Hocayı Yıldırım devri ricalinden ve Timur muasırlarından addetmektedir. Bu telâkki, muhtelif delillere istinat edilerek reddoluna'oilir: Bir defa eski yazma Letaif nüshalarında Hoca- l nın Sultan Aîâeddin ile bir takım latifeleri olduğu zikredil­ mektedir. Bundan maada, Hoca ile Timur arasındaki «hamam­ da kıymet biçmek - hikâyesi, eski tezkirelerimizde daha doğru olarak, İskendername sahibi şâir Ahmedî'ye isnat olunuyor, j Eğer Hocanın Timur muasırı olduğu, onunla arasında geçtiği i rivayet edilen hikâyelere istinat ediyorsa, hemen ayni derece- de kuvvetle Sultan Aîâeddin Selçukî ile muasır olduğu da iddia olunabilir. Bu ikinci mütalâamın daha doğru olduğuna diğer bir delil, Hocanın türbesidir. Filhakika, Akşehirin şarkı j cenubîsinde Hocaya nisbetle yâdedilen büyük mezarlık orta­ sındaki türbe kitabesinde, vefat tarihi olmak üzere 386 yazı- I lıdır ki, makûs okunmak şartiyle 683 demektir(**)- Meşrutiyet- | ten sonra türbe tamir edilirken, topraklar altından, yine 386 ta­ rihini havi diğer eski kırık bir kitabe daha meydana çıkmış ve şimdiki kitabenin mevsukiyeti bununla da teeyyüd eyle- misti. Maamafih buna en büyük delil, hükümetçe elyevm mev- j suk ve mamulün bih olan iki vakıfname, yâni Seyyid Mahmud I Hayran? ve Hacı İbrahim Sultan vakıfnameleridir. Bunlardan i biri 655 de ve öteki 665 de tanzim edilmiş ve Nasreddin Ho­ ca her ikisinde de şahit sıfatiyle hâkim huzurunda bulunmuştur. Tarihî kıymeti haiz olan bu vesikalar, kitabe tarihile pek iyi te'iif edilebilir. Bundan kırk (Bugüne nazaran altmış) sene ka- (*) Güya hocası, "Sana kıyamete kadar gülsünler!,, diye beddua etmiş, ( ' ) Bence bunun kıymeti yoktur. Çünkü, burada Nasreddin Efendi denilmektedir ki o tarihte bu tabir kullanılmadığına göre bu taş uydu "J ! madır. — H. Y.
  • 8. NASREDDİN HOCA 7 dar evvel Sivrihisar Müftisi iken vefat eden Hasan efendinin eski sicillerden iktibas ederek yazdığı Mecmuai Maarif adlı yarım eserde Hocanın hayatına dair verilen tafsilât, bu yu- karıki malûmata mutabık bulunuyor. O tafsilata göre, Hoca Nasreddin 605 de Sivrihisar mülhakatından Horto karyesinde doğmuştur(*). Babası Abdullah Efendi, karye imamıydı. Hoca 635 de, o aralık o taraflarda büyük bir şöhret kazanan Sey- yid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultana intisap maksadile, babasından mevrus karye imamlığını Mehmed adlı bir halifesine bırakarak Akşehire hicret etmiş ve 683 de ora­ da vefat etmiştir. Maamafih Müftü Hasan Efendinin, sair bü­ tün tarihî rivayetlerle pek iyi te'liî edebilen bu malûmatı ne­ reden iktibas ettiğini, maalesef, bilemiyoruz. İşte Nasreddin Hocanın tarihî şahsiyeti hakkında verilebi­ lecek mulûmat bundan ibarettir. Hocanın, kadılık, hatiplik, imamlık, müderrislik ettiği, hususî bir memuriyetle Kürdis- •tana gönderildiği gibi rivayetler, latifelerden istinbat edilmiş bir takım malûmattır ki itimada şayan değildir. Meselâ, Ho­ canın mollası «Imad» fle beraber Kürdistana gönderildiğini gösteren hikâyeye, «1191» de yazılmış eski bir Letaif nüsha­ sında Arabistana gönderildiği tarzında tesadüf ettik. Nasreddin Hoca hakkında Akşehir mütefekkirleri arasında nesilden nesile intikal eden bazı rivayetler vardır. Meselâ, Hocanın zevcesi, Akşehir mülhakatından Kozağaç karyesi me­ zarlığında medfun imiş. Diğer bir rivayete göre de, Hocanın bir takım âşıkane şiirlerini ve hakimane sözlerini muhtevi, zamanında yazılmış bir takım eserleri, Akşehirin Timur tara­ fından istilâsı zamanında ortadan kaybolmuş. Hocanın türbe­ si hakkında da halk arasında bir takım rivayetler vardır: Güya türbenin etrafı acıkmış, öyle olduğu halde yine bir ka­ pısı varmış. Kapıda kocaman bir kilit asılı dururmuş. Halbu­ ki, Akşehirlilerin verdikleri kat'î malûmata göre, türbe, ara­ lan 2,25 açıklığında altı mermer sütuna müstenit bir kub- {'') Bu hesaba göre 78 yaşında vefat etmiş olur.
  • 9. 8 NASREDDIN HOCA beden ibaretmiş. Sonra, yine aralan 2,25 açıklığında on ilki ahşap sütun üzerine şemsiye tarzında bir koridor ilâve edil­ miş. Senelerin tesiriyle pek ziyade harap olan türbe, Meşru­ tiyetten sonra tamir edilmiştir. Akşehir ahalisi Hoca hakkında büyük bir hürmet bes­ lerler, ve onun kudsiyetine kaildirler. Bu itikadın neticesi I olarak da bir takım tuhaf âdetler vücuda gelmiştir. Meselâ, şehirde bir düğün olunca Hocanın türbesine gidip davet eder­ ler, hattâ «mollalarını da beraber al!» demeyi unutmazlarmış. Aksi takdirde, yeni zevç ile zevce arasında geçim olmazmış! Kezalik, kim Hocanın kabrini görüp gülmezse, mutlaka ba­ sma bir felâket gelirmiş. Bundan başka, o taraf halkı Kuru ağrı; denen bir nevi göz hastalığının tedavisi için türbeye ! gelirler, çamur haline koydukları toprağı gözlerine sürerek, ağrıdan kurtulurlarmış... Bu ve daha bu gibi bir takım iti­ katlar, menkabeler, Hocanın halk arasında ne yüksek bir | mevkie, ne sarsılmaz bir manevî nüfuza malik olduğunu 'gös- j termektedir. Prof. Fuad Köprülünün tetkikleri burada nihayet buluyor. I * * ... Fıkraları takip ederken şimdiye kadar çıkan bir çok esen­ lerde sık sık geçen «Efendi» kelimesinin hiç kullanılmadığım- göreceksiniz. Bilindiği gibi bu tâbir îstanbulun zaptından sonra Rumlardan bize geçmişti. Bu noktaya dahi dikkat ederek onun yerine o zamanlar kullanılan «Mevlâna, Hazret | kelimelerini tercih ettim. i Bu eserin dört başı mamur olduğunu iddia etmek hatırı­ mızdan geçmez. Fakat bugüne kadar çıkanların en derîi [toplusu ve Hoca merhumun ruhunu incitmiyecek tarzda ha- | zırlanmış bir nüshası olduğunu sanırım. Şimdi aziz okuyucular, artık Hoca merhumu dinlemek za­ manı geldi. Sizi onunla başbaşa bırakalım. Ahmet Halit Yaşaroğlıuı
  • 10. I İ — Ben sana nasıl yardım edeyim? Hoca merhum çocukluğunda memleketi olan Sivrihisardan Akşehire geldiğinde minarede müezzinin ezan okuduğunu görünce aşağıdan bağırır : — Ne yapayım a babam, pek dalsız, budaksız bir ağaca çıkmışsın. Ben sana nasıl imdat edebilirim? 2 — Bu kadar tavuğa bir horoz lâzım değil mi ? Akşehir çocukları bir gün genç Nasreddini hamama gö­ türürler ve göbektaşı üzerine oturdukları zaman birbirlerine t — Geliniz sizinle yumurtlayalım. Kim yumurtlamazsa her­ kesin hamam parasını o versin ! Diyerek gıdaklamağa, bir yandan da beraber getirdikleri yumurtaları el çabukluğu ile mermerin üstüne bırakmağa baş­ larlar. Genç Nasreddin bunların hiyîesini sezince hiç telâş göstermeden hemen horoz gibi çırpınıp ötmeye başlar. Çocuklar : — Nasreddin ne yapıyorsun ? Deyince de şu cevabı verir: — Bu kadar tavuğa bir horoz lâzım değil mi ? 3 — Düşmesem de zaten inecektim! Küçük Nasreddin bir gün eşeğini koştururken düşmüş. Çocuklar: — A... Nasreddin eşekten düştü, Nasreddin eşekten düştü!. Diye alaya alınca, Küçük Nasreddin hiçbirşey olmamış gibi: — Be çocuklar, düşmesem de zaten inecektim, demiş. NASREDDİN HOCA ve ÇOCUKLUĞU
  • 11. 10 NASREDDİN HOCA 4 — Şalgamı soymuşlar, içine havuç koymuşlar! Hocanın çocukluğunda bir gün bir adam avucunda tuttu­ ğu yumurtayı işaret ederek: — Şu avucumdakini bilirsen sana bundan bir kayganalık veririm. Deyince, küçük Nasreddin bir şaka icat etmek için : — Hele şeklini biraz tarif et bakalım. Der. Adam izah eder: — Dışı beyaz, içi sandır. Küçük Nasreddin cevap verir : — Anladım, şalgamı soymuşlar, ortasını oymuşlar, içine havuç koymuşlar 1 5 — Merdivensiz çıkmak da konuşulmamıştı! Hoca çocukluğunda bir gün mahalle çocuklarını topfıya- rak yarımşar akçeye mukabil karşılarındaki yüksek ağaca çıkaracağını söyler. Hepsi paraları verirler. Küçük Nasreddin paraları toplayınca, bana bir merdiven getiriniz, der. Çocuklar: — Kararımızda merdiven yoktu! Deyince küçük Nasreddin cevap verir : — Merdivensiz çıkarmak var mıydı? 6 — Kör döğüşü! Hoca çocukluğunda da haşarı ve şakacı idi. Bir gün bir­ kaç âmâ bir kahvenin peykesinde oturmuşlardı. Küçük Nas­ reddin de çarşıdan bir şey almak üzere oradan geçiyordu. Elindeki para kesesini şangır şungur şakırdatarak : — Alın şu paraları da bol bol paylaşın! Der, fakat tabii hiç bir şey vermeden uzakta bir köşeye çekilip seyre başlar. Âmâlar derhal: i Sana verdi, yok bana vermedi, hakkımı isterim!» diye altaîta üstüste peyke­ den aşağı düşerler. Sopa sopaya kavgaya tutuşurlar. Küçük Nasreddin karşıdan bunları görüp şöyle söyler: — İşte kör döğüşü buna derler !
  • 12. NASREDDİN HOCA U 7 — Yıldız yaparlar! Çocukluğunda Nasreddine: — Yeni ay girince esk ayı ne yaparlar ? Diye sormuşlar. Cevap vermiş : — Kırparlar, kırparlar yıldız yaparlar. 8 — Daha ne biçim aldanmak istersin! Hocanın çocukluğunda, iddiacı bir çocuk: Kimse beni aldatamaz! Diye söylenir, dururmuş. Birkaç kere bu sözü işiten kü­ çük Nasreddin bir gün kızıp: — Sen şurada dur, ben şimdi gelir, seni kandırmanın bak nasıl yolunu bulurum ! Diyerek çıkıp gitmiş. Çocuk saatlerce beklediği halde Nasreddinden eser görünmemiş. Canı sıkılarak kendi kendi­ ne söylenmeğe başlamış. O esnada akranlarından biri gelerek: — Geç vakit burada ne duruyorsun, kendi kendine ne söyleniyorsun ? Deyince meseleyi anlatmış. Arkadaşı, iddiacının ahmak­ lığına gülerek demiş ki: — A budala, işte seni aldatmış ya! Daha ne biçim al­ danmak istersin? 9 — Sen bana kapıya sahip ol, dedin! Hocanın çocukluğunda annesi bir sabah: — Oğlum Nasreddin, ben komşularla göl kenarına ça­ maşır yıkamağa gideceğim, göreyim seni sokak kapısına sahip ol, sakın kapıdan ayrılma, demiş. Küçük Nasreddin kapıda beklerken köyden eniştesi gelerek: — Oğlum, akşam teyzenle beraber size geleceğiz, var annene haber ver, demiş. Küçük Nasreddin, hemen kapıyı söküp sırtına yüklenince doğru göl kenarına koşmuş. Annesi onu bu halde görerek:
  • 13. 12 NASREDDİN HOCA — Oğlum bu ne haldir? Diye sorunca şu cevabı vermiş : — Sen bana kapıya sahip ol demedin mi, eniştem akşam bize gelecekmiş, git annene haber ver, dedi. İkinizin de emrini yerine getirmek için başka ne yapabilirdim ? 10 — Bir ahır dolusu sığır bularsam ne müjde verirsiniz? Küçük Nasreddin bir gün bir iş için evlerindeki bodru­ mun köşesini kazarken komşunun ahırına bir delik açılır. 'Orada bir çok sığır görür. Hemen sevinerek koşar. Der ki: — Nuh Nebi zamanından kalma bir ahır dolusu sığır bulursam bana ne müjde verirsiniz ? 11 — Belki ağaçtan öteye yol düşer Bir gün mahalle çocukları aralarında: — Geliniz, Nasreddini ağaca çıkarıp pabuçlarını alalım, oiraz şakaîaşalım. Diye kararlaştırırlar. Sonra bir ağacın dibinde: «Kimse -jj ağaca çıkamaz» diye bir bahse tutuşurlar. Küçük Nas­ reddin bu lâfı duyunca aralarına girerek «ben çıkarım» der. Çocuklar da: — Çıkamazsın. Çıkılacak gibi görünür amma her yiğitin kârı değildir, git işine i derler Nasreddin kızarak •' --- Çıkar mıyım, çıkamaz mıyım, ben şimdi size gösteririm! Diyerek hemen eteklerini beline sokup pabuçlarını da koynun sokmağa çalışınca çocuklar: 1 — Ya pabucu niye koynuna sokuyorsun? Ağaçta pabu­ cun ne lüzumu var? Demeleri üzerine küçük Nasreddin şu cevabı verir : — Ey... Ne bilirsiniz arkadaşlar, hazır yanımda bulunsun, belki ağaçtan öteye yol düşer.
  • 14. II 12 — Sen benim sesimin güzelliğini o zaman anlardın! Hoca merhum gençliğinde hamama gider. Hamamı tenha bulunca bir kayabaşı tutturur. Sesi pek hoşuna gider. Kendi kendine: «Benim sesim bu kadar güzel olduktan sonra neden Müslümanlara dinletmiyeyim.' diyerek hamamdan çıkınca doğru minareyi boylar. Öğleye yakın bir zamanda temcid okumaya başlar. Aşağıdan biri seslenir: — Be adam, bu berbat sesinle vakitsiz temcid okumağa ne zorun var ? Molla minareden cevap verir : — Eğer bir hayır sahibi buraya bir hamam yaptıraydı, sen benim sesimin güzelliğini o zaman anlardın ! 13 — Bazan, öyle yanlışlar oluyor ki, bu bile az geliyor! Hocanın mollalığı sırasında bir aralık silâh taşımak yasak edilmiş. Molla Nasreddin medreseye giderken nasılsa cübbe- sinin altında bir yatağan bıçağı çıkmış. Mollayı Subaşının karşısına götürmüşler. Subaşı hiddetle: — Hükümet yasağını bilmiyor musun ? Böyle güpe gündüz bu kocaman alâmeti ne diye taşıyorsun? Deyince Molla hiç telâş etmeden: — Ben bununla derse bakarken kitabın yanlışlarını dü­ zeltiyorum, der. Subaşı: — Benimle eğleniyor musun? Hiç bu kadar alâmetle yanlış düzeltilir mi ? Deyince Molla şu cevabı verir: — Ağa Hazretleri, bazan öyie yanlışlar oluyor ki bu bile az geliyor! NASREDDİN HOCA ve GENÇLİĞİ
  • 15. 14 NASREDDİN HOCA X 14 — Kuyulı[arın içini dışına çevirerek! Hoca gençliğinde tahsil için Konyaya gider. Saf bir ar­ kadaşı o zamana kadar görmediği minareleri görüp hayret ederek: — Acaba bunları nasıl yaparlar ? Deyince. Molla Nasreddin bir muziplik için ona şu cevabı verir: — Bilmiyor musun ayol, kuyuların içini dışına çevirirler, minare olur. 15 — Rahat rahat adam gibi terslemeye bırakmadın ki! Hoca delikanlılığında bir bostana girerek kavun koparır­ ken bekçi görüp uzaktan haykırmış: — Hey, orada ne işin var, çık bostandan! Molla: — Büyük abdestimi bozuyorum ! Diye seslenmiş. Adam gelip : — Haniya kabahatin? Deyince, orada bulunan taze bir sığır tersini göstermiş. Bekçi: Behey adam o sığır tersidir! Deyince Molla şöyle söylemiş: — Sen rahat rahat adam gibi terslemeye bıraktın mı ? Hoca gençliğinde komşu bahçelerden birindeki zerdali ağacına çıkıp zerdali yerken sahibi gelerek: — Ağaçta ne işin var ? der. Molla Nasreddin de; Bülbülüm, ötüyorum! Cevabını verir. Adam: — ö t bakalım, işitelim! der. Mcila ötmeğe. başlar. Adam 'gülerek: — Bülbül böyle mi öter? Deyince Molla şu cevabı verir: — Acemi bülbül bu kadar öter. 16 Acemi bülbül bu kadar öter!
  • 16. NASREDDIN H O C A 15 17 — Merdiven nerede olsa satılır 1 Hoca gençliğinde omuzuna bir merdiven alıp bir bahçe­ nin duvarına çıkar. Sonra merdiveni bahçenin içeri tarafına dayayarak bahçeye iner. Uzaktan bunu gören bahçe sahibi yanına gelerek: — Sen kimsin, burada ne ararsın ? Deyince Molla hiç düşünmeden: — Merdiven satarım, der. Bahçıvan: — Burada merdiven satılır mı? Deyince, Molla cevap verir: — Behey cahil, merdiven bu, nerede olsa satılır! 18 — Konyalılar adama helvayı döve döve yedirirlermiş! Hoca merhum Konyaya gittiği bir günde bir helvacı dük­ kânına girer, sağa sola bakmadan <: Bismillah» diyerek helva yemeğe koyulur. Helvacı: — Be adam okkasız, kantarsız, parasız, pulsuz ümmeti Muhammedin helvasını ne hakla yiyorsun? Diye Mollayı döğmeye başlayınca Molla Nasreddin hay­ retle şöyle söyler: — Bu Konyalılar ne iyi adamlardır, helvayı adama döve döve yedirirîer i 19 — Ben de onu düşünüyorum ya! Hoca gençliğinde sabah erken bir bahçeye girip eline geçirdiği kavun karpuzu çuvala doldururken bahçıvan ye­ tişir. Mollaya sorar: — Burada ne arıyorsun? — Akşamki dehşetli fırtına beni buraya attı — Peki! Bunları kim kopardı ? — Fırtına beni oradan oraya attıkça her neye yapıştımsa elimde kafdı. — O da güzel. Ya bunları çuvala kim doldurdu ? Bu suale karşı Molla şu cevabı verir: — İşte ben de onu düşünüyorum ya !
  • 17. 16 NASREDDİN HOCA 20 — Sen onu bir yerliden sor! Molla Nasreddin bir şehre gider. Çarşıda gezerken bir adam yanma sokulup: — Molla, bugün ne? Diye sorar. Molla şöyle cevap verir: — İki gözüm, ben bu memlekete daha bugün geldim. Henüz buranın günlerini öğrenemedim. Sen onu bir yerliden sor! 21 — Çok zahmet çektim amma, hele ay da yerine geldi! Bir ay aydınlığında Molla Nasreddin kuyudan su çekecek olur. Bakar ki ay kuyunun içinde. Çıkarmak için ip e çengeli takıp sarkıtır. Tesadüfen çengel bir taşa takılır. Bütün kuv- vetile ipi çekmeye çalışınca çengel kurtulup sırt üstü düşer. Bir de bakar ki ay gökyüzündedir. Şöyle söyler : — Hamdü sena olsun! Çok zahmet çektim amma hele ay da yerine geldi ! "Jr* 22 — Cennet ile cehennem doluncaya kadar Bir gün Molla Nasreddine sormuşlar: — İnsanlar böyle ne vakte kadar doğup ölür ? Molla cevap vermiş: — Cennet ile Cehennem doluncaya kadar./ Bir kıtlık zamanında Molla Nasreddin bir köye gitmiş. Bakmış ki halk bol bol yeyip içiyorlar. Mollaya da tatlılar, börekler ikram etmişler. Molla: — Burası ne bolluk memleketmiş, bizim oralarda halk açlıktan kırılıyorlar, der. Köylülerden biri: — Be adam sen deli misin? Bayram seyran bilmez mi­ sin ? Bugün bayram olduğu için herkes kudretine göre yiye­ cek içecek tedarik ediyor. Eşine dostuna, yabancılara, fakir­ lere ikram ediyor, der. v Molla biraz düşündükten sonra şöyle söyler: — Ah, keşke hergün bayram olsa da Muhammed üm­ meti yiyecek sıkıntısı çekmese! 23 Keşke hergün bayram olsa!
  • 18. NASREDDİN HOCA 17 24 — Ben de bir hafta buradan gidersem, Allanın laneti benim üzerime! Hoca gençliğinde bir bahar mevsimi, akranlarile gezmeğe gider. Gittiği yer o kadar güzelmiş ki arkadaşları buradan ayrılmak istemezler. Aralarında bir arifane tertibine karar verirler. İçlerinden her biri: Böreği benim "üzerime... Kuzu dolması benim üzerime... Meyvasi benim üzerime... Dedikleri sırada Molla Nasreddin şöyle söyler: — Bu ziyafet böyle bir hafta devam ettiği halde ben de bura­ dan ayrıhrsam, Allahın ve Peygamberin laneti de benim üzerime! 25 — Akşehirde araba tekerleği kadarı var! Molla Nasreddin bir gün Sivrihisara gitmiş. Bakmış ki halk bir yere birikmiş, ramazan hilâlini görmeğe çalışıyorlar. Taaccüple demiş ki: — Yahu, siz ne tuhaf adamlarsınız. Bizim Akşehir halkı bunun araba tekerleği kadarını görürler de başlarını çevirip bakmazlar bile. Siz, kaş kadar ayı göreceğiz diye buraya toplanmışsınız. Zamanınızı boşuna telef ediyorsunuz. 26 — Ben israftan hoşlanmam! Molla Nasreddin körük ile ateş yaktıktan sonra ağzını tıkar, öyle asarmış. Sebebini sormuşlar: — İçinde o kadar hava var, tıkamayayım da uçup gitsin ini? Ben israftan hoşlanmam, demiş. 27 — Sarı aşı yiyen gerdeğe girsin! Hoca evleneceği akşam eşi dostu davet ederler. Herkes yer, içer. Hocayı yemeğe çağırmayı unuturlar. En sevdiği zerdeden mahrum kalınca Hoca darılır, çıkar gider. Hocayı ararlar, bulamazlar. Öteye beriye adam saldırırlar. Nihayet bin güçlükle uzak bir yerde yakalayıp getirirler. Aile erkâ­ nından bazdan: —• Gel açanım gerdeğe gireceksin. İki saattir seni arıyo­ ruz, neredesin? Deyince Hoca dargın bir yüzle şu cevabı verir: — Neme lâzım ! Sarı aşı yiyen gerdeğe girsin!.. F: :
  • 19. İH NASREDDİN HOCA ve OĞLU 28 — Oğlan akıllıcadır, bilse de olur! Hocanın oğlu bir gün: — Baba, ben senin doğduğunu bilirim, der. Hocanın haremi çocuğu paylamağa başlayınca Hoca şöy­ le söyler: — Be kadın çocuğu neden incitiyorsun, oğlan akıllıcadır,, bilse de olur. 29 — Vallahi ben öğretmedim, oğlan zihninden buldu! Hocanın beş altı yaşındaki oğluna patlıcanı göstererek ne olduğunu sormuşlar: — Gözü açılmamış sığırcık yavrusudur ! Deyince Hoca oradan iftiharla atılarak şöyle söylemiş: — Vallahi amcaları ben öğretmedim, oğlan kendisi zih­ ninden buldu. 30 — Hâlâ sabah namazına tembellik ediyor 1 Nasreddin Hocanın oğlu Konyada tahsilde iken babasına: yazdığı mektupta: — Dört vakitte duanızla meşgulüm! Deyince Nasreddin Hoca şöyle söylemiş: — Hay külhanı, demek hâlâ sabah namazına tembellik. . ' ediyor i..
  • 20. NASREDDİN HOCA 19 31 — Kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor? Hoca merhum bir gün mahalle mescidinde halka vaiz ve nasihat etmek üzere kürsüye çıkar. Bir müddet oturur, aklı­ na bir şey gelmez. , Halkın dikkatle kendisini dinlemeğe hazırlandıklarını gördükçe büsbütün sıkılır. Nihayet halka hitaben: — Ey ahaili, siz benim söz söylemekten âciz olmadığımı bilirsiniz. Hal böyle iken bugün kürsüye çıktığım gibi ha­ tırıma hiç bir şey gelmese beğenir misiniz? Dediği sırada meğer oğlu kürsünün dibinde oturuyormuş. Bu sözü duyunca hemen ayağa kalkarak: • Baba, hiçbir şey hatırına gelmiyorsa, kürsüden inmek de mi gelmiyor? Diyerek babasının oğlu olduğunu isbat etmiştir. 32 — Bu halkın dilinden kurtulabilen varsa aşkolsun ' Hoca merhum oğlu ile pazara gidiyormuş. Oğlunu eşeğe bindirmiş Görenlerden biri: — Hey gidi zamane gençleri, koca kavuğu ile şu âlim ve ihtiyar babasını yayan yürütüyor da, kendisi rahat rahat eşeğe binip gidiyor, der. Çocuk: — Baba, bak ben sana, zorlama demedim mi, haydi artık inat etme, .şu eşeğe sen bin, der. Hoca eşeğe binmiş. Biraz gitmişler. Rastgetenlerden biri: — Ayol senin kemiğin kartlaşmış. İşte geldin gidiyorsun, genç çocuğa yazık değil mi? demiş. Hoca tutar; çocuğu da arkasına bindirir. Birkaç adım gidince birkaç gevezeye rastgeîirler. Bunlar da: — Amma insafsızlık hal.. Bir eşeğe iki kişi birden biner mi ? Hele şu herif hoca da olacak, derler.
  • 21. 20 NASREDDİN HOCA Hoca artık kızar, ikisi de eşekten inerler. Karaoğlanı önlerine katarak yürürler. Çok geçmez bir kaç kişiye rast­ larlar. Bunlar da: — Allah, Allah... Bu ne budalalık. Eşek önlerinde bom­ boş hoplayıp "zıplasın da kendileri bu sıcakta kan.ter içinde yürüsünler! Dünyada ne şaşkın adamlar var! Deyince, Hoca: — Gördün ya oğlum, der, bu halkın dilinden kurtulabi­ len varsa aşkolsun!.. Sen bildiğini yap, âlem ne derse desin. Halkın ağzı torba değil ki dikesin.
  • 22. IV NASREDDİN HOCA. ve TÜCCARLIĞI 33 — Dostlar alış verişte görsün ! Hoca bir aralık yumurtanın dokuzunu bir akçeye toplar, pazarda onunu bir akçeye satarmış. Bir gün sormuşlar : — Yahu bu ne biçim ticaret ? •. Hoca cevap vermiş: — Müşterilerin bana hücumunu görmüyor musunuz ? Bundan iyi zevk mi oiur? Tek dostlar bizi alış verişte görsün. 34 — Nafile bu sarığın ucu arkaya gelmez Bir sabah Hoca sarığını sarar, sarar, bir türlü ucu ar­ kaya gelmez. Bozar sarar, yine gelmez. Canı sıkılıp sarığı mezada verir. Bir bîçare, müşteri olur. Hoca, gizlice müşte­ rinin kulağına: — Sakın birader pey vurma, sonra üstünde kalır, nafile bu sarığın ucu arkaya gelmez, der. 35 — Boyacı tamahkâr değilmiş! Merhum Hoca, bir kara tavuğu bir gün pazara çıkarır. Müşterinin biri — Beyaz olsaydı alırdım! der. Hoca, bunun üzerine iki kalıp sabun alarak tavuğu yıkar­ sa da maksadına eremeyince şöyle söyler: — Aferin boyacıya! Tamahkâr değilmiş, boyayı bol bol sarf etmiş !
  • 23. 22 NASREDDİN HOCA 35 — Devenin başı! Hocanın karısı iplik eğirir, hoca da pazara götürüp sa- tarmış. Fakat insafsız esnaf bunları yok pahasına ahrîarmış. Nihayet hoca bunlara bir ders vermek ister Kocaman bir deve başı bularak bunun üzerine ipliği sardırır, pazara gider. Bunu görenler hemen almak islerlerse de şüphelenirler. Sa­ kın içinde bir şey olmasın diye Hocaya sorarlar; o da: — Devenin başı! der. Nihayet malı satar, parasını alır. Ertesi gün alan adam: — Hoca bu size yakışır mı? Bana yumağın içinde bir şey yok diyerek, beni aldattın! Deyince Hoca ona şu güzel nasihati vermiş: — Ben sana yalan söylemedim, devenin başı dedim. Sen .de o halile aldın. Verdiğin para da malın tam karşılığıdır, aklanmış değilsin. Yalnız bir daha insafı elden bırakma. 37 — Turşuyu sen mi satacaksın, ben mi? Hoca bir aralık turşuculuk yapmağa başlamış. Bir turşu­ cunun merkebini ve eşyasını turşularile beraber satın almış. Hayvan alışık olduğu gibi turşu alan evlerin önüne geldikçe daha Hoca «Turşu!» diye haykırmaya başlamadan anırma­ ğa başlarmış, bîçarenin hevesi karnında kalırmış. Yine kalaba­ lık bir yerde Hoca 4 Turşu i» diye bağıracağı anda eşek on­ dan evvel zırlamağa başlayınca Hoca artık kızarak bağırmış: — Baksana arkadaş, turşuyu sen mi satacaksın, ben mi? 38 — Veresiye zeytin! Hoca bir aralık zeytin satarmış. Komşularından bir kadın gelip bakmış, fakat pahalı bulup pazarlıkta uyuşamaymca Hoca, bir tane yeyip ondan sonra fiyat biçmesini söylemiş. Kadın rahmetli kocasının adını söyîiyerek Hocaya eski kom­ şusunu hatırlatmış. Tanıdık çıkınca da zeytini veresiye almak istemiş. Hoca: — Hele sen bir kere tadına bak!
  • 24. NASREDDİN HOCA 23 Diye ısrar edince: — Üç sene evvel Ramazanda hastalanmış, yedi gün oruç tutamamıştım, şimdi onu kaza ediyorum! Deyince Hoca şöyle söyler: — Yavrum sen veresiye zeytin almak istiyorsun amma Allaha olan borcunu üç senede ödediğine göre artık zeytin hesabını ne vakit ödeyeceğini Allah bilir !.. Ben vazgeçtim. '/£ 39 — Sivrihisar caddesini neden bilmezsin ? Bir gün Hoca tavuklarını bir kafese doldurup Akşehir­ 'den Sivrihisara gidiyormuş. «Hayvancıklar sıcaktan birbiri üstene helak olacaklar. Şu zavallıları hapisten kurtarayım da rahatça yollarına devam etsinler» diyerek kafesi açıp salıverir. Tavukların her biri bir tarafa4 kaçınca, Hoca eline bîr değnek alarak horozu önüne katar, kovalamağa başlar ; Bi. yandan da: — Gecenin yarısında sabah olduğunu bilirsin de öğle za­ manında Sivrihisar yolunu neden bilmezsin ? diye paylarmış, 40 — Sen pazarlığı uydur, kuyruk yabanda değil! Bir gün Hoca, satmak üzere eşeğini pazara götürür. Ba­ kar ki kuyruğu pek çok-çamur olmuş. Hemen keser, sırtın­ daki heybeye kor. Birisi eşeğe müşteri olur. Muayene ederken: — Kuyruksuz eşek neye yarar? Deyince Hoca şöyle söyler: — Hele sen pazarlığı uydur, kuyruk yabanda değil!
  • 25. V - NASREDDİN HOCA ve VAİZLİĞİ, İMAMLIĞI, MUALLİMLİĞİ 41 — Bilenler Bilmeyenlere Öğretsin! Nasreddin Hoca, bir gün vâ'zetmek için kürsüye çıkar: — Ey mü'minler, ben size ne söyliyeceğim, bilir misiniz ? der: Cemaat: — Hayır, bilmeyiz! Demelerile Hoca :, " — Siz bilmeyince ben size ne söyliyeyim ? Diye kürsüden iner, gider. Yine bir gün kürsüye çı­ kıp ayni suali sorunca cemaat: — Biliriz ! Derler. Hoca: — Mademki biliyorsunuz, o halde benim söylememe ne lüzum var ? Der, yine çekilir, gider. Cemaat şaşırırlar. Bir daha kür­ süye çıkar ve ayni suali sorarsa i kimimiz biliyor, kimimiz, bilmiyor! > demeye karar verirler. Hoca bir gün yine kür­ süye çıkıp ayni suali sorunca: — Kimimiz biliyor, kimimiz bilmiyor! Cevabını verirler. Bunun üzerine Hoca şöyle söyler: — Pek güzel... O halde bilenler bilmiyenlere öğretsin!,. 42 — Neden ters binmiş ? Hoca merhum, camide vâzını bitirip evine dönerken cemaatin bir kısmı arkası sıra gelmeğe başlarlar. Bunu gören hoca eşeğe ters biner. Sebebini soranlara şöyle cevap verir: — Siz önden gitseniz bana arkanızı dönmüş olacaksınız, yakışıksız olur. Ben önden gitsem bu sefer de ben size ar-
  • 26. NASREDDİN HOCA kamı dönmüş olacağım; bu da münasip olmaz. Halbuki eşeğe ters binince hem ben önden gitmiş, siz arkadan gel­ miş olursunuz, hem de yüz yüze oluruz. 43 - Hazreti İsa için kurulan merdivenle! Bir kaç papaz Hocaya müracaatla bir müşkülleri oldu­ ğunu söylerler. Hoca sorun, Allah kerim, der. Papazlar: — Sizin Peygamberiniz mi'raç içia gökyüzüne nasıl çıktı? Deyince merhum şu cevabı vermiş: — Sizin Peygamberiniz Hazreti isa için kurulan merdivenle» 44 — Hazreti Isa ne yer, ne içer ? Hoca merhum bir kasabaya cerre gider. Camide vâza başlar. Akşamları kimsenin aklına Hocaya yemek yollamak gelmez. Beş on gün sonra bir vaiz esnasında Hazreti Isanın dördüncü kat gökte olduğunu anlatır. Camiden çıkarken biri yanma yaklaşarak: — Kuzum Hocam, Hazreti İsanın dördüncü kat gökte olduğunu söylediniz. Acaba mübarek orada ne yer, ne içer ? Diye sorunca Hocanın tepesi atar. Şu cevabı verir: — Behey adam ben şuraya geleli on beş gün oldu. Bir gün olsun şu zavallı Hoca ne yer, ne içer diye sormadınız. Şimdi benden dördüncü kat gökte hergün Tanrının türlü türlü Cennet taamlariîe beslenen Peygamberinin ne yeyip içtiğini soruyorsun. İnsaf! 45 — Kırk köse bir araya gelse onu kurtaramaz! Bir sene Hoca köylere cerre çıkar. Hangi köye vardıysa hoş geldin safa geldin amma bizim Ramazan imamımız var, derler. Beş altı köy dolaşır; nihayet bir köye gelir. O gün köylüler kümeslerine musallat, olan bir tilkiyi tuzak kurup yakalamışlar. Ne biçim bir azapla öldüreceklerini konuşu­ yorlarmış. Hoca meseleyi öğrenince:
  • 27. 26 NASREDDİN HOCA — Hele siz çekilin bakayım, onu bana bırakınız. Deyince köylüler bu görgülü bir adamdır, bizden çok bilir, diye karşıdan seyre başlarlar. Hoca hemen sırtından cübbesini, belinden kuşağını çıkarır, tilkiye giydirir, belin­ den sımsıkı bağlar. Kavuğunu da başına giydirip üzerine sarığını sardıktan sonra kapar koyverir. Köylüler: — Aman hoca ne yaptın ? Diye haykırıp arkasından koşmak isteyince Hoca önlerine geçerek şöyle der: — Beni dinleyin köylü dayılar, ben ona öyle bir iş yap­ tım ki kırk köse bir araya gelse böyle bir işkenceyi hayal­ lerine bile getiremezler. O bu kıyafetle hangi köye gitse kabul edilmez; kovulur. 46 — Benimle kavgalıdır sözümü tutmaz! Bir zaman Hoca Sivrihisarda imam iken Subaşı ile kavga eder. O sıralarda Subaşı ölür. Defnederler. Hocaya da: — Hoca, gel telkin ver, derler. Hoca şöyle söyler : — Siz başka bir hoca bulun, o benimle kavgalıdır, sözü­ mü tutmaz. 47 — Bu yaşta sen beni bile geçtin! Hoca muallimliği günlerinde eşraftan biri çocuğunun o- kumasmdan memnun kalarak bir tepsi baklava gönderir. Fakat tam bu sırada Hocanın bir işi çıkarak ayrılmak mec­ buriyetinde kalır. Tepsiyi rafa koyarak çocuklara şöyle söyler: — Sakın buna el sürmeyin, zehirli olmak ihtimali vardır, sonra hepiniz ölürsünüz. Hoca gittikten sonra kardeşinin oğlu olup kalfalık yapan açıkgöz çocuk arkadaşlarını toplar, baklavayı yemek için teşvik eder. Çocuklar korkarlar, fakat bu açıkgöz bir iki tanesini yeyip bir şey olmayınca hepsi başına toplanıp tep­ siyi temizlerler. Bu şeytanlığı öğreten çocuk Hocanın diviti-
  • 28. NASREDDİN HOCA 27 nin içinden kalemtraşı ahp kırar. Tanı bu sırada Hoca içeri girerek kalemtraşm kırıldığım görünce kimin yaptığını sorar. Arkadaşları gösterirler. Hoca: — Kalemtraşı niçin kırdın, ben de senin kemiklerini kıra­ yım mı? Diye bağırınca çocuk yalandan ağlamaya başlayarak an­ latır : — Kalemim kırıldı. Yontayım derken kalemtraşı kırdım. Korkumdan kendimi kuyuya atmak istedim. Bu sırada zehirli baklava aklıma geldi. Bari şunu yeyip öleyim, dedim. Otur­ dum, hepsini yedim, fakat talihsizliğime bakın ki ölmedim. Hoca bu martavalları işittikten sonra: — Ulan, der, bu yaşta bulduğun bu İliyle beni hayrette bıraktı. Sen beni bile geçtin! Allah cezanı versin, haydi def­ ol karşımdan...
  • 29. VI 48 — Sen de haklısın! Hocanın kadılığı sırasında bir davacı gelir, derdini anla­ tır. Hoca: — Haklısın I der. Az sonra davalı gelir, o da meseleyi kendi tarafına çeke çeke anlattıktan sonra : — Kadı Hazretleri ben haklı değil miyim? der. Hoca, ona da: — Haklısın, der. Tesadüfen karısı bitişik odada bu lâfları dinlermiş. Hoca­ ya demiş ki: — Huca, davacıyı dinledin, haklısın dedin, davalıyı din­ ledin haklisin dedin. Sen kadı isen ben de kadı karışıyım. İki taraf da haklı olur mu, aklım buna yatmadı. Hoca karısına dönerek şöyle der : — Doğru kancığım, sen de haklısın ! 49 — Isırır oğlum ısırır, hattâ düşer de başı bile yarılır 1 Hoca kadı iken iki adam gelip biri: — Şu adam benim kulağımı ısırdı! Diye dava eder. Öteki de : — Hayır, kendisi kulağını ısırdı j Diye cevap verir. Hoca: , — Birazdan geliniz de cevap vereyim i Dedikten sonra hareme girip odasına çekilerek: «Baka­ yım insan kendi kulağını ısırabilir mi?» diye kulağını çekip uğraşırken sırtüstü düşer, başı hafifçe yarılır. Bir bez bağ- NASREDDİN HOCA ve K A D I L I Ğ I
  • 30. NASREDDİN HOCA 29 layıp mahkemeye çıkar. Yine davacılar gelip davalı: — insaf buyurun kadı hazretleri hiç bir adam kendi kula­ ğını ısırır mı? Diye kendisini müdafaaya kalkışınca Hoca cevap verir: — Isırır oğlum, ısırır. Hattâ düşer de başı bile yarılır!.. 50 — Tanbur dâvasında bu şahitlerden âlâsı olmaz! Hocanın kadılığı sırasında birisi feryad ederek: — Tanburumu çaldırdım. Çarşıda filân adamın elinde bul­ dum. Bana alıveriniz, der. Hoca mahkeme mübaşirini yollayıp adamı getirterek me­ seleyi sorar. Adam: - Ben bu tanburu başka memlekette satın aldım, der. Hoca şahit ister. Adam getirdiği şahitleri huzura çıkarır. Hoca: -— Ağalar, siz neye şahitsiniz ? Deyince bunlar: — Bu tanbur bu adamındır. Üst perdesi kırıktır. Telleri gayet gevşektir ve altı tellidir. Diye şahadet ederler. Hakikaten de öyle çıkar. Hoca davayı davalı lehine hükmedeceği sırada davacı: — Bu şahitler tezkiye olunsun. Biri meyhanecidir, öteki pezevenktir I Diye reddetmek isteyince Hoca şöyle söyler: — Be adam, tezkiyeye ne hacet? Tanbur dâvasında bu şahitlerden âlâsı olur mu ? 51 — Hocanın gölge Kadılığa! Hocaya açık bir kadılık bulamadıkları sırada Hoca, hâ­ kimden gölge kadısı tayin edilmesini rica eder. Bu tâbir hoş­ larına gittiği için kendisine bir oda göstererek gölge ka­ dısı yaparlar. Bir gün hâkime müracaat eden birisi bir adamdan dava­ cı olduğunu söyler. Hâkim:
  • 31. 30 NASREDDİN HOCA — Hakkın nedir? Bu adamdan ne istersin? Deyince davacı anlatır: — Bu adam birisine otuz çeki odun yardı. O, her balta­ yı vurdukça ben de karşısına geçtim, hınk, hınk diye kuvvet verdim. Kendisi paraları aldı, benim hakkımı vermedi. Hâkim işin içinden çıkamıyacağını anlayınca: — Biz bu işe karışmayız. Bu gibi davaları karşıki odada oturan gölge kadısı görür. ^ Diyerek Hocaya gönderir. Kendisi de perde arkasından dinler. Hoca, dâvayı dinledikten sonra davacıya: — Evet hakkmdır. Sen karşısında dur, bu kadar yorul, sonra bütün parayı o alssn, bu olur mu? Davalı haykırır: — Aman kadı hazretleri, odunu ben yardım. O karşımda seyretmekle ne hakkı olabilir? Hoca: — Sus, senin aklın ermez i Çabuk bana bir akçe tahtası getirin, der. Tahtayı getirirler. Hoca, odun yarıcıdan paralan tamamen alır. Yüksekten birer birer tahta üzerine sayar. Odun yarana: — Al şu paraları! Hınk diyene de: — Haydi sen de paraların sesini al! Diyerek dâvayı halleder. 52 — Al hakkını, git işine! Yine bir gün hâkime iki kişi gelip şu yolda dâva ederler: — Bu adam, sırtına odun yüklenmiş geliyordu. Ayağı, sendeledi. Düştü, yıkıldı. Odunlar sırtından döküldü. Bana ©dun yükünü arkasına kaldırmaklığımı söyledi. Ben de bu hizmetime karşılık ne vereceğini sordum: «Hiç» dedi. Peki, dedim, razı oldu. Odununu yüklettim. Vâdettiği hiç'i istedim, vermedi. Şimdi bundan hiç'imi dâva ediyorum.
  • 32. NASREDDİN HOCA Hâkim, bunları da gölge kadısına yolladı. Hoca merhum davacıyı dinledikten sonra s — Hay hay, hakkındır, elbette borcunu vermeli. Diyerek oturduğu minder üzerine serilen seccadeyi gös­ tererek : — Gel yavrum, şu oturduğum seccadeyi kaldır. Ne var orada ? — Hiç. — Hemen o hiç'i al, git. İşte senin hakkın f 53 — Al şu şıkırtıları! Hocanın kadılığı sırasında bir adam davalısını yakasından tutup huzura getirerek: — Kadı Hazretleri, bu adam benden rüyada şıkır şıkır yirmi akçe aldı. Şimdi istiyorum, paralarımı vermiyor, der. Hoca merhum, zorhyarak dâvâlıdan yirmi akçeyi alır, ö- nündeki çekmeceye şıkır şıkır paraları saydıktan sonra davacıya: — Al şu şıkırtıları! Davalıya da: — Al sen de paralarını. Haydi, bir daha birbirinizin, kakkına tecavüz etmeyin, diye adamları savar. 54 -— Şu raftaki kara kaplı kitabı indirin bakalım! Hocanın kadılığı esnasında biri gelip: — Kadı Hazretleri, kırda sığır yayılırken, galiba sizin olacak bir alaca inek bizim ineği karnından kakıp öldürmüş, buna ne lâzım gelir ? Deyince, Hoca: — Bunda sahibinin ne kabahati var ? Hayvandan kan davası edilmez ya ? der. Bu sefer adam: — Ben yanlış söyledim, bizim inek sizinkini öldürmüş : Deyince Hoca şu cevabı vermiş: — Ha! O vakit mesele çatallaşh. Bana şu raftaki kara kaplı kitabı indirin bakayım i
  • 33. VII NASREDDİN HOCA ve K A R ı S ı 55 — Ha bakalım Bacı Sultan ben dışarıdan sen içeriden! Hoca merkebini pazara götürüp mezada vermiş. Tellâl gezdirirken: — Bu merkebin eşkini açıktır ; rahvan yürürken üstünde kahve içilir, başı yumuşaktır. Genç, dinçtir. Kıl kadar ayıbı yoktur. Diye sayıp döktükçe herkes birbiri ardınca pey sürmeye, arttırmaya başlamış. Hoca karşıdan bu hali görünce : « Vay, merkebim bu kadar güzel olduktan sonra ben neden almı­ yorum ! s diye kendi de pey sürmeğe başlar. Nihayet üstün­ de kalınca paraları sayıp götürür. Gece meseleyi karısına anlatırken karısı da: — Bugün başıma tuhaf bir şey geldi. Kaymak alıyordum, adam görmeden terazinin dirhem tarafına altın bileziklerimi usulca koydum. Kaymak tabağını dolu dolualıp savuştum, der. Karısının marifetini dinleyen Hoca şöyle söyler: — Ha gayret bacı sultan! Ben dışarıdan sen içeriden el­ birliği ile gayret edelim de şu evin idaresini yoluna koyalım. 56 — Meğer ocak da benim gibi karıdan yılarmış! Hoca merhum ocak yakacak olmuş. Üfler üfler yanmaz- mış. Hemen yukarı çıkıp karısının hotozunu almış, başına giymiş. Bu kıyafetle ocağa <püf!..: deyince harlamış, Hoea bunu görünce şöyle demiş: — Meğer ocak da benim gibi kandan yılarmış!..
  • 34. NASREDDİN HOCA 57 — İnşallah ben geldim f Geceleyin Hoca karısile konuşurken: — Yarın sabah hava yağmurlu olursa oduna, olmazsa çifte, gideceğim, der. Karısı: — Hoca, inşallah, de, der. Hoca, insanlık hali olarak: — Ne hacet, ikiden hâli değil, ikisinden birini yapaca­ ğım, der. Sabahleyin şehirden dışarı çıkınca bir sürü sipahi rast- gelerek: — Beri gel dayı, filân köyün yolu nerededir ? derler. Hoca, kayıtsızca, bilmem derse de, sipahiler Hocanın ses çıkarmasına meydan vermeden sille tokat önlerine katarak ve yayan yürüterek kasabaya kadar sürüklerler. Gece yarış» perişan ve bitik bir halde evine dönen Hoca kapıyı çalarak karısı «kimdir o ?» deyince şöyle der : — Aç karıcığım, inşallah ben geldim i 58 — Bu karanlıkta sağımı, solümü ne bileyim ? Bir gece yansı karısı Hocaya seslenerek: — Yahu, sağ tarafında mum var, ver de yakayım, der. Hoca şöyle söyler: — Sen deli mi oldun ? Bu zifiri karanlıkta ben .sağımı solumu ne bileyim!.. 59 — Varsın alsın, onun üstü bizden daha kirlidir! Bir gün Hoca karısile beraber göl başına çamaşır yıka­ mağa gider. Çamaşırları yığıp tam sabunlayacakian sırada Mır kara kuzgun gelip sabunu kapınca uçar. Karısı: — Aman yetiş, sabunu kuzgun kaptı.' Diye haykırınca Hoca tasasızca cevap verir : • F: 3
  • 35. 34 NASREDDİN» HOCA — A karı ne telâş ediyorsun ? Varsın alsın, onun üstü bizden daha kirlidir ! 7"60 — Üstüne ortak gelirse karışmam! Bir gece rüyasında komşu kadınlar Hocanın etrafını ahpt sana pek münasiptir, diye bir kadınla evlendirmeye uğraşır­ lar. Hoca helecanla uyanıp hemen karısını dürterek şöyle söyler? — Kalk be gayretsiz kadın, amma fütursuzsun, yanıbaşıaı- da olduğun halde hiç aldırmıyorsun. Komşu kadınlar beni evlendiriyorlar. Üstüne ortak geliyor. Haydi şu kadınları, defet, yoksa sen bilirsin. Eskiye itibar yok! 61 — Benim karıya söyle, daha gideyim mi! Bir gece karısı, «kocacığım biraz ileri git!» deyince Ho­ ca hemen pabuçlarını ayağına çekip yürür. İki saat kadar yol gittikten sonra bildiği bir adama rastgelerek : — Akşehire vardığında bizim eve uğra, benim kan ya söyle, daha gideyim nü ? 6% — Karıya sır söyleme! Nasreddin Hoca bahçesini kazarken küçük bir define bulmuş. Alıp saklamış. Bunu haremine göstermek için önce kendisini tecrübeye karar vererek koynuna bir yumurta sokup sancılandığından bahisle yatağına girmiş ve bir hayli sıkıntı taklitleri yaptıktan sonra gıdakhyarak yumurtayı çıka­ rıp göstermiş, bunu kimseye söylememesini tenbih etmiş. B; raz sonra camie gitmek üzere evden ayrılınca karıst hemen pencereyi açıp komşuya seslenerek Hocanın tavuk cibi yumurtladığını anlatmış, o da kocasına söylemiş, kocası da az sonra kahveye gidince oradakilere anlatmış; Hoca camiden çıkıp kahveye gidince halk gülerek nasıl yumurÖa- dığım sormuşlar I Hoca bunun üzerine şunu söylemiş: — Tevekelli, Atalar «karıya sır söyleme! •> dememişleri..
  • 36. NASREDDIN HOCA 35 63 — Görenler, bilenler Allah için söylesin! Karısı bir çok geceler Hocayı evde yalnız bırakıp komşu komşu gezermiş. Bu halden usanan Hoca bir gece kapıyı kilitler, kadın gelip açamayınca yalvarıp yakarmağa, bir da­ ha yapmıyacağına dair yeminler etmeğe başlar. Hoca aldır­ mayınca «Bari kendimi şu kuyuya atıp kurtulayım i > diye gider gibi yaparak duvar kenarına saklanır. Hoca biraz bek­ leyip ses çıkmayınca, gideyim şu divaneyi kurtarayım diye kapıyı açıp evden çıkınca, hemen karısı içeriye girer ve ka­ pıyı kilitler. Bu defa yalvarmak sırası Hocaya gelir. Kadın hiç aldırmaz. Fazla olarak avazı çıktığı kadar bağırarak: — Nedir bu ettiğin, ak sakalından da utanmaz mısın ? Her gece sokaklarda dolaşırsın, gençliğimi bana haram ettin. Ben sana gösteririm!.. Gibi söylenmeğe başlar. Komşular pencerelerini açıp so­ kağa dökülmeye başlayınca Hoca .şöyle söyler: — Görenler, bilenler Allah için söylesin! 64 — 2 akçahk ciğeri çaian, 40 akçalık baltayı almaz mı ? Hoca birkaç kere evine ciğer getirir. Fakat kansı kom­ şu kadınlarla yiyerek kocasının önüne hamur mancası koyar. Bir gün Hoca: — Kuzum ben ara sıra ciğer getiriyorum, ne oluyor ? Der. Karısı cevap verir: — Kedi kapıyor; kedi çalıyor. Hoca hemen kalkar, meydandaki baltayı dolaba kilitler. Kadın baltayı kimden sakladığını sorunca şöyle söyler: — Kimden olacak, kediden. İki akçelik ciğeri çaları kırk akçelik baltayı almaz mı ? 65 — O halde kedi nereye gitti ? Hoca sabahleyin üç okka et alır, güzel bir yahni pişir­ mesini karısına söyler. Aksi gibi o gün karısının akrabasın­ dan Hocanın hiç sevmediği bir sürü kimselerle komşu ka-
  • 37. 36 NASREDDİN HOCA dınlar gelirler. Kadın yemeği onlara çıkarmağa mecbur olur, Hocaya söylemiye de çekindiğinden işi kedinin üstüne atma­ ğa karar verir. Akşam Hoca gelip sade suya çorbayı bulun­ ca etin ne olduğunu sorar. Karısı: — Kedi yedi, der. Hoca hemen kantarı getirip kediyi tartar. Tam üç okka gelir. Karısına der ki: — Behey hatun, bu tarttığım et ise kedi nereye gitti ? Kedi ise, et nereye gitti ? "y*--, 65 — Bana görünme de kime göranürsen görün ! Hocaya bir aralık çirkin bir kadın almışlar. Bir gün Hoca sokağa • çıkacağı sırada kadın demiş ki: — Hoca, akrabanızın erkeklerinden hangisine görüneyim, hangisine görünmiyeyim, bana söyleyin. Hoca şu cevabı vermiş ; ----- İki gözüm, bana görünme de, kime istersen görün. 67 — Ben senin düğün evinden geldiğini de bilirim! Akşam üstü yorgun argın evine dönen Hoca, karısının asık suratını görünce: — Ne o gülmez sultan, yine suratından dökülen bin par­ ça oluyor! İnsanı böyle mi karşılarlar? Deyince karısı: — Allah Allah,- elbet bir sebebi var. 'Ahbaplarımdan bi­ rinin kızı çocuk getirirken gidivermiş, ona başsağhğına gittim - daha yeni geldim, anladın mı sebebini? Deyince, Hoca demiş ki •. — Ben senin düğün evinden geldiğini de bilirim! 68 — Onun orasını oğlakla bana sor! ' Hoca gece yansı karısiyıe konuşurken bir ayak palırdısı işitmiş. Susup dinlemeye başlamış. O sırada Hocanın oğlağı melemiş. Hırsızlar demişler ki :
  • 38. NASREDDİN HOCA 37 — Bu gece elimize bir kelepir geçmedi. Bari şu Hocanın evine girelim. Uykuda iken Hocayı bastırıp öldürelim. Oğ­ lağını kesip'yiyelim. Karısını kaçıralım, malını da uğrulayalım. Hoca bu esnada hızlı hızlı öksürüp gürültü patırtı yapın­ ca, hırsızlar kaçmış. Karısı: — Galiba korkundan öksürüp patırtı yaptın ? Deyince, Hoca demiş ki: — Öyle ya sana göre ne var, orasını oğlakla bana sor ! 69 — Damdan düşen, halden bilir! Sıcak bir yaz gecesi, Anadolunun bir çok yerlerinde ol­ duğu gibi, Hocanın karısı yatağı dama serer. Gece yatarlar. Kadın bütün günlük dedikoduları saymağa başlayarak Hoca­ nın uykusunu kaçırır, aralarında kavga çıkar. Hoca kendisini evin içinde zannile: — Senden yatakta da rahat yok! Diyerek alıp yürüyünce, bereket versin, alçak olan dam­ dan aşağı düşer. Gürültüyü duyan komşular başına üşüşürler. Bunlardan: — Hoca ne oldu, ne oldu? Diye soranlara kısaca: — Sen hayatında damdan düştün mü? Damdan düştün mü? Diye karşılık verirmiş. Birisi, bunu neden soruyorsun, deyince şu cevabı verir: — Damdan düşen halden bilir ! 70 — Haydi git merkebe yem var, inadın sonu böyle olur ! Merkebe yem vermek yüzünden Hoca ile karısının aralan açılır. Nihayet aralarında, önce hangisi lâkırdı söylerse mer­ kebe onun yem vermesine karar verilir. Hoca bir köşeye çekilir, saatlerce söz söylemez. Karısının canı sıkılınca kom­ şusuna gider, akşam ezanı eve döner. Meğer kadın komşusuna gittiği sırada eve hırsız girerek ne varsa toplamış, gitmiş. Hoca da v;rilen karar mucibince ağzını açmamış. Kadın eve dönüp ortalığın karmakarışık,
  • 39. 38 NASREDDİN HOCA dolapların, sandıkların apaçık olduğunu, gelinlik elbisesinin meydanda bulunmadığını görünce: — Hoca bu ne haldir? Diye sorar sormaz, Hoca artık ağzını açarak şöyle söyler: — Haydi git merkebe yem ver, işte inadın sonu böyîe olur! 71 — Mavi boncuk kimdedir, benim gönlüm ondadır! Hocanın iki karısı olduğu sırada, her ikisine birer mavi boncuk vererek: «Sakın ortağına söyleme. Bu benim sevgi­ min nişanesidir! der. Bir gün iki ortak birden Hocaya ge­ lerek: • Hangimizi çok seversin ? diye sıkıştırınca Hoca şu cevabı verir: — Mavi boncuk kimde ise benim gönlüm ondadır! 72 — Karı sen biraz yüzme bilirsin değilmi ? Hocanın bir aralık iki karısı varmış. Bir gün ikisi birden yanma gelip: — Hangimizi çok seversin? Dîye sataşırlar. Hoca: — Her ikinizi de! Diyerek atlatmak isterse de yakasını bırakmazlar. Nihayet küçük karısı der ki: — Meselâ ikimiz de Akşehir gölünde kayıkla gezerken kayık devrilse, sen de orada olsan önce hangimizi kurtarırsın? Hoca yaşlı karısına dönerek şöyle söyler: — Karı sen biraz yüzme bilirsin değil mi ? 73 — Mumu gören dışarı çıkıyor! Bir gün Hocanın karısının sancısı tutar. Ebe gelir. Hocanın eline mumu vererek vazifesine başlar. Az sonra çocuğu alır. Fakat dikkat edince ikinci bir çocuk daha gelmekte olduğunu görür. Onu da alınca Hoca hemen mumu söndürür Ebe: — Aman Hoca, tam lüzumlu zamanında ne yaptın ? Deyince Hoca şöyle söyler:
  • 40. NASREDDİN HOCA 39 — Baksana iki gözüm, mumu gören dışarı çıkıyor. Artık yetişir. . 74 — Oğlan cevizlerin sesini duyunca oynamağa çıkar! Hocanın karısı doğuracak olur. Sancılar içinde kıvranarak sedirin üstünde bir iki gün kalır, doğuramaz. İçeriden kadınlar: — Hoca, bir dua veya çare bilirsen yapalım da çocuk •doğsun! Deyince Hoca, ben bunun çaresini bilirim, diyerek hemen bakkala koşup bir avuç ceviz alarak doğru içeri girer, sedi­ rim önüne cevizleri dökerek: — Şimdi oğlan cevizlerin sesini duyar duymaz oynamağa çıkar, der. 75 — Acaba nesi kayboldu ? Hocaya, karın aklını kaybetmiş demişler. Hoca derin de­ rin düşünmeye varmış. — Ne düşünüyorsun ? Dediklerinde şu cevabı vermiş: — Vallahi benim karının aslından aklı yoktu. Acaba nesi kayboldu onu düşünüyorum! 76 — Ben de onun karısını döverim ! Hoca, yeni evlendiği günlerde bir meseleden dolayı kıza­ rak karısına bir tokat atar. Genç kadın babasının evine giderek dayak yediğini söyler. Bu defa da babası bir tokat atarak şöyle söyler: — Git kocana söyle, o nasıl benim kızımı döverse ben de ' onur, karısını böyle döverim. 77 — Anan ölüp de senin sağ kaldığına ağlıyorum! Bir gün Hocanın karısı muziplik için çorbayı sofraya gayet sıcak olarak koyar. Sonra da yine kendisi unutup dohı kaşığı ağzına boşaltınca gözlerinden yaş gelir. Hoca
  • 41. 40 NASREDDİN HOCA ka rısmdan sebepsiz neden göz yaşı döktüğünü sorunca: — Zavallı anneciğim'bu çorbayı, çok severdi de o hatılı­ ma geldi. Onun için ağlarım, der. Hoca da hürmetlice, bir kaşık çorbayı • yuvarlayınca ağzı haşlanır. Gözlerinden yaş boşanır. Karısı: — Ya sana ne oldu, sen neye ağlıyorsun? Deyince Hoca şunları söyler: — Uğursuz anan ölüp de senin gibi meymenetsizin saf kaldığına ağlıyorum. 78 — Sus, içinde ben de vardım 1 Bir sabah Hoca evinden çıkarken bitişik komşusu rast- Jıyarak: — Aman Hocam, merak ettim. Bu sabah sizde tefâşls telâşlı, hızlı hızlı lakırdılar işittim. Sonra da bir gürültü oldu. Neydi acaba? o Diye sorunca Hoca ekşi bir suratla: — Bizimki ile biraz atıştık. Sonra da kadın hiddetlenerek cübbeme bir tekme atınca cübbem merdivenden aşağı paldu küldür düştü, gürültü o idi. Der. Komşusu: — Canım Hoca, hiç cübbe gürültü yapar mı? Diye ısrar edince Hoca cevap verir: — Sus a canım, ne zorlarsın, işte içinde ben de varda*.?. 79 •— Geçinmeye gönlüm olmadıktan- sonra! Hoca karısını boşamak için mahkemeye başvurmuş. Kadı: — Karısının, babasının isimleri zaptolunsun! Deyince Hocaya sormuşlar: — Bilmem! demiş. Kadı: — Kaç senelik zevcendir? Deyince. — Birkaç sene oldu! Cevabım vermiş. — Be Hoca; senelerden beri insan karısının adını öğr-n
  • 42. NASREDDİN HOCA 41 inmez mi ? Deyince Hoca, cevap vermiş: — Geçinmeye gönlüm yoktu ki adını sorayım! 80 — Ölmese de ben onu zaten boşayacaktım! Bir araLk konyada bulunurken, çekine çekine: — Galiba karınız vefat etmiş, derler. Hoca kayıtsızlıkla şu ceyabı verir: — Ölmese de zaten ben onu boşayacaktım. 81 — Teselli etmemişler! Hoca merhumun karısı vefat etmiş. Hocada hiç teessüf alâmeti görülmemiş. Aradan bir müddet geçtikten sonra mer­ kebi ölmüş. Hoca pek ziyade kederli görününce bazı dostları: •— Haremin vefat etti, böyle mahzunluk göstermedin. Hal­ buki eşek öleli on gün oldu, hâlâ somurtkanlığın geçmedi! Demişler. Hoca cevap vermiş : — Karım öldüğü zaman komşular başıma üşüşüp: Hoca esef etme, biz sana ondan âlâsını buluruz!» dediler. Fakat merkep öldüğünden beri hiç kimse gelip böyle bir tesellide bulunmadı. Üzülmeye hakkım yok mu? 82 — Siz onu bana sorun! Hocanın karısı vefat eder. Cenaze evden çıkarılırken, adet olduğu üzere, imam cemaate: . — Merhumeyi nasıl bilirsiniz ? Diye sorar. Cemaat bir ağızdan: — İyi biliriz! Deyince, bu sırada içeride meşgul olup bu sözleri işiten Hoca telâşla koşarak gelir, şöyle söyler: — Yahu, kimi kimden soruyorsunuz, siz onu bana sorun !
  • 43. VIII NASREDDİN HOCA ve E Ş E Ğ İ Jf> 83 — Eşeğin sözüne inanıyorsun da benim sözüme inanmıyorsun! Bir gün komşusu Hocadan eşeğini ister. Hoca, yoktur, 4er. O sırada eşek içeriden anırmağa başlar. Adam: — Hoca, sen eşek yok diyorsun, halbuki bak eşek zırlıyor. Deyince Hoca başını sallıyarak: — Yahu, sen ne acayip adamsın. Eşeğin sözüne inanıyor­ sun da ak sakalımla benim sözüme inanmıyorsun! 84 — Eşeğe söyledim, gönlü olmadı 2 Bir sabah komşusu Hocadan eşeğini ister. Hoca: — Gideyim, eşeğe danışayım. Gönlü olursa vereyim ! Diye içeri girer, biraz durduktan sonra gelip der ki: — Eşeğe söyledim, gönlü olmadı. Bana dedi ki, beni yabancıya verirsen benim kulağıma vururlar, senin de ırzına söverler. B''r yaz günü Hoca uzak bir yoldan gelirken eşeği susar. O esnada yolun aşağısındaki gölün suyunu görünce gemi azı­ ya alıp göle doğru koşmağa başlar. Fakat göle yaklaştığı yer sarp bir uçurum olduğundan tam göle yuvarlanacağı sırada kurbağalar ötmeye başlayınca eşek ürküp geri çekilir. Hayvanın büyük bir tehlikeden kurtulduğuna sevinen Hoca, merkebi yakaladıktan sonra, göle bir avuç para serperek şöyle söyler: — Aferin göl kuşları, alın şu paralan, bol bol helva yeyin! 85 — Aferin göl kuşları!
  • 44. NASREDDİN H O C A 43 86 — Cübbemi getir, semerini al! Bir gün Hoca eşeğine binip şehir dışındaki bahçesine giderken yolda sırtından cübbesini çıkarır, eşeğin üstüne atar. Kendisi bir iki adırn ileride abdest tazeler. Başıboş hayvanın üstündeki cübbeyi gören bir bahçıvan yavaşça Hocanın cübbesini alır, savuşur. Hoca gelir bakar ki cübbe çalınmış, hemen eşeğin seme­ rini sallasırt eder, eşeğin kıçına da kuvvetli bir kamçı indi­ rip şöyle söyler: — Nasıl çaldırdmsa öylece getir cübbemi, al semerini! 87 — Hırsızın hiç suçu, günahı yok mu? • Hocanın eşeğini çalarlar. Ertesi gün bunu dostlarına yana yakıla anlatırken dinleyenlerden her biri: — iyi amma Hoca, ahırın kapısına bir kilit aşmalıydın! — însan evinin duvarını biraz yüksekçe yapmaz mı ? — A hocam, ölü mü idin ? Herif koca hayvanı koynuna sokup gitmedi ya? « — Eşek ahırdan çıkarılıp sokak kapısından aşırılıncaya kadar siz nerede idiniz ? — Bak ben sokak kapımı gece kilitler, anahtarı baş yas­ tığımın altına koyarım. Hırsız da böyle sere serpe alıp gö­ türmeye cesaret edemez. İşte böyle bir sürü lâflarla Hocanın canını sıkarlar. Niha­ yet hocanın sabrı tükenerek şöyle der: — Peki ağalar, doğru söylüyorsunuz. Fakat siz de insaf ediniz, hep kabahat bende mi? Şu hırsızın hiç suçu, günahı yok mu ? 88 — El, elin eşeğini türkü söyliyerek arar! Subaşınm merkebi kaybolmuş. Adamları Hocayı bağına giderken görüp : — Hoca, biz hepimiz bir tarafa dağılıp arayacağız. Hazır gidiyorsun, sen de bağlar arasına bakiver ! derler. Hoca, türkü söyliyerek bağlar arasında gezerken biri rast-
  • 45. 44 NASREDDİN HOCA - Iıyarak işi anladıktan sonra: — Bu ne biçim eşek arayış ? Deyince Hoca şöyle söyler: — El elin eşeğini türkü çağıra çağıra arar! 89 — Sen beğendin, ben topladım! Hoca merkeple giderken hayvanın eğilip kokladığı te­ zekleri yem torbasına doldurup akşam boynuna asar. Eşeğin huysuzluk edip başını silkerek torbadan çıkarmağa çalıştığını görünce şöyle söyler : — Ne demeğe hakkın var, sen beğendin, ben topladım! 90 — Siz onun ne inatçı olduğunu bilmezsiniz ! Bir gün Hocaya merkebinin ırmağa düştüğünü ve bulun­ madığını 'haber vermişler. Hoca ırmak kenarına gidip suyun çıktığı tarafa yâni menbaına doğru yürüyünce, orada bulu­ nanlar : — Suyun akıntısına göre alt tarafa doğru gitmeniz lâzım değil mi? Deyince Hoca şu cevabı verir: — Ah, siz onun ne aksi, ne inatçı olduğunu bilmezsiniz. Onun her işi tersdir. Ben huyunu bilirim! 91 — Tam açlığa alıştırıyorduk ama ecel müsaade etmedi 1 Bir sen" kış fazla olduğundan Hoca merkebine ot, arpa tedarik edememiş. -ı Acaba, arpa tayınını biraz azaltsam! nasıl olur?» diye düşünmüş. Hergün birer parça eksilterek bir avuca kadar indirmiş. Eşek de hergün neşesinden birer parça kaybederek nihayet sessiz bir hale gelmiş, vaktini yatmakla geçirir, bir parça samanı da zorla yermiş. Bir sa­ bah Hoca ahıra girip eşeğin göçtüğünü görünce şöyle demiş: — Eşeği tam açlığa alıştırıyordum amma ne çare ki ecel müsaade etmedi 1
  • 46. NASREDDİN HOCA 45 92 — Ölme eşeğim ölme yaz gelecek, yonca bitecek! Bir sene Akşehirde kıtlık olmuş. Halk o sene: «Arpa sa­ man aş imiş, altın gümüş taş imiş.' demeye başlamış. Nas­ reddin Hoca da o sırada pek pahalıya çıkan arpa ve samanı buîamıyarak bir parça kepekle merkebini idareye çalışır, bir yandan da: — Ölme eşeğim ölme, yaz gelecek, yonca bitecek 1 dermiş. 93 — Yanında ihtiyat bir merkep bulundursun! Nasreddin Hoca bir gün kadının yanında bulunurken mahkemeye bir yalancı şahit getirirler. Adamın merkebe ters bindirilerek şehri dolaşmasına hüküm verilir. Kapıda Hocanın merkebi hazır bulunduğundan ona bindirip dolaştırırlar. Bu yüzden Hoca hayli bekler. Aradan bir müddet geçer, bir gün ayni adam yalancı şahitliği yaparak ayni cezaya uğrar. Bindirilecek merkep bulamayınca Hocanın evine haber yolla­ yıp merkebi rica ederler. Hoca şöyle söyler: — Varınız herife söyleyiniz, ya bu sanattan vazgeçsin, yahut yanında ihtiyat bir merkep bulundursun. 94 — Bu merkep beni ancak cuma günü ulaştırır! Nasreddin Hoca bir gün eşeğine binmiş, gidiyormuş. Yol­ da dostlarından birine rastgeimiş, nereye gittiğini sormuş. Hoca da Cuma namazına gittiğini söylemiş. Dostu, o gün Sah olduğunu söyleyince şöyle demiş : — Bu eşek, beni Cumaya kadar camie yetiştirirse ne mutlu! 95 — Bir de heybemizi mi yükletelim! Hoca bir gün pazara gider. Aldığı sebzeleri heybesine doldurup heybeyi de omuzuna vurarak eşeğine biner. Yolda birisi sorar: — Yahu, neye heybeyi merkebin terkisine koyup da ra­ hat rahat gitmiyorsun? Hoca cevap verir: — İnsaf be yahu , bîçare hayvancağız hem bizim ayağs- mızı yerden kaldırıp bizi taşısın, hem de fazla olarak bir de heybemizi mi yükliyelint!
  • 47. 46 NASREDDİN HOCA 96 — Bulmak zevki az şey midir? Hoca merhum bir çok defa olduğu gibi yine merkebini kaybeder. Çarşıda, pazarda: — Kim bulursa, yularile, semenle müjde olarak vereceğim. Diye nida edermiş. — Hoca takımile bağışladıktan sonra ha tekrar eline geç­ miş, ha büsbütün kaybetmişsin, ne farkı var? Bundan ne kazanacaksın ? Diye soranlara şu cevabı verir: — Affedersiniz, bulmak > zevkini o kadar ehemmiyetiz, mi tutuyorsunuz? 97 — Şu dağın ardında da buiamazsam o zaman feryadı seyredin! , Hoca merhum merkebini kaybetmiş. Hem arar, hem türkü söylenmiş:1 — Merkebini kaybeden türkü söylemez, feryacî eder demişler. Hoca cevap vermiş: —. Bir şu dağın ardında ümidim kaldı. Orada da buia­ mazsam siz o zaman bendeki feryadı seyredin ! 98 — Benim neler çektiğimi anlasınlar ! Hoca merkebini pazara getirip, tellâla verir. İlk gelen müşteri yaşını anlamak için dişine bakacak olur. Eşek ada­ mın elini ısırır. Herif söğüp sayarak çekilir, gider. Başka bir müşteri kuyruğunu kaldıracak olur, Onu da tekmeler. O da topalhyarak ve lanet okuyarak gider. Tellâl gilerek: — Hocam, bu merkebi kimse almaz. Önüne geleni kapı­ yor, ardına geleni tepiyor! Deyince Hoca şöyle söyler: — Zaten ben de onu satmak için getirmedim. Müslüman­ lar görsünler de benim neler çektiğimi anlasınlar diye getirdim! 99 — Galiba yine anneni darıltmışsın! Hocanın eşeği ölmüş. Karısı eline bir kaç akça vererek pazardan bir eşek ahnasmı söylemiş. Hoca pazardan aldığı
  • 48. NASREDDİN HOCA 47 eşeğin yularını çekip ardına bakmadan yoluna devam eder­ ken iki külhanbeyi sözleşip yavaşça eşeğin yularını sıyırırlar. Biri eşeği pazara götürüp parasmı paylaşmak üzere satar, öteki de yuları başına geçirip Hoca ile beraber evinin kapı­ sı önüne gelirler. Hoca arkasına dönüp eşek yerine adamı görünce şaşalar: — Ayol sen kimsin ? Deyince kurnaz külhanbeyi, sümüğünü çekerek, gözlerini büzerek, sesine de hazin bir eda vererek: — Ah, Hoca Hazretleri, cahillik. Nasılsa anamın huzurun­ da bir eşeklik ettim. Aşırı derecede canını sıktım. Annem de: Dilerim oğlan eşek olasın! >• diye inkisar etti. Derhal eşek oldum. Beni pazara götürüp sattılar. Siz aldınız. Sizin bere­ ketinizle tekrar adam oldum L. Diyerek Hocaya bir çok teşekkürler eder. Hoca da: — Haydi bir daha öyle külhanbeylik etme 1.. Yolunda nasihatlerle salıverir. Ertesi gün tekrar eşek al­ mak için pazara gider. Bir de bakar ki dünkü aldığı eşek canbaz elinde dolaşıyor. Hoca hemen merkebin kulağına eği­ lerek ve gülerek şöyle söyler: — Seni gidi çapkın seni, galiba sözümü dinlemeyip yine anneni darılttın 1 108 — Sen, hâlâ koyduğum yerde otluyorsun i Hoca dağda odun kesip eşeğine yükletmiş. Baltayı, aba­ sını da merkebin üstüne atarak: — Ben dağ yolundan gideceğim, sen doğru yoldan gel! Deyip gitmiş. Eve gelmiş, bakmış ki eşek gelmemiş. Biraz bekledikten sonra, eşek nerede kaldı diye dağa çıkar. Bakar ki eşek bıraktığı yerde otluyor. Amma üstünde aba ile balta yok. Hemen eşeğio. üzerinden odunu yıkıp semeri sallasırt ederek: — Sen hâlâ koyduğum yerde otluyorsun. Aba ile baltayı getir de semerini aik. Diye hiddetle söylenerek alır, yürüyüverir.
  • 49. 48 NASREDDİN HOCA 101 — İyi buldunuz, sahibi ölmüş eşeği î Hoca karısına: . — Ölmüş adam nasıl belli olur? Diye sorar. Karısı: — Eli ayağı soğur, ondan bilinir I der. ' Bir gün zavallı Hoca dağda odun kesip dermanı katan- 3/acak derecede yorulduğundan bir ağacm dibine çömelîr. Terli terli kendini rüzgâra verince eli ayağı tutrnıyacak dere­ cede üşür. «Ben öldüm!» diye kendisini olduğu yere bırakır. O esnada kurtlar Hocanın eşeğine musallat olup yemeğe başlarlar. Hoca güçlükle olduğu yerden başını kaldırarak: — İyi buldunuz sahibi, ölmüş eşeği, der. 102 — Aklın varsa doğru göle koş i Bir gün eşeğine keven denilen ve çabuk yanan bir diken­ den yükleyen Hoca, kendi kendine acaba yaş keven de kuru­ su gibi harlayıp yanar mı? diye merak eder. Bir çakmak çakınca diken tutuşur, derken rüzgârın şiddetinden merkebin her tarafını ateş sarar. Zavallı hayvan hem koşar, hem anı-' mr, nem de zarta çekip çifte atarmış. Hoca merkebe yetişe- miyeceğini, yetişse bile yanaşamıyacağmı anlayınca avazı •çıktığı kadar haykırarak şöyle söyler: — Aklın varsa doğru göle koş! 103 -— O da başının ,çaresine baksın ! Bir gün Hoca odun kesmeye giderken eşeği bir türlü dağ yokuşunu tınnanamaz. Birisi : — Şuradan biraz neft yağı al, kıçına sür, bak nasıl yürür der. Hoca tecrübe ettikten sonra hayvan can acısile koşmağa •başlar. Dönüşte, kendisinde dermansızlık hisseden Hoca biraz merkebe, biraz da kendisine sürer. Fakat acısından, eşekten daha çabuk evine gelir. Orada da duranuyarak koş­ mağa başlar. Karısı: — Yahu. rte oldu? — Deyince şu cevabı verir :
  • 50. NASREDDİN HOCA 49 — Olan oldu, ben göle koşuyorum, eşek gelirse söyle o- da başının çaresine baksın. 104 •— Dokuz eşek mi, on eşek rai ? Bir gün Hocaya buğday yüklü on eşek vererek değirmen­ den şehre yollarlar. Hoca, bunlardan birine biner, dokuzunu d(a önüne katarak yürümeğe başlar. Yolda kafasına şeytan musallat olur. Şu eşekleri sayayım, der. Sayar, bir de ba­ kar ki dokuz eşek var. Eyvah bir tanesi kayboldu! diye eşekten iner. Dolaşır, arar, nihayet gelir yine sayar; bakar ki on tane. Gönlü rahat ederek tekrar eşeğe biner, yürür. Fakat kafasındaki şeytan onu rahat bırakmaz. Bir daha sa­ yar, dokuz merkep. Tekrar iner, arar, dönüşte bakar ki on İane. Yine gönlü rahat edip eşeğine biner. Fakat yolda tek­ rar sayıp dokuz merkep bulunca artık çıldıracak hale gelir Bu sırada oradan geçmekte olan bir adama işi anlatır. A- d'am gülerek • — Hocam, şu senin bindiğin eşeği de saydın mı ? * Deyince Hocanın aklı başına gelir. Adamın ellerine yapı - şıp öpmeğe başlar: — İşte böyle bazan apaçık meselelerde aklımız bir4yere takılınca deliye döneriz, der. Bazıları bu fıkrayı şöyle bitirirler : Son defasında tekrar eşekleri on tane bulunca: — Adam sen de! Hayvana binip bir eşek kaybetmekten­ se yayan yürüyüveririm vesselam i Diyerek hayvanların arkasından yürümeğe başlar. 105 — Ben bilmemiş olayım dal.. Nasreddin Hoca merkebine kızdığı bir gün oğlunu ahıra çağırarak: — Şu merkebe bir daha yem, su verme, açlıktan gebersio, •der. Ahırdan çıktıktan sonra oğlunu tenhada yanına çağırıp şöyle söyler: — Korksun da bir daha beni kızdırmasın, diye öyle söy­ ledim. Ben bilmemiş olayım da sen yine yemini, suyuna' ver 1 F: 4
  • 51. IX NASREDDİN HOCA ve TİMURLENK 106 — Yarabbi şükür ! Timurlenk Ankara muharebesinden sonra bir müddet Âk- şehirde oturmuş ve Hoca merhuma pek çok iltifat etmiştir. Bu sayede Akşehir ahalisi de Timurun zulmünden kurtulmuştur. Bir gün, Nasreddin Hoca bir sepete bir kaç ayva koyarak: Timurlenk'e götürürken yolda bir tanıdığı rastgelir. Bu adanı ayva yerine incir götürmesini tavsive eder. Hoca da bîr miktar incir alarak götürüp takdim eder. Timurlenk incirler­ den bir tane yer, bir tane de Hocanın suratına ararmış. Her atışta da Hoca: — Yârabbi şükür 1 Lûtfuna, ihsanına hamdolsun.. Dermiş.. Timurlenk bunu işitince : •— Hoca, neye şükredersin ? Deyince Hoca cevap verir .• — Velinimetim, ben daha evvel birkaç ayva getiriyordunı. Bereket versin yolda bir adam bunu tavsiye etti. Ya onu dinlemeyip de ayvaları getirseydim, yüzüm gözüm ne hale girerdi ? İşte bunu düşünüyorum da Allaha şükrediyorum '<! 107 — Bu çomağı sen yeseydin dört ayaklı olurdan i Hoca, bir gün kaz pişirip Timurlenk'e götürür. Yolda gi­ derken dayanamıyarak bir bacağını yer. Hediyesini takdim edince Timurlenk: — Hoca, hani bu kazın bir ayağı? der. Hoca hiç biçimini bozmıyarak: — Bizim Akşehir in kazları hep tek ayaklıdır. İnanmazsa­ nız şu çeşme başındaki kazlara bakın, der. Hakikaten o sırada çeşme başındaki kazlar güneşlemek! için tek ayakla ve başlarını göğüslerine dayayıp duruyorlardı. Timurlenk adamlarına işaretle bunlara birer çomak vurdurun-
  • 52. NASREDDIN HOCA 51 ca kazlar iki ayak üzerine koşmaya başlarlar. Timur Hocayı pencere önüne çağırıp: — Hoca, sen yalan söylüyorsun. Bak kazlar iki ayaklıdır. Deyince Hoca şu cevabı verir: •— O çomağı sen yeseydin dört ayaklı olurdun. 108 — Buzağı iken öyle koşardı ki! Timurienk bir gün Hocayı cirit oyununa davet eder. Ho­ ca öküzünün sırtına bir palan vurup meydana gelir. Halkın kahkahalarının arasında huzura kabul edilir. Timur: — Hoca, cirit oyununda hayvanın gayet çevik olması ve kuş gibi seğirtmesi lâzımdır. Bu hantal, kaltaban öküze neye bindin. Deyince Hoca şu cevabı verir: — Gerçi beş on senedir tecrübe ettiğim yok arama, bu­ zağı iken görürdüm; öyle koşardı ki ardından at değil kuş bile yetişemezdi. 109 — Müjde, dişisi de geliyor! Timurlenk'in ordusundaki fillerden birini Hocanın köyüne göndermişler. Köyde ne varsa hepsini silmiş süpürmüş. Köy­ lü, Hocayı önlerine katarak Timııra şikâyete gelmişler. Fakat yolda birer birer sıvışmaya başlamışlar. Bunun üzerine Hoca Timurun yanma girerek: — Köyümüze lütfettiğiniz filden dolayı köylülerin teşek­ kürlerini arzeimeğe geldim. Fakat zavallı fil yalnız olduğu için inleyip duruyor. Müsaade buyursanız da bir tane de dişi fi! gönderilse., der. Timur, memnun olarak icabeden emri verir. Hoca köye dönünce bize hayırlı bir haber diye soranlara şöyle söyler: — Müjde, dişisi de geliyor! 110 — Bunu anlamak için eşek olmak lâzım! Timurlenk'e iri, gösterişli bir eşek hediye ederler. Etra- fmdakilerin her biri birer tarafını medhederler. Sıra Hocaya gelince: — Ben bu güzel mahlûkta büyük bir istidat görüyorum. Umarım ki talim edilirse okuma bile öğrenecektir, der.
  • 53. 52 NASREDDİN HOCA Timurla bir hayli münakaşadan sonra eşeğin okuma öğ­ renmesi için bir kaç gün izin alır ve bazı hazırlıklar için de para ister. Arzusu yerine getirilir, eşek de kendisine teslim edilir. Hoca merhum lâzım gelen tertibatı aldıktan sonra nihayet muayyen günde eşeği ile beraber meydana gelir, orta yere konulan masa üzerindeki koca kaplı kitaba doğru eşeğini gö­ türür Eşek, kitabın yapraklarını dili ile çevirir. Tekrar çevi­ rir. Nihayet başını kaldırıp bir güzel anım. Hoca gülerek; — Gördünüz, işittiniz ya, der: Bazı kimselerin: — Biz bundan bir şey anhyamadık, demeleri üzerine Ho­ ca şu cevabı verir : — Bunu anlamak için eşek olmak lâzımdır !. Timurlenk bu halden son derece hoşlanarak Hocaya bunu nasıl hazırladığını sormuş. Hoca da şu suretle izah etmiş: — Deriden büyük bir kitap yaptırdım. Bunun yaprakları arasına arpa taneleri koydum. Kendim yapraklan açarak bu taneleri yedirdim. Yavaş yavaş eşek de kendiliğinden yap­ raklan çevirmeğe ve bulduğu taneleri yemeğe başladı. Arada bir arpa koymuyordum. O zaman eşek cibilliyeti iktizası zır­ lamağa başlıyordu. İşte bu suretle alıştırdıktan sonra iki gün aç bırakarak huzurunuza getirdim. Yaprakları açtı. Arpayı bulamayınca da anırdı. Timur, bu zekâsından dolayı Hocaya ümidinden fazla ihsanda bıılunr. 111 — İşte Nasreddin Hoca da böyle atarî Bir gün Timurlenk, Hocayı ok talimi seyrine davet eder. Sohbet esnasında Hoca merhum bir zamanlar kendisinin de ok meşkettiğirıi söyler. Timurlenk bir tane atmasını isleyince özür dil -r; fakat nihayet zorlayınca atmaya mecbur kalır. Ya­ ya bir ok sürüp hedefe atar. Ok isabet etmeyince Hoca hemen: — İşte sekbanbaşı böyle atar, der. Bir ok daha verirler. O da başka bir tarafa gider. — Bizim subaşı da böyle atar, der.
  • 54. NASREDDİN HOCA 53 Bir tesadüf eseri olarak üçüncüsü tam hedefe isabet edin­ ce Hoca göğsünü kabartarak : — İşte Nasreddin Hoca da bunu böyle atar, der. 112 — Ferman buyurunuz, bir de çakşır verilsin! Timurlenk bir gün memleketin en cesur ada mile tanışmak istediğini söyler. Altından ne çıkacağını bilmedikleri için kim­ se ortaya atılmağa cesaret edemez. Nihayet Hocaya baş vururlar. Sen bu adamın huyunu biliyorsun, işi idare edersin. Seni ileri süreceğiz, derler. Kabul etmesi için de yalvarıp yakanrîar. Nihayet Hoca razı olur. Timur, Hocanın cesaretini tecrübe için meydanda bir top­ lantı emreder. Bütün erkân toplanır. Hocayı meydanın ortası­ na getirirler. Timurun en mahir okçularından biri nişan alır. Hocanın iki bacağı arasına okunu atar. Sonra Hocaya kolla­ rını iki yana gererek durmasını söylerler. Okçu, koltuğunun altından nişan alarak okunu atar. Cübbesinin kolunu delip ge­ çer. Hoca tir tir titrerse de kabadayhğa leke sürmemek için tahammül gösterir. Nihayet üçüncü tecrübe olmak üzere Hoca­ nın kavuğuna nişan alınacağını söylerler. Bu defa Hoca korku­ sundan kaskatı kesilir. Atılan ok da kavuğun tepesini delip geçer. Timur, Hocanın cesaretini fevkalâde takdir eder. Kendisine bolca akçe ile delinen kavuğu ile cübbesinin yerine birer ye­ nisini vermelerini emreder- Hoca buna teşekkür ettikten sonra: — Bari bir de çakşır lütuf buyurulsa da takım tamam oksa, der. Timurlenk: — Mevlâna, çakşırınıza bizim tarafımızdan bir ziyan vaki olmadı. Deyince Hoca şu karşılığı verir: — Velinemetim haklısınız. Gerçi sizin tarafınızdan bir zi­ yan olmadı; fakat benim tarafımdan çok ziyana uğradı! Ele alacak bir tarafı kalmadı. 113 — Nasreddin Hoca ile Dehrî Timurlenk Akşehirde iken bir Dehrî gelip tercüman vasi- tasile en büyük âlimlerle imtihan olmak istediğini bildirir. Nihayet bunu Hoca ile karşılaştırmağa karar verirler ve Hocaya bildirirler. Hoca der ki; herifi susturmağa çalışırız, fa-
  • 55. 54 NASREDDİN HOCA kat muvaffak olamazsam, «o divane meşrep bir adamdır, kendi kendine ortaya çıktı, asıl âlimimiz başkasır.» diye anlatırsınız. Nihayet Timurun huzurunda meclis kurulur. Dehrî, Timu- run yanma gelip sol tarafına oturur. Türk âlimini bekler. Nihayet, başında kocaman bir sarık, sırtında geniş kollu bir biniş olarak bir iki mollasiyle birlikte Hoca görünür. Ti­ murun sağ tarafına oturur. Dehrî ortaya gelerek itina ile bir daire çizer. Sonra cevap bekliyerek Hocanın yüzüne bakar. Hoca kalkıp dairenin ortasından bir çizgi çizerek ikiye taksim ettikten sonra Deh- rinin yüzüne bakar. Sonra tekrar bir çizgi çizerek dörde ayırır. Üç bölüğünü kendi tarafına çekerek bir bölüğünü Dehrîye doğru elinin tersiyle iter gibi yapar. Dehrî, takdir dolu nazarlarla bakarak cevabını tamam aldı­ ğını anlatır. Sonra elini açılmış lâle gibi parmakları yukarı doğru kalkık olarak tutup bir kaç kere yukarıya doğru sallar. Hoca da onun aksi olarak elinin üstü havada parmakları aşa­ ğıda olmak üzere bir işaret yapar. Dehrî bunu da kabul eder. Sonra Dehrî, kendisini elile gösterip parmaklarile yerde . hayvan yürümesini taklit eder, derken karnını göstererek bir şey çıkar gibi işaret eder. Hoca cebinden çıkardığı bir yu­ murtayı gösterdikten sonra iki kollarını sallıyarak uçar gibi yapar. Dehrî bunu da beğenerek kalkar, Hocanın ellerini öper. Herkes Hocayı tebrik ederler, her taraftan hediyeler yağ­ mağa başlar. Bundan sonra Timurlenk Dehrîyi bir kenara çekerek tercüman vasıta siyle bu işaretlerin mânâsım sorar. Dehrî der ki: Dünyanın yuvarlaklığı hakkında İslâm Ulemasının fikrini öğrenmek istedim. Bu sebeple arzın yuvarlaklığını işaret ettim. Nasreddin Hoca Hazretleri bunu teslim ettikten başka üstuva hattını işaretle dünyanın yarısı şimal küresi, yarısı cen ıp küresi olduğunu söyledi. Sonra, dünyayı dörde ayırarak üç parçası de­ niz, bir parçası kara olduğunu anlattı. Ben, ellerimi yukarı, doğru, kaldırarak yerden nebatların, ağaçların, m inhaların, madenlerin çıktığını anlattım. Buna karşılık Hoca Hazretleri bunların husule gelmesi için gökten, yağmur yağışını, güneş ışığının vuruşunu
  • 56. NASREDDN HOCA. 55 •vesaireyi anlattı. Sonra kendimi göstererek insanların ve elimle işaret ederek yer yüzünde yaşayan diğer mahlûkların birbirinden ürediklerini işaret ettim. Halbuki zîruhlardan mühim bir kısmını unutmuşum, cebinden bir yumurta çıkararak ve elile uçar gibi yaparak gökyüzündeki kuşları da anlattı. Binaenaleyh bu büyük âliminizle ne kadar iftihar etseniz haklısınız, diye sözünü bitirdi. Sonra, Hocanın başına toplanarak ondan sordular. Hoca da .şöylece anlattı; — Yahu, siz bu adamı bana âlim diye söylediniz. Halbuki bu aç gözlü herifin biri imiş. Yere bir daire çizerek «ah bir tepsi bö­ rek olsa!..» dedi. Evvelâ ikiye böldüm. Kardeş payı yaptım. Bak­ tım aldırdığı yok, dörde böldüm, üçünü kendim aldım, birini ona bıraktım, zavallı razı oldu. Sonra işaretle «bir tencere pilâv kay­ natılsa da kotarılsa yesek!» dedi. Ben de işaretle üstüne tuz, biber fıstık, üzüm koymak ve yağ dökmek lâzımdır dedim. O mesele de hallolundu. Sonra elile kendisini ve karnını işaret edip ve elile yürümek işaretini yapıp uzak yoldan geldiğini, nice zamandır iyi •bir yemek yemeğe hasret çektiğini anlattı. Ben de işaretle bildir­ dim ki, ben senden daha açım. Karnımın boşluğundan o kadar hafifim ki kuş gibi uçacak haldeyim. Sabahleyin kalktım, kadın katık olarak bir yumurta verdi, onu da yemeğe vakit bulamadım. İşte mesele bundan ibarettir. Ortada şaşacak bir şey yok!. 114 — Benim gibi elbiseni soyunsaydın ıslanmazdın ! Hoca bir gün Timurla beraber ava gider. Av esnasında yağ­ mur başlayınca geri dönerler. Hocanın atı yürümediği için geride kalır. Hemen soyunup elbisesini altına alır, yolda yağmur kesi­ lince tekrar giyer. Timurlenkle karşılaşınca Timur, nasıl ıslan­ madığını sorar. Hoca : — Böyle yiğit bir atın üstünde insan ıslanır mı, yağmur baş­ layınca bir üzengi çaldım, kendimi burada buldum, der. Başka bir gün ava giderken Timurlenk bu ata biner, tesadüf yine yağmur yağar, tembel at yürümediği için Timur sırsıklam olar. Ertesi gün Hocayı çağırıp azarlayınca Hoca şöyle söyler: — Canım ne danlıyorsun. Sen de elbiseni soyunup altına alarak yağmur bitince tekrar giyseydin benim gibi ıslanmazdın.
  • 57. 56 NASREDDİN HOCA 115 — Neuzü Billahi Timurlenk Hocaya demiş ki : — Hoca bilirsin ki Abbasî halifelerinden her birinin ünvaıaj Muvaffak BiIIâh, Mütevekkil Alâllâh gibi şeylerdir. Ben de OK- lann arasında olsaydım unvanım ne olurdu ? Hoca derhal şu cevabı vermiş : — Ey sahipkıran, hiç şüphe etmeyiniz, sizinki muhakkak: surette Neuzü Billâh olurdu. 116 - Ben de zaten peştamala paha biçmiştim! Hoca, Timurlenkle hamama girmiş. Bir aralık Timur : — Acaba bana şöylece ne paha biçersin? Diye sormuş. Hoca; — Elli akçe demiş. Timur şiddetle : — Be iz'ansız, yalnız belimdeki peştamal elli akçe eder! Deyince Hoca cevap vermiş : — Ben de zaten peştamala paha biçmiştim!. Size nasıl paha biçebilirim ? 117 — Ya deve, ya deveci ! Bir gün Hoca merhum Timurlenk'le görüşürken kendisin-r. bir devesi olduğunu ve okumağa çok istidatlı bulunduğunu ;öyler. Timurlenk bu deveyi görmek isteyince: — Müsaade buyurun, Kul huvallahü ahad'i öğretiyorum iyice öğrensin, getireyim, der. Bir kaç gün sonra tekrar buluştukları zaman Timur bumu hatırlatınca : — Sormayın velinimetim, der, tam sureleri okumağa başladsP. deve bir aşka geldi, şimdi ille hafız olacağım diye tutturdu. İnşallah haftaya hıfzını tamamlar, huzurunuza getiririm, der. Timurlenk'in yanından ayrıldıktan sonra, bu sözü işiten hemşehrileri Hocaya : — Aman hoca ne yaptın, haftaya ne cevap vereceksin, derler. Hoca bunlara şu cevabı verir : — Ne korkuyorsunuz yahu, bir haftaya kadar ya deve, :/•£. deveci! — Hakikaten bir kaç gün sonra Timurlenk oradan ayrıla­ rak başka bir yere gider.
  • 58. X NASREDDİN HOCA ve İHTİYARLIĞI 118 — İpe un sermişler Nasreddin Hocadan komşusu urgan istemiş. İçeri girip çı­ kan Hoca: — İp boş değildir. Kadınlar üstüne un sermişler. Demiş. Komşusu : — Hocam, bu nasıl iştir, ipe un serilir mi? Deyince Hoca şu cevabı vermiş : — Vermeğe gönlüm olmayınca ipe un da serilir ! 119 — Komşunun eşeği kuyruksuz sıpa doğurmuş! Hoca merhum, sabahleyin evden çıkarken karısına : — Bacı sultan, akşama âlâ bir bulgur pilâvı pişir de se­ ninle karşı karşıya gülüşe oynaşa yiyelim, der. Akşam yorgun argın dönüp gelince hemen sofraya oturur. Pilâvın yanında bir tas ayranla yeşil soğanı da görünce keyfi büsbütün artar. Zevk ve neş'e ile atıştırmağa başlar. Tam bu sırada komşunun çocuğu telâşla gelerek: — Aman amca yetiş, annem seni çağırıyor, der. Hoca hemen koşup gider. Yarım saat sonra kaşları çatık, neşesi kaçmış olarak döner. Karısı sofraya çağırır, oturmaz. Ne olduğunu sorunca : — Ne olacak, der, kırk yılda bir güle oynaya karı koca bir bulgur pilâvı yiyecektik, komşunun eşeği kuyruksuz sıpa doğurmuş, tasası bize düşmüş ! Meğer, zavallı komşu kadın evvelce hayvan doğururken hiç görmediği için henüz temizlenmemiş olan sıpanın kuyru­ ğunu görmeyince başka bir şey sanarak Hocayı çağırtmış!. 120 — Hocanın poyraz satması! Hoca bir sene bir köye imam olur. Ramazan ayı bitince köylüler mahsulün o seneki kıtlığını ileri sürerek Hocanın hakkı-
  • 59. 58 NASREDDİN HOCA m kesmeye karar verirler. Tam harman zamanı olduğu için Hoca da kızar: «Ben de size rüzgâr vermem! Bulun rüzgârınızı, savu­ ran harmanınızı!» diyerek harman yerine bakan bir tepeye koca­ man bir hasır gerer. Hakikaten günlerce harman yerine poyraz uğramaz. Bir taraftan da kalın bulutlar havada görünmeye baş­ layınca köylüleri telâş alır. Köylünün biri yola gelerek: — Hoca, ben sana geçen senenin iki misli hakkını vereceğim! Deyince Hoca gözünün önünde onun harmanına doğru hası­ ra parmağını sokup bir delik açar. Adam harmana gidince mü­ kemmel rüzgâr bulur. Başlar savurmağa. Bunu gören komşuları da harman yerine gelirler, fakat kendi harmanlarında rüzgâr bulamayınca öteki çifçtiden işi sorarlar. Adam der ki: — Nafile uğraşmayın, Hocaya gidip hakkını verin, rüzgâr satın alın. Böylece her biri gider, Hoca her birine hasırdan birer delik açar sonra hasırı da kaldırıp atar. Artık hepsinin işleri yoluna girer. Hoca da iki misli hakkını alarak kağnıya yük­ leyip köyüne giderken şöyle der : — Ulu Tanrım, hak sahibi hakkını el ile alamazsa işte 'böyle yel ile verirsin! 121 — Bu geçenki hamam ücretidir! Hoca merhum bir gün hamama gider. Hamamcılar eski bir peştamal ile kirli bir havlu vererek hiç iltifat etmezler. Hoca çıkarken aynaya on akçe bırakır. Hamamcılar hem sevinir, hem utanırlar. Ertesi hafta yine hamama gelince sırmalı hav­ lular, ipekli peştamallar verirler. Yine bir şey söylemeden çıkarken aynaya bir akçe bırakır. Hamamcılar buna şaşarak bahşişin azlığından şikâyete başlayınca. Hoca şöyle söyler: — Bunda şaşacak bir şey yok. Bugün verdiğim bir akçe geçenki hamamın hakkıdır. Geçenki de bugünün ücretidir. 122 — Bağdada gidecek vaktim yok! Dostlarından biri Hocaya, Bağdattaki bir dostuna gönder­ mek üzere bir mektup yazmasını rica edince Hoca: — Benîm- şimdi Bağdada gitmeğe vaktim yok!
  • 60. NASREDDİN HOCA 59 Diyerek yürür, gider. Adam merak edip arkasından koşar: — Kuzum Hoca, bir mektup yazmakla neden Bağdada gitmen lâzım gelsin? der. Hoca cevap verir : — Benim yazım gayet fenadır..Ancak ben okuyabilirim. Ba yüzden yazdığım mektubu yine ben okumalıyım ki içindeki anlaşılsın 123 — Şuna buna dağıtsaydım kırk yıldan sirke kalır mıydı? Bir gün komşusu: — Hocam, sizde kırk yıllık sirke var mı ? Hastamıza ilâç için lâzım oldu? der. Hoca, «var!» deyince «Canım Hoca, bir parça versen ne olur!» diye rica eder. Hoca «veremem!» diyince sebebini sorar. Hoca der ki: — Eğer şuna buna dağıtsaydım kırk yıldan sirke kalır mıydı? 124 — Onlar perdeyi bulamazlar da onun için! Bir mecliste lâtife maksadile Hocanın eliae bir saz tutuş­ turarak : — Lütfen şunu çal da, dinliydim, derler. Hoca sapından yakalayıp, aşağı yukarı mızrabı sürter, acı acı sesler çıkar. — Canım Hoca, saz böyie çalınır mı? Parmağını tellerin üzerinde oynatmak, perdelerde gezinmek lâzım! Derler. Hoca cevap verir : — Onlar perdeyi bulamazlar da aramak için gezinirler. Ben buldum, neden boş yere gezineyim ? 125 —- Benim nefese biraz da katran ilâve et! Bir köylünün keçisi uyuz olmuş. Katran sürmesini tavsiye etmişler. Köylü keçiyi alıp Hocaya getirerek: — Hoca, senin nefesin uyuz illetine bire birmiş. Şu keçiye bir nefes et, der. Hoca şöyle söyler: — Nefes ederim amma, illetin bir an evvel hayvandars 'defolmasını istersen benim nefese senin tarafından da biraz katran iîâve etmelisin.
  • 61. 60 ~ NASREDDİN HOCA ' 126 — Mezara tepesi üstü gömünüz ! Hoca merhum vefatına yakın dostlarını davetle bir takım vasiyetler ettiği sırada yine şakacı tabiatını bırakmıyarak şöyle söylemiş: — Ölürsem beni mezara tepesi üzerine gömünüz. Sebebini sormuşlar. Şu cevabı vermiş: — Yarın kıyamet kopup da dünya altüst olunca dosdoğru; kalkayım! 127 — O kadar ince eleyip sık dokumaya gelemem! Nasreddin Hoca bir gün eline bir kazma alıp bahçesinde bir çukur kazmakla uğraşırmış. Komşularından biri gelip de ne yaptığını sorunca: •— Mahalleli söyleniyor, sokak ortasında tamirden yığıl-p kalan molozu gömeceğim, demiş. — Ya buradan çıkan toprağı ne yapacaksın ? Deyince Hoca hiddetlenerek cevap vermiş : — Yook!. Bak ben o kadar ince eleyip sık dokumaya •gelemem. 128 — Er olan sözünden dönmez! Hocaya kaç yasında olduğunu sormuşlar. Kırk yaşındayımy demiş. Arası on sene geçtikten sonra tesadüfen yine sormuş­ lar. Yine, kırk demiş. — Hoca sen bundan on sene evvel, kırk yaşındayım, de- • mislin. Şimdi yine kırk diyorsun! Deyince Hoca şöyle söylemiş: — Er olar» sözünden dönmez. Söz bir, Allah bir. Yirmi sene sonra da sorsanız yine söylîyeceğim budur. 119 — Kar?, kısıp da attığı zaman bu maşa on arşın uzar! Hoca bir gün bedestanda tellâlın yüz akçeye bir kılıç gez­ dirdiğini görünce bunun kerametini sorar: — Düşmana havale edince beş arşın uzar derler. Frtesi gün Hoca evden ocak maşasını alıp doğru bedes- tana gelir:
  • 62. NASREDDİN HOCA 61 — Maşam yüz akçeye! Dîye gezdirmeğe başlar. Bunun bir akçelik bir maşa oldu­ ğunu görenler meziyetini sorunca şöyle söyler : — Siz dün bayağı bir kılıca, düşmana havale edince beş arşın azar diye yüz akçe istiyordunuz. Halbuki bizim kan bana kıza­ rak bu maşayı fırlattığı zaman, on arşın, belki daha ziyade uzar. 130 — Ya on günlük hamaliye ücreti isterse! Nasreddin Hoca bir gün hamala yük yükletip yola gider­ ken hamalı gözden kaçırır. Arar, bulamaz. On gün sonra bir­ kaç ahbabile giderken birisi: — îşfe senin aradığın hamal i Deyince Hoca hemen oradan sivişir. Tekrar buluştuklarında: — Yahu, adamı yakalamışken ne diye kaçtın ? Demelerile şöyle söyler: — Nasıl kaçmıyayım, ya herif beni tutup da on gündür yükünü taşıyorum, gündeliğimi isterim diye on günlük ücret isteseydi ne yapardım? 131 — Yazık sana, oğlun kadar olamadın! Hoca merhum, bir iş için Bursaya gider. Hükümet daire­ lerinde bir hayli uğraşır, işini halledemez. Birisinin tavsiyesi!e kırk gün sabah namazını Ulucamide top kandilin altında kılar. Yine işi olmaz. Bir sabah Ulucami civarında küçük mescidde namazını kılıp ellerini açarak temiz yürekle dua eder. Sonra çıkar, hükümete gider. Tesadüfen işi neticelenir. Bu ha! karşısında Hoca, doğru Utucamie giderek büyük kapıdan içeriye şöyle haykırır: — Yazık sana, oğlun kadar olamadın! 132 — Allah taksimi rai ? taksimi mi ? Mahalle çocukları ellerine geçirdikleri cevizleri aralarında pay edemiyerek kavgaya tutuştukları bir sırada oradan geç­ mekte olan Hocayı görünce ona müracaatla bunun taksimini rica ederler. Hoca sorar: — Aîlah taksimi mi istersiniz, kuî taksimi mi ? •
  • 63. 62 NASREDDİN HOCA Çocuklar bir ağızdan: — Allah taksimi! derler. Hoca da bazısına bir avuç, bazısına bir tane, bazısına uç tane verir. Kimisine hiç vermez. Çocuklar bu taksim işine akıl erdiremiyerek: — Hoca bu nası! iştir? derler. Hoca cevap verir: —• Yavrularım Allah kimine verir, kimine vermez. İşte Ailah taksimi budur. Bir gün Hoca pazara giderken mahalle çocukları düdük ısmarlarlar. Hoca hepsine «pek iyi pekiyi» der. Çocuklardan biri: — Şu parayı a! da bana bir düdük al, der. Çocuklar, akşam üstü Hocanın yolunu beklerler. Kasabaya gelince etrafını sararak hep birden : — Hani bizim düdüklerimiz! derler. Hoca, para veren çocuğun düdüğünü uzatıp şöyle söyler: — Parayı veren düdüğü çalar! 134 — Eski kilimi bozup heybe yapacaktım S Bir köye misafir olan Hoca heybesini kaybeder. Köylüleri toplryarak : — Ya heybemi bulursunuz, yahut yapacağımı ben bilirim, .der. Köylüler telâş ederek heybeyi arar, bulur, kendisine tes­ lim edip özür dilerler. Hoca köyden ayrılırken uğurlayanlar­ dan birisi merak ederek : — Kuzum Hoca, heybeyi bulmasaydm ne yapacaktın ? Diye sorar. Hoca kayıtsızca cevap verir: — Ne yapayım oğul. Evde eski bir kilim var, onu bozup- heybe yapacaktım. Bir gün Hoca evinin damını tamir ederken bir adam ka­ pıyı çalar. Hoca yukarıdan seslenir.: — Ne istersin? Adam cevap verir: 133 Parayı veren düdüğü çalar 1 1.35 Allah- versin !
  • 64. NASREDDİN HOCA 63- — Bir parça aşağıya geliniz. Hoca aşağıya inip kapıya varınca fakir adam: — Sadaka isterim, der. Hoca hiddetlenir, fakat hiç halini belli etmeden: — Yukarı gel! der. Fakir evin damına kadar çıkınca Hoca: — Allah versin! der. Fakir: — Peki amma mademki boş ^gönderecektin, niçin aşağıda söylemedin ? Deyince Hoca şu cevabı verir: — Ya ben yukarıda iken sen niçin söylemedin de beni kapının önüne kadar indirdin! 136 — Kadınların sohbetine doymazdı diye ağlayınız! Hoca hastalanır. Komşu kadınları hatır sormağa gelirler. Hocayı iyice buldukları için kadınlardan biri lâtife kasdiyle; — Hoca Hazretleri, Allah geçinden versin, şayet size bir emri Hak vaki olursa ne diyerek yas tutalım? Diye sorunca Hoca o halinde bile şakayı bırakmıyarak ştı cevabı verir: — Kadınların sohbetine doymazdı diye ağlayınız! ÎS7 —_ Belki kapı iki tanedir de bîrinden.çıkıp gitmiştir! Bir kaç molla Hocaya rasgelip psşîne takılır, evine kadar gelirler. Hocanın bunları savmağa yüzü tutmadığından kapı­ nın önünde mollalara: — Siz azıcık burada durun! Diyerek eve girer, karısına münasip surette bunları sav­ masını söyler. Karısı kapının arkasında, güya bilmezlikten gelerek ne istediklerini sorduktan sonra: — Hoca evde yok! der.' Softalar : — A canım şimdi beraber geldik, o bi?,i burada bırakıp, içeri girdi!